Laikliğin tutsak ikilemi ve CHP

Bu yazıda, ulusalcı-laikçi politik tavrın bugünün CHP'si için neden bu kadar vazgeçilmez olduğu üzerine spekülatif bir soruşturma amaçlanıyor. CHP'nin siyaset yapma biçimindeki otoriter rezervleri, tarihsel misyonla ya da...
Haber: ARMAĞAN ÖZTÜRK / Arşivi

Bu yazıda, ulusalcı-laikçi politik tavrın bugünün CHP'si için neden bu kadar vazgeçilmez olduğu üzerine spekülatif bir soruşturma amaçlanıyor. CHP'nin siyaset yapma biçimindeki otoriter rezervleri, tarihsel misyonla ya da bugünkü parti liderliğinin kısır tavrı ile açıklayan görüşlere karşı alternatif bir ideolojik okuma yapılacak. Temel tez, bugünkü parti liderliliğinin laikliğin de yardımıyla partiyi merkezkaç kuvvetlere karşı esir aldığı yönünde. Ancak bu esir alma olgusu kişisel-keyfi bir eğilimle değil, siyasal akla hitap eden etkili bir tercihle ilgilidir. Peki bu nasıl mümkün olabildi? 'Liberal' ve 'sol' merkezkaç kuvvetlere karşı Baykal liderliğindeki ulusalcı-laik politik tercihin gerçekten bir rasyonalitesi olabilir mi? Aslında bu son cümle bile bize bir dizi ipucu veriyor.
CHP ideolojik skala içinde sahip olduğu ayrıcalıklı, bir o kadar da çarpık yer nedeniyle kendi sağı ile merkez sağ arasında, gerçek bir liberal demokrat partinin ve kendi solunda kitle desteği kazanmış sosyal demokrat/sosyalist bir partinin yeşermesini engelliyor. Bu anlamda CHP siyaseti ideolojik hareketlenmeyi kesen ve Türk siyasasını muhafazakârlaştıran bir tür katalizör gibi iş görüyor. CHP'nin sosyalizmin, liberalizmin ve sosyal demokrasinin önünü kesen siyasal gücü, önemli ölçüde bu partinin iç yapısı ile ilgili. Parti, orta sınıf-küçük burjuva değerleriyle zenginleştirilmiş bir liberal kanada; emekçi kesimler, Aleviler ve çeşitli düzeyde eski-yeni sosyalizm sempatizanlarından güç alan bir sol kanada ve bu iki aşırı ucu aydınlanmacı bakış-Atatürk milliyetçiliği ve laik değerlerle denetleyen ve dengeleyen bir merkez kanada sahip. Parti içindeki merkez güçler, laik-milliyetçi söylem aracılığıyla partinin sol ya da liberal eksenlerden birinin etkisine girmesini ve kapsamlı bir şekilde değişmesini engelliyor. CHP'nin bugüne göre daha solcu bir tutum takınmasını merkezi güç ve liberal kanat, daha liberalleşmesini yine merkezi unsurlar ve sol öbek önlüyor. Tabii bu birbirini karşılıklı engelleme hali bir dizi sonucu beraberinde getiriyor:
1. Merkezdeki parti liderliği konjonktüre göre yer yer sola ya da yer yer liberal söyleme yaklaşıyor ve partiyi bir bölünmezlik, ama aynı zamanda bir siyasal hareketsizlik halinde siyasette asılı tutuyor. Sürekli olarak sol ve sağ kanatlar arasında gidip gelmeler, ülkenin kangrenleşmiş siyasal ve sosyoekonomik sorun boyutlarında, CHP'yi diğer partiler karşısında avantajlı hale getirecek inandırıcı bir gündemin yaratılmasını olanaksız kılıyor. Sosyal demokratik hareketin oy tabanındaki kalıcı aşınma, önemli ölçüde laiklik ve milliyetçilik üzerinden partiyi 'tutsak' eden merkez güçlerin bu dengeci stratejisi ile ilgili.
İrtica-laiklik ekseni
2. Kapsamlı bir sosyal demokrat ya da liberal ajanda oluşturulamadığı için, parti siyaseti, popülizm temelinde kutuplaştırıcı bir irtica-laiklik ekseni üzerinden yürütülüyor. Tabii bu irtica-laiklik ekseni ibaresi, CHP içinde merkezin kısır siyasetinin neden hem sol hem de liberal cenahtan daha güçlü olduğunu açıklaması açısından oldukça aydınlatıcı. İrtica tehdidine karşı laik devlet düzenini koruma düşü (düşüncesi), muhafazakârlığı kullanarak partiyi bölünmeden korumak gibi bir rasyonaliteye sahip. Bu enstrüman aslında dış düşman yaratarak içte bütünleşmeyi sağlamak gibi oldukça eski bir siyaset yapma biçiminden türetildi. Dışarıda bir dinci tehdit olduğu ya da olması gerektiği düşünüldüğü sürece, içeride liberal kesim de, sol kesim de merkezin iddiasız politik ajandası karşısında sesini yükseltemiyor. Laik milliyetçilik zemininde Atatürkçü modernleşme düşüncesine, CHP'nin merkez güçleri ve bu güçlerin elindeki parti liderliğinin ihtiyacı var. Ulusalcı duruş, Halk Partisi'nin, halk ile parti, gerçek ile parti arasında gerdiği epistemolojik bir perdedir. Bu perde aynı zamanda, merkezdeki iktidar karşısında parti içi muhalif güçleri de uyutuyor, CHP'nin 'afyonu' gibi iş görüyor.
