scorecardresearch.com

LGBT hareketi ve B planı

LGBT hareketi ve B planı
Yeni anayasada doğrudan LGBT hakları konusunda görünür bir iyileşme olamayacağı ortadayken LGBT örgütlerinin yeni anayasa, Başbakan'ın B, C ve D planlarına dair şimdiden düşünmeye başlamaları gerek
Haber: MEHMET TARHAN* / Arşivi

2000’lerin başından bu yana LGBT örgütlerinin kamusal alana çıkışı ile beraber, siyasi taleplerden en önemlisi, anayasanın eşitliği düzenleyen maddesine (82 Anayasasında 10. maddedir) “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” kavramlarının eklenmesi. 2004’ten itibaren de LGBT örgütleri bu yönde kampanyalar düzenliyor ve en azından kavramların tanınması ve özellikle solun önemli bir kesiminde meşruiyet alanını genişleterek azımsanmayacak bir başarı sağladıkları da söylenebilir.
Başbakan’ın henüz siyasi yasaklı olduğu 2002’de bir televizyon programında LGBT hakları ile ilgili bir soruya verdiği “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart” cevabı, bugün bir şaka gibi algılanıyor. Bugün TBMM Başkanı ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu Başkanı olan Cemil Çiçek ve Anayasa Komisyonu Başkanı olan Burhan Kuzu’nun 2007’deki yeni anayasa tartışmaları sırasında “Bunlar da hak istiyor, verecek miyiz?” diye ellerindeki kampanya kartlarını sallamaları da hala hafızalarda. Yine de LGBT örgütleri kampanyaları sürdürmekle kalmadılar hem 2007 hem de şu anda içinde bulunduğumuz yeni anayasa tartışmalarına taleplerini genişleterek katıldılar.
Kaos GL, Pembe Hayat ve SPoD dernekleri, görüşlerini 2011 sonunda Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na yazılı olarak iletti. Bunlar içinden SPoD (cinsel yönelim çalışmaları) komisyon tarafından davet edildi ve LGBT taleplerini yüz yüze anlatma şansını da buldu. LGBT örgütlerinin görüşlerini katılımcı bir süreçle oluşturma deneyimi ne kadar önemliyse, taleplerin LGBT hakları dışında sürece, katılım esaslarına ve anayasanın yasama, yargı gibi genel bölümlerine ve sosyal haklara yaptıkları vurgular da oldukça önemli. Keza LGBT örgütleri bu yaklaşımlarıyla sadece LGBT hakları savunusu yapan içe kapanık “çıkar” grupları değil, demokratik muhalefetin siyasi birer öznesi olmak yönündeki iradelerini bir kez daha ortaya koymuş oldu. Taleplerin tam metnine derneklerin web sayfalarından ulaşmak mümkün. SPoD Anayasa Çalışma Grubu’nun raporunda talepler üç bölümde ele alınıyor.

Birinci bölüm

Birinci bölümde sürece yönelik talepler şöyle sıralanıyor: Yeni Anayasa yapım süreci toplumun tüm kesimlerini olduğu gibi LGBT’leri de kapsayan, katılımcı bir anlayışla yürütülmelidir. Yeni Anayasa herkesin anayasası olmalıdır. Yeni Anayasa hazırlık sürecine katılımın ve özgürce görüş ifade etmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalı. Özellikle TCK ve TMK’da düşünce ve ifade hürriyetini kısıtlayıcı maddeler kaldırılmalı ve/veya Yeni Anayasa’ya dair açıklanan görüş ve önerilerin hukuki kovuşturmaya uğramayacağını garanti altına alacak bir düzenleme yapılmalı. Yeni Anayasa süreci tamamen şeffaf olmalı, zamanında ve gerekçeli geribildirimlerle ilgi canlı tutulmalı.

İkinci bölüm

İkinci bölümde İçeriğe yönelik talepler de şu başlıklarla ifade ediliyor: Kanunlar önünde eşitliğe yönelik talepler. Genel ahlak, kamu düzeni, adap gibi ibarelere yönelik talepler. Temel hak ve özgürlükler konusundaki talepler. Anayasa ve devletin yapısına yönelik talepler. Yargı ve denetleme mekanizmalarına yönelik talepler. Siyasal sisteme yönelik talepler.

