Laç deresindeki kemikler

Laç deresindeki kemikler
Laç deresindeki kemikler
"Büyük mağara içerisinde 70 ve diğer mağaralar ile tarama sahası içerisinde 146 ki cem'an bugün 216 haydud imha edilmiş ve 12 haydud cesedinin Munzur suyu üzerinde cenuba doğru akıp gittiği görülmüştür"
Haber: EVRİM KARAKAŞ* / Arşivi

Geçtiğimiz hafta, Dersim katliamı ile ilgili, belki de şu ana kadar en gerçekçi delil ortaya çıktı. Laç Deresi’nde bulunan Qemere Hesen mağarasında, gazeteci arkadaşları ve mağdur yakınlarıyla mağaraya gidip çekim yaparak görüntüleri bize ulaştıran Ferit Demir’in aktardığına göre, 500 kişiye ait kemikler ve üzerinde 1935 tarihi bulunan yüzlerce boş mermi kovanı bulundu. Yaklaşık 75 sene sonra koşulların iyileşmesi ile birlikte mağaraya giden mağdur yakınları, kanımca sadece kemikleri bulmakla kalmadı, bir tarihi gerçekliğin yorumsuz bir biçimde dünyaya aksettirilmesine vesile oldular. Bu açıdan bahane bulucu tarihin üzerine onlarca kitap yazdığı yanlışları da ortaya çıkardılar.

“216 haydud imha edilmiş”

Laç deresi, 1938’de ordunun giremediği son bölgeydi. Derin vadilerle yarılmış olan bölgenin arızalı coğrafyası ordunun burada kolayca hareket etmesini engelliyordu. Bu sebepten dolayı üç tugay ile bölge kuzey, güney ve doğudan sarıldı ve direniş bu şekilde kırıldı. Bu direnişin kırılmasında direnişi örgütleyen Ivîs’in ölümünün getirmiş olduğu moral bozukluğu da etkili olur. Bu durum Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları’ndan çıkan ‘ Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar 1924-1938’ kitabının 436. sayfasında anlatılır. Ben aynı olayı Serap Yeşiltuna’nın ‘Devletin Dersim Arşivi’ kitabında bulunan ve 21.07.1938 tarihinde bizzat Hüseyin Abdullah Alpdoğan tarafından yazıldığını düşündüğüm ve iki gün sonra Celal Bayar’a arz edilen rapordan, raporun diline ve maddelerine dokunmadan, yukarıdaki mağara ile ilgili kısmını aktararak anlatmak istiyorum: “Mameki Bölgesinde Laç Deresi mansabı yakınında haydudlara Erzincan tugayile şimalden ve Mameki tugayile cenuptan ve Laç Deresi müfrezesi ile bir taarruz yapılmış olduğu arzedilmişti. Bu tarruzun müşterek tesiri ve şiddeti karşısında şimdiye kadar gösterdikleri muammidane mukavemetleri kırılmış olan haydudlar şaşkınlık içerisinde mağaralara ve kayalıklara ve ağaç diplerine kaçmış ve sığınmışlar idi. Bu en son sığınakları olan ve ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış bulunan mağaralar cesur askerlerimiz tarafından ihata olunmuş, top ve makineli tüfenk ateşlerine ilaveten 25.ci alay k. lığınca tertip ve gönderilmiş bulunan istihkâm müfrezesi tarafından mağaraya atılan tahrip kalıplarile mağaralar tahrip edilmiş ve bunların tesirile içindekiler öldürülmüş ve dışarıya fırlayanları da ateşle imha edilmiştir. Büyük mağara içerisinde 70 ve diğer mağaralar ile tarama sahası içerisinde 146 ki cem’an bugün 216 haydud imha edilmiş ve 12 haydud cesedinin Munzur suyu üzerinde cenuba doğru akıp gittiği görülmüştür.

