Liderin iç dünyası

Liderin iç dünyası
Liderin iç dünyası
Eğer liderin iç dünyası sakin, ruhsal yapısı sağlıklı ise akılcı aktör modeli çoğu zaman gerçekçi sayılabilir. Ancak içsel çatışmalarını çözememiş liderlerin kararları büyük ölçüde kişiselleşir
Haber: RÜVEYDA YILMAZ* / Arşivi

Son günlerde Türkiye’nin gündeminde iktidar partisi ile ilgili çeşitli iddialar olmasına rağmen 30 Mart sonrası AK Parti eskiden olduğu gibi halkın çoğunluğunun oyunu aldı. Peki, AK Parti’nin bu sarsılmaz gücü nereden geliyor? Bu sorunun birden çok cevabı olduğu muhakkak, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın liderliği bu cevaplar arasında öne çıkıyor. Görünen o ki skandalları, kamuoyu araştırmalarını veya fezlekeleri konuşmak yerine “liderliği” konuşmalıyız.
Bir liderin verdiği kararlarla ne kadar büyük bir kitlenin kaderini etkilediği malumumuz. Halk, özellikle de adil yargı olmayan ülkelerde, liderin etkisine son derece açık. Özellikle de kriz dönemlerinde zaman her şey ve “lider” inisiyatifi eline almak zorunda. İnisiyatifin alındığı bu noktada liderin durumu final maçında 90. dakikada penaltı çekmeye hazırlanan oyuncunun durumundan farksız. Peki, liderler böyle önemli kararları nasıl alıyor?
“Akılcı aktör modeli”ne göre politik kararlar duygusallıktan uzak ve akla dayalı olarak alınıyor. Yani, bir lider karar verirken farklı yerlerden gelen birçok veriyi inceliyor ve kendi süzgecinden geçiriyor. Ancak bu model liderin “kendi süzgecinin” yapısını pek irdelemiyor. Eğer liderin iç dünyası sakin, ruhsal yapısı sağlıklı ise akılcı aktör modeli çoğu zaman gerçekçi sayılabilir. Ancak içsel çatışmalarını çözememiş liderlerin kararları büyük ölçüde kişiselleşir.

Narsisistik liderler

Narsisist yapıda bir lider görkemli ve karizmatik görünür. Fakat bu sadece buzdağının görünen kısmıdır; bütün bu gösterişin temelinde son derece kırılgan bir yapı vardır. Derinlerde bir yerlerde gizlenmiş olan değersizlik ve utanç duygularını perdelemek içindir bütün bu ihtişam (Otto F. Kernberg, 1975). Narsisistik bir lider kendi değersizlik duygularını açığa çıkartmamak için, “diğerlerini” değersizleştirir. Öte yandan, yandaşlarını kendi mükemmelliğinin bir uzantısı olarak görme eğiliminde olduğu için onlara büyük bir değer verir.
Narsisistik özellikler gösteren Adolf Hitler halkın iradesi ile iktidara geldi ve kendi ulusu dahil milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu. Bir Nazi askeri, asker arkadaşına saygıda kusur etmezken, bir Yahudiyi gaz odalarında acımasızca öldürebildi. Hitler’i böyle bir düzen kurmaya iten kararlar silsilesi akla dayalı olarak alınmış olabilir mi?

Paranoid liderler

Paranoid bir liderin çevresine karşı aşırı bir güvensizliği vardır. Bu görünümünün altında yoğun suçluluk duyguları yatar. Paranoid yapıda bir lider kendisine herhangi bir “düşman” bulur. Bu düşman bir etnik veya dini bir grup olabilir. “Kötü” olan diğeridir, kendisi değil.
Paranoid özellikler gösteren Rus diktatör Stalin en yakın partililerine bile tam güvenmezdi. Her zaman kendisine bir “düşman” arardı ve ölüm listeleri hazırlardı. Çoğu zaman bu düşmanlık gerçekliğe dayanmazdı (Volkan, 2009). Bu uğurda kaç bin kişinin canı gitti malum.

Saplantılı liderler

Saplantılı liderlerde kontrolü kaybetme kaygısı vardır. Karar vermek zorunda oldukları zaman en doğru kararı verebilmek için kurallara ve teknik detaylara fazlaca takılırlar. Yaratıcı değillerdir. Kendi bildiklerinden şaşmazlar. Türkmenlerin efsanevi lideri Saparmurat Niyazov, küçük yaşta babasını savaşta ve ailesinin diğer üyelerini depremde kaybetti. Bundan sonra katı bir eğitim veren bir yetimhanede büyüdü. Niyazov iktidara gelince halkına kendi katı kurallarını dayattı. iktidardayken kendi yazdığı ‘Ruhname’ isimli kitap haricinde bir kitap okutulmasını yasakladı. İnsanların kedi ve köpek beslemesi yasaktı.

Onarıcı liderler

Bazen bir liderin geçmişinde travmalar olsa bile lider onarıcı bir rol üstlenip toplumun ilerlemesine vesile olabilir. Bu lidere onarıcı lider denir. Mustafa Kemal Atatürk , doğmadan önce iki kardeşi vefat etmişti. Kardeşlerinden bir tanesi kıyıya gömülmüş, dalgalar cesedini ortaya çıkarınca hayvanlar cesedi hırpalamıştı. Bu hikâye Mustafa Kemal’in ailesinin evinde sıklıkla anlatılırdı. Mustafa Kemal’den sonra doğan kardeşi de vefat etti ve Mustafa Kemal doğduğunda annesi Zübeyde Hanım yas içerisindeydi. Yani Atatürk böyle yas dolu bir evde yetişti.
Atatürk travmatik geçmişine rağmen kendisine bir düşman aramadı, zayıf gördüğü kesimi de yukarılara çekmeye çalıştı. Konuşmalarından ve yazılarından anladığımız kadarıyla kendisini özel hissetti ancak toplumu da kendi yanına çekmeye gayret ederek her daim “Mutlu Türkiye” için çalıştı (Vamık D. Volkan, 1980).
İyi bir lider nasıl olur?
Bu sorunun cevabını şöyle bir sıralamayla verebiliriz: Kendine güvenir ancak bu güvenini iç dünyasından alır. Tedbirlidir; ülkesini iç ve dış tehlikelere karşı korur. Ancak düzeni koruma adı altında saplantılı bir şekilde yasaklar koymaz. Duyguları ani dalgalanmaz. Böylece kendisine yöneltilen eleştirileri gerçekçi değerlendirebilir. Aynı zamanda idealleştirildiği zaman bu kibire yol açmaz. İnsanlarla samimi, derin ve kalıcı ilişkiler kurar. Gerçek ve fanteziyi ayırabilir. Dürüsttür. Muhakeme yeteneği yüksektir.

Sonuç

Sonuç olarak liderlerin içsel çatışmalarını politikaya yansıtmamaları pek mümkün gözükmüyor. Ancak bu çatışmaları kontrolleri altına alarak etkiyi en aza indirgemeleri mümkün. Nihayetinde güç liderlerin elinde, bu gücü nasıl kullanacaklarının kararı da… Türkiye için konuşacak olursak Başbakan Erdoğan iktidarını sarsma ihtimali olan bütün bu gelişmelere rağmen hâlâ sandıktaki en güçlü isim. Bu gücünü ne yönde kullanacağı da merak konusu… Bakalım 30 Mart sonrasında kendisinden onarıcı bir lider tavrı mı göreceğiz yoksa mevcut gerilimler bir üst boyuta mı taşınacak?

* Psikolog