Son bölüm

Üçüncü ve son bölümde ise 22 somut talep sıralanıyor. Bu taleplerden dikkat çekici birkaç tanesini yazalım: Kadın-erkek eşitliği vurgulanmalı, toplumsal hayat ve temsilde eşitliğin sağlanması yönünde; yüzde 50 kota ve pozitif ayrımcılık da dahil olmak üzere, devletin pozitif yükümlülükleri açıkça belirtilmeli. Yeni Anayasa’nın ana referans noktası devlet ya da aile değil, birey’in temel hak ve özgürlükleri olmalı. Temel hak ve özgürlükler sadece vatandaşlık üzerinden değil Anayasanın etki alanında olacak herkes (mülteciler, sığınmacılar, yasal ya da yasadışı göçmenler) için olduğu açıkça belirtilmeli. Sosyal haklar, birey temelli olarak tanımlanmalı, devletin sosyal yükümlülükleri kişi ve grupların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak açıkça yazılmalı. Vicdani red hakkı temel hak ve özgürlükler arasında tanımlanmalı. Olağanüstü ve özel mahkemeler ile askeri mahkemeler kaldırılmalı. Seçimlerde temsilde adalet esas alınmalı, seçim barajının dayanağı olan “istikrar” esası kaldırılmalı.

AKP ve MHP vs CHP ve BDP

Yeni anayasa süreci sonucunda uzlaşma metni ya da AKP taslağından LGBT’ler için olumlu bir şey çıkması çok mümkün görünmüyor. Bunun için Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda BDP ve CHP’nin eşitlik maddesine “cinsel yönelim” teriminin eklenmesi önerisine AKP ve MHP’nin karşı çıktığını hatırlatmaya gerek yok. Hollanda gezisinde Türk bir çocuğun lezbiyen bir koruyucu aileye verilmesini neredeyse ana konu yapacak kadar muhafazakar seçmenin gönlünü okşamaya yönelik tuhaflıklara savrulan yeni Osmanlıcı başkan namzetimizin, 2002’deki reformist, şiir okuduğu için hapis yatmış mazlum olmadığını biliyoruz. Fakat anayasa sürecinde BDP’nin yanında CHP’nin de LGBT hakları konusunda olumlu bir tutum almasını ve özellikle geçtiğimiz ay Binnaz Toprak öncülüğünde 59 CHP milletvekili imzasıyla bir araştırma önergesinin TBMM’ye verilmesini, sürecin kazancı olarak görmek gerekir. Elbette AKP-CHP kutuplaşmasında dindar-laik, gerici-modern geriliminde LGBT meselesinin AKP’nin özgürlükçülüğünün sınırlarını açık etmesi dolayısıyla araçsallaştırılması riski de görmezden gelinmemeli. Yine Amerikan tipi iki partili sistem ithali özleminin yan ürünlerinden birisi olarak da görülebilir. Fakat yine de anaakım bir partinin LGBT haklarını desteklemesi LGBT hareketinin başarısı olarak görülmeli.
Yeni anayasada doğrudan LGBT hakları konusunda görünür bir iyileşme olamayacağı ortadayken LGBT örgütlerinin yeni anayasa, başbakanın B, C ve D planlarına dair şimdiden düşünmeye başlamaları gerekiyor. Keza eşit siyasi özneler olma iddiasını kapsamlı anayasa görüşleriyle ortaya koyan hareketin kabul görme yanında sorumlulukları da ortaya çıktı. Meşruiyet alanını genişletmiş LGBT örgütlerinin 12 Eylül referandumundaki gibi kenarda durma ya da fısıldayarak konuşma lüksü, maalesef çoktan sona erdi. LGBT hareketinin taleplerinin hiçbir ölçüde yer bulmayacağı “torba”yı daha objektif değerlendirme şansını avantaja çevirebilme yeteneğine sahip olduğunu umuyorum.
* Vicdani redçi ve LGBT aktivisti


http://www.radikal.com.tr/112858811285880

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.