Kusursuz oyun

Tom Waits kimdir, bilen tanıyan var mıdır gerçekten? İlk albümü Closing Time'ı çıkaralı neredeyse 25 sene olmuş. Ama o tarihten bu yana o kadar farklı Tom Waits'lerle karşılaştık ki, bir tarifte bulunmak oldukça zor.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Tom Waits kimdir, bilen tanıyan var mıdır gerçekten? İlk albümü Closing Time'ı çıkaralı neredeyse 25 sene olmuş. Ama o tarihten bu yana o kadar farklı Tom Waits'lerle karşılaştık ki, bir tarifte bulunmak oldukça zor. İlk çıktığında beat kuşağının en önemli ozanlarından biri olmuşken o bir anda erişkinlerin kulüplerinde Sinatra'nın antitezivari karanlık bir gösteri sergilemeye başladı. Tam ona alıştık bu sefer 1980 tarihli Heart Attack & Vine ile alternatif rock'ın belki de açılış maçını oynadı. Hikâyenin hepsini anlatmaya gerek yok. Farklı kayıt sistemleri üzerine yaptığı denemeler, kabareler, kendisinin "kübist funk" olarak adlandırdığı son albümü Real Gone'da sergilediği ritmik sesler dalgası ve daha nicesi. Kısacası hayranını her daim ters köşeye yatıran bir adam Tom Waits. Ancak bu hikâyeye bir bütün olarak baktığımız zaman karşımıza bir tek ortak payda çıkıyor. Müzik Tom Waits için tiyatronun ta kendisi. Koca bir oyun. Kurallarını istediği gibi belirlediği, repliklerini arzuladığı gibi değiştirdiği, çöplükte bulduğu her şeyden dekor yapabildiği bir tiyatro oyunu. Çoğu zaman karanlık ama mizahi keskinliği ve gücü hiçbir zaman ikinci plana atmayan, muğlak ve son kertede provokatif bir oyun. O yüzden de merakla takip ettik hep Tom Waits'i. Hep bir sonraki perdede ne tür numaralar çekeceğini düşünerek.
İşte Waits'in Türkiye'ye henüz yeni gelen Orphans albümü böyle bir merakı gideriyor yine. Albüm sanki oyunun ortasında sunulan "şu ana kadar seyretmiş olduğunuz oyunun kısa bir özeti". Ama tabii ki Tom Waits'e has bir halde yapılanı.
Orphans aslında üç ayrı disk ve üç ayrı albümden oluşuyor: Brawlers (Yaygaracılar), Bawlers (Patırtıcılar) ve Bastards (İtler). Toplam 54 şarkının yer aldığı bu özel albümün çıkış noktasıyla vardığı nokta arasına her zamanki gibi Tom Waits'e özgü çelişkiler damgasını vurmuş. Özünde kenarda kalanlar yani "yetim kalmış şarkılar" projesi olarak başlamış Orphans. Stüdyo kayıtlarından arta kalanlar, başkalarının şarkılarının yorumları, film/tiyatro müzikleri vs. Ancak gelinen noktadan memnun kalmayan paranoyak/şizofrenik/her daim zırdeli Waits bunun üzerine 30 yeni şarkı yazmış, geri kalanları da yeniden kaydetmiş. Haliyle karşımızda duran bu üç disklik -şimdiden efsane olmayı hak eden- eser geçmişten geleceğe dökülen ama günün sonunda tamamıyla özgün bir albüm üçlemesi. Ve böyle olması da çok önemli. Çünkü bu şekliyle 57 yaşına merdiven dayamış Waits ile onu besleyen ve onu o yapan ana damarlarla belki de ilk defa bu kadar yalın ve çıplak bir şekilde yüzleşebiliyoruz.
İlk disk Brawlers, adından da anlaşabileceği gibi bir rock 'n roll albümü. Rock müziğinin geldiği veya en popüler olduğu noktadan bahsetmiyoruz. Bu alenen bir "köklere dönüş" albümü. Carl Perkins'i hayal edebiliyor, rock 'n roll'daki ilk dönem blues ile folk müziğini birleştiren o olağanüstü kimyaya şahit oluyorsunuz. Ama daha da ötesinde blues müziğinin köklerine iniyoruz. Ain't Going Down To The Well'de "ben gerçekten inanıyorum" derken kendinizi Mississippi deltasında bir pamuk tarlasında türkü yakan Afrikalıların arasında buluyorsunuz. Keza Lord, I've Been Changed'de günahlarından arınmaya çalışan ama aynı esnada hayatta kalmaya çalışan bir suçluyu dinliyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Burada dikkate değer başka şarkılar da var elbette. Bir kere Road To Peace Ortadoğu sorununa eğilirken ilk defa Waits'i tasvirlerden uzak, bu kadar yalın görüyoruz. Walk Away ağırdan alınmış nefis bir rockabilly iken asıl sürprizleri bir The Ramones şarkısı olan The Return Of Jackie And Judie ile Carly Simon tarafından efsaneleştirilmiş ve pop müziğinin en önemli aşk şarkılarından biri olan Sea of Love yaşatıyor.
En güzel aşk şarkıları
Ancak klasik Waits hayranlarını en fazla mutlu edecek disk Bawlers albümü. Çünkü burada artık imzası haline gelmiş aşk şarkılarının en güzel, en karanlık ve de en etkileyici örnekleri sunuluyor. Daha ziyade The Black Rider albümüyle Mule Variations arasında duran albüm, valslerle, country melankolizmi ve sarhoş ağıtlarıyla bir kur yapma albümü adeta. Norah Jones'un da yorumladığı Long Way Home, Waits'in sesinde ve dilinde belki de ilk defa bu kadar ait olması gerektiği yerde, tutkulu bir er kişinin elinde dururken, daha önce Şrek 2'nin film müzikleri arasında yer alan Little Drop Of Poison farklı bir kayıtla yine insana hüzünlü bir kapı aralıyor. Never Let Me Go ve yine bir The Ramones yorumu olan Danny Says bu albümün diğer ağır topları.
Son albüm olan Bastards ise bu Tom Waits oyunun en renkli perdesi. Fanteziler, birbirinin içine geçen sesler, şiirler, hikâyeler, yalanlar ve gerçekler bu diskte. Planlanmış bir curcuna adeta. Brecht/Weill'dan What Keeps Mankind Alive ile başlıyor albüm. Sonrasında Children's Story ile ürkünç bir masal olarak devam ediyor. Karınca ordularının zalim hikâyelerini anlatıyor, sonrasında araya beatbox'lar karışıyor, kaosa başlıyor. Eşini benzin ve arpa birası kokan birisi olarak tasvir edip serenat yapıyor, Bukowski'nin Nirvana'sını okuyor, Kerouac'ın şiirlerine hayat verip çemberi tamamlıyor. Beat kuşağının belki de en önemli müzisyeni olan Tom Waits, Kerouac'ı alıp kendisiyle birlikte geleceğe taşıyor.
Tom Waits'in tiyatro sahnesi, müziği. Baş aktörü de onunla özdeşleştirilmiş olan zımpara kağıdı gibi çıkan sesi. Anarşist ama bir o kadar yapıcı olan bu oyunda dekorlar göz kamaştırıcı, oyun metni benzersiz. Çünkü bu oyunda gerçekler yalan, hikâyeler ise çok gerçek.
Orphans/Tom Waits/Atlantis