Kürt siyasetinin stratejik çelişkisi

Temmuz ayında yapılan genel seçimlerle birlikte kendini Kürt olarak tanımlayan vatandaşlar siyasi taleplerini ve beklentilerini Meclis çatısı altında dile getirebilme olanağına sahip oldu.
Haber: GÜNEŞ MURAT TEZCÜR / Arşivi

Chicago;
Temmuz ayında yapılan genel seçimlerle birlikte kendini Kürt olarak tanımlayan vatandaşlar siyasi taleplerini ve beklentilerini Meclis çatısı altında dile getirebilme olanağına sahip oldu. Fakat, Demokratik Toplum Partisi'nin Meclis'te grup kurmasıyla başlayan süreç, Kürt siyasi kimliğinin demokratik ve barışsal zeminlere taşınmasını ve şiddetin son bulmasını sağlamaktan uzak. Son iki ayda meydana gelişmeler toplumsal gerilimi artırıyor, DTP'nin bir çözüm unsuru olarak hareket etmesini ve algılanmasını engelliyor. Bu çatışma dolu süreç muhtemelen DTP'nin kapanmasıyla sonuçlanabilir. DTP tecrübesinin başarısız olması, Kürt siyasi kimliğinin Meclis çatısı altında temsilinin çözüm için yeterli olmayacağını ortaya koyacaktır.
Bu bağlamda irdelenmesi gereken en önemli unsur DTP'nin ya da karşıtlarının söylemleri değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt siyasetinde belirleyici olan tarihsel tercihleridir. Bu tercihlerin ortaya koyduğu siyasi tavırlar ve varsayımlar kamusal mekânlarda tartışıldıkça, Kürt milliyetçiliğinin Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit edip etmediği daha iyi anlaşılabilir.
Kürt milliyetçiliğinin güçlenmesi
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana en temel amaçlarından biri, Kürt milliyetçiliğinin, anadili Kürtçe olan vatandaşlar arasında zemin bulmamasına çalışmaktır. Kürt milliyetçiliğinin ayırt edici söylemi "Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı" olarak düşünülebilir. Bu söylem demokratik cumhuriyetten federalizme, özerk yönetimden bağımsızlığa kadar çeşitli siyasi talepleri besleyecek bir çeşitliliğe sahiptir. Bu söylemin, anadili Kürtçe olan vatandaşlar tarafından benimsenmesi, Türkiye Cumhuriyeti için her zaman bir varolma-yokolma tehlikesi oldu. Bu tehdit algılayışı Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt siyasetinin ana prensibidir. Bu nedenle Kürt millliyetçiliğinin ortaya koyduğu en ılıman ve makul talepler bile Cumhuriyet'i yönetenler arasında çok az itibar gördü. Endişe, "terör örgütü ve bağlantıları"nı muhatap almaktan öte, Kürt milliyetçiliğinin meşruiyetini kabul etmekten kaynaklanıyor.
Cumhuriyet'i kuranların da farkında olduğu gibi Kürt milliyetçiliğinin güçlenmesi ve geniş halk katmanları arasında destek bulması aslen dört unsura bağlıdır: a) Cumhuriyet rejiminin demokratik bir yönetim tarzına sahip olup olmaması, b) Kürt milliyetçilerinin örgütlenme yetenekleri ve kapasiteleri, c) Kürt milliyetçilerinin örgütlemek istediği kitlenin sahip olduğu kültürel değerler, semboller ve tarihsel mirası, d) Ortadoğu coğrafyasının siyasi gelişmeleri ve Türkiye'nin uluslararası ilişkileri. Bu unsurların birbiriyle etkileşimi Kürt milliyetçiliğinin etkisini ve gücünü şekillendirmiş, halen de şekillendiriyor.
Rejimin demokratik olması Kürt milliyetçiliğine daha özgür bir örgütlenme ve ifade alanı sağlamakla birlikte milliyetçiliğin besleneceği dışlanmışlık ve ezilmişlik psikolojisini azaltır. Öte yandan rejimin baskıcı olması Kürt milliyetçiliğinin örgütlenme olanaklarını azaltırken anadili Kürtçe olanlar arasında dışlanmışlık ve ezilmişlik hislerini körükler. Bu zamana kadar Cumhuriyet'i yönetenlerin tercihi demokrasinin getireceği riskleri göze almadan Kürt milliyetçiliğini baskı yoluyla sindirmedir. Baskı ve şiddetin beslediği korku kaçınılmaz olarak anadili Kürtçe olanlar arasında dışlanmışlık ve ezilmişlik kültürünü hakim kıldı.
Kürt kimliğini gizlemek
Cumhuriyet'in kuruluşundan beri uygulanan asimilasyon siyasetinin amacı ise, anadili Kürtçe olan kitlenin sahip olduğu kültürel değerlerin, sembollerin ve kolektif hafızanın, Kürt etnik kimliğine dayalı bir siyasi güce kaynak olmasını engellemektir. Amaç, anadili Kürtçe olanların kendilerini Kürt olarak tanımlamaması ya da en azından Kürt kimliğiyle siyasi taleplerde bulunmamasıdır. İyi bir eğitim almış ve sınıfsal olarak konumlarını artırmak isteyen Kürtçe konuşan kişiler, etnik kimliklerini öne çıkarmamayı kendi çıkarlarına bulurlar. Bunun yanında dinsel kimliklerin ve bağlantıların vurgulanması da etnik kimliğin önemini yitirmesinde son derece önemli unsurlardan biridir. Asimilasyon politikalarının