3. Tabii Atatürk milliyetçiliğin bugünün CHP'si özelinde neyi karşıladığı sorusu sadece parti içi iktidar ilişkilerine atıfta bulunan bir merkez-çevre yaklaşımı ile açıklığa kavuşturulamaz. Atatürkçülük, hem Mustafa Kemal'in Makyevalist kişiliği hem de Atatürkçü düşüncenin ortaya çıktığı dönemdeki parti-devlet iktidarının pragmatik-popülist siyaset yapma zemini nedeniyle, araçsal siyasete oldukça kullanışlı bir meşrulaştırma zemini kazandırıyor. Atatürk üzerinden bazı şeyleri tartışılmaz hele getirme (Atatürk'ün kendisi dahil), Atatürkçülüğü iyiyi kötüden ayıran ve doğru okuyuşunu yalnızca seçkinlerin bildiği epistemolojik bir cetvel gibi kullanma, tarihi ideolojik bir künyeye dönüştürerek ve buradan çıkan sonuçlarla bugünün siyasetini biçimlendirerek sorunları çözümleri ile birlikte kontrol etme, Atatürkçülüğün nasıl ve ne için kullanıldığını gösteren önemli ipuçları. Böylelikle toplumdaki diğer alternatif meşrulaştırma biçimleri bir üst meşrulaştırma evreni ile denetlenmeye çalışılır. Bu anlamda Atatürkçüler neyin doğru olduğunu diğer tüm insanlara gösteren ve bu aydınlatma işinden nemalanan ruhban bir sınıfı ifade eder. CHP ise, bu bahsi geçen ruhbanların kendilerini bir biçimde kurumsal kimliğine ait hissettikleri ve bünyesinde en çok sayıda Atatürkçüyü barındıran büyük cemaatinin adıdır.
Azınlık-çoğunluk ikilemi
4. Laik resmi ideolojiye eleştirel bakan popülerleşmiş karşı anlatılar, olayı genellikle bir azınlık-çoğunluk ikilemi içinde sunmaya çalışırlar. Bu anlatı, Atatürkçü-laik duruşun seçkinler tarafından oligarşinin tahkim edilmesinde ideolojik bir unsur olarak kullanıldığı, bu tür bir kullanışın karşısında ise demokrasi isteyen büyük bir millet/halk çoğunluğu olduğunu savlar. Demek ki, sonuçta resmi söyleme (o da çıkarları gereği) yalnızca küçük bir azınlık inanıyor; halk ise doğal olarak ya kandırılıyor ya da eziliyor. Kanımca tanıtılan ilgili betim önemli ölçüde gerçeği yansıtmaz. Laikçi söyleme ciddi bir halk desteği vardır. Siyasal tapınak haline gelen Anıtkabir örneği ya da "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganı atan hararetli ve genelde kızgın kitlelerin gözlerinde belli belirsiz bir gücün ışıltısını hissederiz. Bu güç de, hiç de sadece devlet olmaktan kaynaklanan siyasal sosyolojik bir kibir değildir. CHP'deki merkez kanadı da ayakta tutan Atatürkçüler siyasal bir kızgınlık sonucu veya siyasal bir talebin neticesinde biraraya geldiklerinde sınıf dayanışmasına benzeyen bir tavır takınırlar. Yükselen yeni zenginlere ve bu kesimlerin yozlaştırıcı muhafazakârlığına karşı ilerici Atatürkçülük, orta-üst sınıfların kendi konumlarını koruma çabasına ideolojik ajanda olarak yardım eder. Liberal ya da solcu olmak seçeneklerinin her ikisini de yedekte bekleten CHP merkezi, yükselen yeni zenginlere karşı yerleşik kesimlerin yakınmalarını siyasete kanalize ederek, ayakta kalmasına olanak sağlayacak kadar bir gücü elinde toplar. Bu bağlamda denilebilir ki, CHP'deki laiklik önemli ölçüde kamufle edilmiş toplumsal bir talebin işaretidir.
Laikliğin CHP'yi bir tutsak ikilemi içinde tuttuğu ve partideki merkez güçlerin de örgüt içi iktidarı liberal ve sol çizgilere karşı Atatürkçülüğün yardımıyla ve Atatürkçülüğü dogma katına çıkararak koruduğu tezi, bizi sonuçta laikliğin kullanılma biçimi üzerine bir yargıya götürür. CHP tipi laiklik, bir engelleme ya da daha açık bir anlatımla bir mevcudu koruma siyasetidir. Bu yolda ilerleyerek ulaşılacak yer ise doğal olarak 'muhafazakârlık' olacaktır.

ARMAĞAN ÖZTÜRK: Kocaeli Üni., araş. gör.