Kurtlar Vadisi terörü

'Kurtlar Vadisi' dizisinin geçen sezon sona eren versiyonunu izleyenlerin ortak sporu, dizide yer alan karakter ve olayların "gerçek hayatta" kimlere ve hangi olaylara tekabül ettiğini tahmin etmekti.
Haber: HALİL NALÇAOĞLU / Arşivi

'Kurtlar Vadisi' dizisinin geçen sezon sona eren versiyonunu izleyenlerin ortak sporu, dizide yer alan karakter ve olayların "gerçek hayatta" kimlere ve hangi olaylara tekabül ettiğini tahmin etmekti. Doğrusu dizi bu tahmin sporunu cesaretlendirmek için elinden gelen her türlü numarayı yapıyordu. Öte yandan, çoğunluk tarafından bir şaka gibi algılansa da, dizide yer alan karakter ve olayların kurmaca olduğuna dair beylik uyarı yazısı her bölümün jeneriğinde ekranda beliriyor ve bu tuhaf sporun taraftarlarını tekinsiz bir kitlesel suç ortaklığına davet ediyordu: "Hepimiz bal gibi biliyoruz ki dizi yapımcıları bu uyarı yazısını hukuken koymak zorundalar, oysa dizi açık bir şekilde Türkiye'de gelişen bazı olayları anlatıyor ve kutsal bir vatani görevi ifa ediyor."
Dizinin yayına giren bölümü, başta RTÜK ve yaygın medya olmak üzere resmi-sivil pek çok kesimde yoğun tartışmalara yol açtı. Öyle anlaşılıyor ki, bu tartışmalardan çok devreye sokulan RTÜK tehdidi dizinin yayından kaldırılmasına yol açtı. Beklendiği üzere, bu "kurgu" dizinin yapımcısı firma, dizinin yayın saatinde ekrana koydukları, 16 Şubat tarihli gazetelerde ve kendi internet sitelerinde de yer alan bir açıklama ile durumu protesto etti. İlginç bir şekilde yapımcı şirket, dizinin "sanal", uygulanan fiili sansürün ise "gerçek" olduğu vurgusuyla (aslında haklılar, yasaklamayla gerçek paralar uçup gidiyor) kendisini ifade özgürlüğü kalkanı arkasına saklarken, ortaya koyduğu yarı tehdit yarı şantaj kokan ifadelerle önlerinin bilinçli bir ideoloji/çıkar yapılanması tarafından kesildiğini söylüyorlar.
Yapımcılar ve Türkiye
Önleri kesilmese ne yapacaklardı? Yapımcı şirketin protesto metnine inanacak olursak, bu "sanal" dizi, "ülkenin 40 bin insanına kıyan senaryoyu yazdıran ellerin parmak izlerini sanal laboratuvarda teşhis" edecek ve bu "kanlı sürecin yol açtığı... 300 milyar dolarlık kaybın hesabını" soracaktı. İddia çok açık değil mi? Türkiye'de "bölücü terörden" rant sağladığı için terörün sürmesinde çıkar gören çevreler var ve 'Kurtlar Vadisi' bu kirli senaryoyu kendi sanal laboratuvarında deşifre edeceği için linç edildi.
"Sanal gerçeklik" gerekçesi ile cürmünü küçük göstermeye çabalayan dizinin, PKK terörü veya Yahudi/Mason komplosu konusunda ortaya koyduğu iddialar size de biraz fazla "gerçek" gelmiyor mu? Dizinin (yapımcılarının) bu duruşu, bugün ahlâken Türkiye'yi cidden sarsan, yaralayan ve utandıran paramiliter tavırları fazlasıyla hatırlatmıyor mu? Etnik anlamda Türk-olmayan her türlü toplumsal unsuru hedef tahtasına yerleştiren, devletin aciz kaldığı durumlarda "kendi işini kendi görmeyi" kaçınılmaz ve onurlu bir tavır olarak tanımlayan, ateşli ateşsiz bilumum silahı yaşam kültürü haline getirmiş "sevimli" insanları başrollere yerleştiren, can almayı oyun haline getirip şakasını yapabilen ve tüm bunları popüler ideolojik Türkçü-İslamcı zırh altında yapan karakterleri adaletten yakayı sıyırabilen 'Kurtlar Vadisi', aynı demokratik değerler açısından ahlâki bir dibe vuruş değilse nedir? Bütün bu ideolojik aburcubur son zamanlarda mantar gibi biten sivil kisveli paramiliter toplum örgütleri tarafından trajikomik ritüellerle ortaya döküldüğünde bile belki ahlâken müsterih olabiliriz. Ama aynı zırvalar kâr amaçlı ticari bir şirketin diline dolanıyorsa durum çok daha vahim demektir.
Yapımcı şirket, "Kurtlar Vadisi, daha birinci bölümün ilk sahneleriyle birlikte bu ülkede 'her şeye rağmen' herkesin kardeş olduğu bilincini pekiştirmek için en etkili örneği vermiştir" diyor. Altını çizme gereği duyduğum "her şeye rağmen" ifadesi cidden ürkütücü. Aynı coğrafyada yaşayan sivil halkların kardeş olduğu malum gerçeği, 'her şeye rağmen' vurgulanma ihtiyacı doğuruyorsa burada biraz durup düşünmemiz lazım. Zira birileri gelip yıllardır önünüzde duran masayı işaret ederek "bu masadır" dediği zaman tedirgin olmamız gerekir. Bu noktada asıl soru, söz konusu nesnenin masa olup olmadığı değil, bunun bize neden söylendiği olmaz mı? Slavoj Zizek popüler TV dizisi '24' için 'The Guardian'a (10 Ocak 2006) yazdığı eleştiri yazısında tam bu noktayı dikkatlere sunuyor. Dizinin içeriğinde işkencenin meşru bir sorgulama yöntemi olarak kullanılması bir yana, bunu herkesin bildiği kirli sır statüsünden çıkartıp toplumun gözünün içine baka baka itiraf etmek (bkz. Dick Cheney) ahlâki ve politik standarların dibe vurmasıdır diyor Zizek. Kanımca aynı eleştiri Vadi için fazlasıyla geçerli. Bu anlamda dizinin yayından kaldırılması bir demokrasi zaafı değil zaferidir, bilinçli olarak kazanılmamış bile olsa.
HALİL NALÇAOĞLU: İstanbul Bilgi Üni.