başarısı yadsınamaz. Anadili Kürtçe olduğu halde milyonlarca vatandaş toplumsal ilişkilerinde, siyasi davranışlarında ve hatta kültürel zevklerinde bile Kürt kimliğini geri planlarda tutuyor. Asimilasyon, Kürt milliyetçiliğinin mobilize edebileceği kitleyi ciddi şekilde azaltıyor. Bunun karşısında milliyetçiler, Kürtlerin ayrı bir kimliğe ve tarihe sahip olduğunu öne çıkaran faaliyetlerde bulunuyorlar. Örneğin, Cumhuriyet'in kuruluşunda Kürtlerin bağımsız bir irade ortaya koyup Mustafa Kemal Atatürk'le işbirliği yaptığını vurguluyor, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Kürt ayaklanmalarını idealize ediyor ve Kürtlerin kültürel zenginliklerini ve tarihsel birikimlerini Türklerden ayrı olarak algılamaları gerektiğini iddia ediyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt siyasetinin diğer önemli halkası Ortadoğu'daki siyasi dengelerin Kürtler lehine değişmesini engellemek ve Kürtlerin uluslararası arenada etkinliğini dizginlemektir. Bu anlamda Türk kamuoyunun Kuzey Irak'taki Kürt oluşumuna tepkisinin özünde PKK'nin orada barınmasından daha çok, "Kürtlerin kendi kaderlerini tayin" söyleminin Kuzey Irak'ta önüne geçilemeyecek şekilde somutlaşması yatıyor. Ayrıca uluslararası durumun bu fiili oluşuma hayat şansı vermesi Türkiye'nin ABD'yle olan ilişkisini geriyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin tehdit anlayışı bu oluşumun en azından sürekli olarak abluka altında tutulmasını gerektiriyor. Bu bağlamda, AB'nin anadili Kürtçe olanları bir azınlık olarak kabul etme eğilimi de Türkiye'nin birliğini zedeleyici olarak algılanıyor.
Çelişen uygulamalar
Özetlemek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt siyasetinin üç temel amacı vardır: Baskı ve şiddet yoluyla Kürt milliyetçiliğinin örgütlenmesini engellemek, asimilasyonla Kürt milliyetçiliğinin hitap edebileceği kitleyi küçültmek ve Kürtlerin uluslararası arenada bağımsız bir aktör haline gelmelerini sekteye uğratmak. İronik olan ise, bu üç siyasi uygulamanın birbiriyle çelişkili olmasıdır. Baskı stratejisi uzun bir dönem başarılı oldu, Kürt milliyetçiliğini toplumsal destek ve örgütsel liderlikten mahrum bıraktı. PKK'nin 1980'lerin ikinci yarısındaki yükselişi ise Cumhuriyet'i gafil avladı ve bir bocalama dönemine girildi. Yine de, 1993'ten itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri PKK'den inisiyatifi geri almaya başladı ve alan hakimiyeti konseptinin uygulanmasıyla PKK'nin kurtarılmış bölgeler kurma hedefi sonuçsuz kaldı. Bunun yanında "terörle mücadele" Kürt kökenli vatandaşlar arasında suçlu suçsuz ayrımı gözetmedi; devletle Kürt kökenli vatandaşlar arasındaki ilişkiye korku, şüphe ve baskı hakim oldu. Şiddet bazlı uygulamalar kaçınılmaz olarak asimilasyon stratejisini sekteye uğrattı. PKK'ye karşı verilen mücadelede insan hakları ihlallerinin yaygınlaşmasına ve hatta günlük hayatın parçası olmasına yol açtı. Çatışma ortamında palazlanan kanundışı yapılanmalar, vatandaşlar arasında korku ve terör yarattı. Susurluk ve Şemdinli gibi tesadüfi olaylarla kamuoyunun gündemine gelen bu yapılanmalar halen güçlerini koruyor. Çatışmalar nispeten azalsa da korku ve sindirmeye yönelik psikolojik savaş uygulamaları devam ediyor. Toplumun geniş kesimlerini hedef alan şiddet bazlı uygulamalar ve korkuya dayalı siyaset ayrımcılığa yol açarak Kürt milliyetçiliğini besliyor. Bunun yanında, Kuzey Irak'ta fiili Kürt oluşumuna karşı Türkiye'de hakim olan saldırgan ve küçümseyici tavır, Kürt vatandaşların dışlanmışlık ve ötekilik duygularını kabartıyor. Sonuç olarak, baskıcı tercihler ve Irak Kürtlerini Türkiye için ölümcül bir tehdit olarak gören anlayış, asimilasyon çabalarının altını oyuyor.
Kürt milliyetçiliğinin ulaştığı göreceli olgunluk ve etkinlik gözönüne alındığında, birbiriyle çelişen baskı ve asimilasyon uygulamalarının Kürt meselesini kalıcı olarak çözeceğini ummak gerçekçi olmaz. Kürt milliyetçiliğini kültürel bir güç olarak kabullenmenin ve Türk siyasi sisteminde ehlileştirmeyi ve uysallaştırmayı amaçlamanın artık zamanı geldi. Bu yeni stratejinin ana hedefi, Kürt kimliğini kullanarak demokratik zeminlerde siyasi taleplerde bulunan insanlara, eşit haklara sahip özgür vatandaşlar olarak davranmaktır. Bu hedefi belirleyecek ve uygulayacak siyasi irade muktedir olmadığı sürece, Kürt milliyetçiliğinin Meclis'te temsil edilmesinin çözüm yolunda hiçbir katkısı olmayacaktır.

GÜNEŞ MURAT TEZCÜR: Dr., Loyola Üni., öğretim üyesi