Silah ya yok ya çok az

İş bu mağara içerisinde iki hafif makinalı tüfenk bulunmuştur. […] Atatürk Cumhuriyetinin kıymetli ordusu cumhuriyet hükümetinin şefkat kadar müstahak olanlara kudret ve satvetini de her yerde ve her zaman bu günki gibi gösterebileceğini isbat etmiştir.”
Metindeki kahramanlık dilini bir tarafa bırakalım. Açıkça görüldüğü üzere 146 kişiye mezar olan mağarada sadece iki hafif makineli tüfek bulunmuş. Bu durum, burada yapılanın bir isyan bastırmaktan çok bir katliam olduğunu göstermeye yetiyor. Üstelik Dersim Kürdünün Korgeneralin gözünde kudret ve satvete müstahak olduğunu gösteren billûr bir örnektir. Aynı kitabın değişik sayfalarında yer alan ve 1938 yılı Ağustosu’nda Kazım Orbay’ın imzası ile başvekâlete gönderilen raporlar silsilesinde de her yerde olmasa da bazı yerlerde 80 kişi, 281 kişi ve 290 kişi gibi ayrıntılı rakamlar veriliyor. Hatta Necip Fazıl Kısakürek’in bir yazısına konu olan Hozat’ın Zımbık köyünde, raporlara göre, 395 kişi mukabele ettiklerinden imha edilmiş. Kimisinde silah ele geçiriliyor, fakat kimisinde hiçbir şekilde silah ele geçirilmiyor. En fazla toplu olarak 15-20 kadar silah ele geçiriliyor fakat öldürülenler ve silah miktarı arasında en az on kat fark var.

Zafer Toprak’ın teorisi

Yaklaşık bir yıl önce Zafer Toprak’ın Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji adlı bir kitabı çıkmıştı. Gerek Taha Akyol’la yaptığı programda, gerek kitabında Dersim ile ilgili “Dersimliyi aşiret reisinin tahakküm ve telkinlerinden kurtarmak” ve “modern devlete entegre etmek” şeklinde özetleyebileceğimiz bir ifade kullanır. Toprak’ın bu belirlemesi, Levent Yılmaz’ın “Bahane bulucu tarihçilik” şeklinde adlandırdığı tarihçiliğin bel kemiğini oluşturur. Daha sonraki satırlarda da, Toprak’ın yaşanan katliamlara bahane bulmak için Mustafa Kemal ile Nuri Dersimi’yi, Koçgiri İsyanı vesilesiyle nasıl aynı kefeye koyduğunu görürüz. Diğer taraftan “entegrasyon” kelimesi var olan durumu anlatmak için yeterli değildir. Çünkü yapılmak istenen entegrasyondan çok asimilasyondur ve bu durum raporlara da “temsil” kelimesiyle yansır. Bahane bulucu tarihçiliğin entegrasyon şeklinde değerlendirdiği Dersim katliamının Laç deresinde bulunan kemikler ışığında tekrar bakıldığında bu kelimenin burada yaşananları ifade etmeye yeterli olmadığı görülüyor. Fakat, Şükrü Hanioğlu’nun da ısrarla belirttiği gibi, milli tarihten bahane bulucu tarihe geçiş de önemli bir ilerlemedir.

Başka Dersimler...

Acaba Dersim katliamından öte başka katliamlar yok mu sorusu Cumhuriyet tarihine dair sormamız gereken önemli bir soru. 50’li yıllara kadar idari ya da askeri olarak yasak bölge olarak kabul edilen pek çok bölgede belgelere yansıdığı gibi katliamlar yapıldı. Örneğin Erciş’in kuzeyinde yer alan Zilan ya da Zeylân bölgesinde gayriresmi çalışmalara göre 70 bin insan, Sason’da 5 bin kişi öldürüldü. Mustafa Muğlalı’nın yürüttüğü Bicar Tenkil harekâtında 37 silahsız, 12 silahlı eşkıya öldürüldü, elindeki silahını atarak kendine masum hal vermeye çalışanlar kurşuna dizildi. Aynı operasyonda kadın, çocuk ve erkeklerden oluşan gruplar yakalandı, içlerinden kadın ve çocuklar tecrit edilerek, erkekler kurşuna dizildi. Bu son harekâta dair verdiğim bilgiler için çok uzağa gitmeye gerek yok. ‘Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar 1924-1938’ adlı kitapta ayrıntılı olarak anlatılıyor. Dolayısıyla erken cumhuriyet tarihinde yaşanan ve araştırılmayı bekleyen pek çok olay var. Tarihle yüzleşme için yapılacak araştırmalar, bir vesile olabilir.
* Rennes I, Doktora