Liderlerin referandumu

Eşitlik ilkesinin en hassas biçimde siyasal ve hukuki alanda uygulanması gerekir. Bu alanlarda söz konusu olan eşitlik ilkesi, tarafların eşit koşullarda olmalarını emreder.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Eşitlik ilkesinin en hassas biçimde siyasal ve hukuki alanda uygulanması gerekir. Bu alanlarda söz konusu olan eşitlik ilkesi, tarafların eşit koşullarda olmalarını emreder. Yüksek Seçim Kurulu'nun, gümrük kapılarında oy verme koşullarını düzenlemesi ve bu eşitsiz koşullarda verilen oyların milletvekili seçim sonuçlarını etkilemesi, anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal ediyor. Etkili bir sonuç yaratmadığı zaman böyle bir ihlali eleştirmek, tekrarlanmamasını sağlamak yeterlidir. Buna karşılık, salt bu uygulama nedeniyle milletvekili sayısında bir değişiklik ortaya çıkıyorsa, uygulamanın iptal edilmesi gerekir. Aksi takdirde, eşitlik ilkesinin yüzde yüz uygulanması gerektiği siyasal alanın en hassas konularından birinde, önemli bir anayasal ilke ihlal edilmiş olur.
Gümrük kapılarında verilen oyları, partilerin toplam oylarına ilave etmekle yetinmeyip, bunları nüfus oranına göre illere dağıtan ve partilerin o illerde aldıkları oylara ilave eden Yüksek Seçim Kurulu, bu uygulamasıyla anayasanın eşitlik ilkesini ağır biçimde çiğnedi. Üstelik bu uygulama en azından bir milletvekilliğinin seçimini doğrudan belirlediği için, etkili olmuş bir ihlaldir.
Durumu özetleyelim. Yurtdışında ikamet eden Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının gümrük kapılarında oy vermesi işlemi, 25 Haziran 2007'de başladı. Bu seçim sandıklarında, seçimlere katılan 14 siyasal partinin yer aldığı birleşik oy pusulaları seçmenlere sunuldu. Bu sandıklarda bağımsız adaylara oy verme imkanı yoktu. Bunun anayasada öngörülen eşitlik ilkesini açık biçimde ihlal ettiği gerekçesiyle, Baskın Oran'ı temsilen avukat Akın Atalay YSK'ya hemen itirazda bulundu. YSK, öngörülen düzenlemenin kanunda yer aldığını hatırlatarak, kendilerinin bir şey yapamayacağı yanıtını verdi.
Gümrük kapılarında verilen oylar, her ilde bir milletvekilliği ihdas edildikten sonra, illerin nüfus oranına göre, siyasal partiler arasında gümrük seçim sandıklarında aldıkları oy oranında dağıtıldı. Böylece, her ilde iki farklı seçmen tabanı oluştu. Bir yanda, o ildeki seçim sandıklarında ve gümrük kapılarında oy verme hakkına sahip seçmenlerden oy alan siyasal partiler, diğer yanda sadece o ilde seçim hakkına sahip seçmenlerden oy alan bağımsız adaylar.
Demokratik seçimin olmazsa olmaz koşulu seçim yarışının eşit koşullarda yapılmasıdır. Bu koşul, seçim yarışındaki adayların aynı seçmen grubundan oy talep etme hakkına sahip olmalarını gerektirir. Bu uygulamayla eşit koşul ilkesi ağır biçimde ihlal edildi. Sadece ilke seviyesinde ihlal edilmedi. En azından bir milletvekilinin seçiminde belirleyici oldu. Bariz antidemokratik kuralın etkin kural haline dönüştüğünü gösterdi. Hakkari'de bağımsız aday Sebahattin Suğvacı, AKP'nin adayı Abdulmuttalip Özbek'i 45 oyla geçti ve bu ildeki üç milletvekilliğinden birini kazandığı gayri resmi olarak ilan edildi. Ardından, gümrük kapılarındaki oyların illere dağılımında Hakkari'ye düşen 232 oydan AKP'ye gelen payla, bu kez AKP'nin adayı bağımsızın önüne geçti. İşte tam bir etkili eşitsiz uygulama. AKP'li aday, Hakkari seçmen grubuyla herhangi bir ilgisi olmayan ve bağımsız bir adaya oy verme hakkı olmayan seçmenlerden aldığı oyla bağımsız aday yerine milletvekili olacak.
İki farklı seçmen tabanı üzerinden adayların yarışmaları yöntemi, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, seçme ve seçilme haklarını düzenleyen ek maddelerini de açık ve etkili biçimde ihlal etti. Bu ihlale karşı Türkiye'de itiraz yolu bittiği için, mağdur adayın AİHM'e başvurma hakkı doğdu. Birkaç yıl sonra bu mağdur adayın AİHM'de Türkiye'yi mahkum ettirmesine şaşırmayalım.
Eşitlik ilkesi
Gümrük kapılarında verilen oyların siyasal partilerin ülke barajı ortalamasına dahil edilmesi ve uygulamanın bununla sınırlı kalması, bu eşitlik ilkesini bozmazdı. Çünkü ülke barajı bağımsız adaylar için geçerli değil. Farklı seçmen tabanları, bu durumda farklı seçilme kuralları için etkili olacaktı. Ya da gümrük kapılarında oy veren seçmenlerin Türkiye'de nüfus kayıtlarının olduğu ilin seçim pusulası üzerinden oy vermesi durumunda da, herhangi bir eşitsizlik söz konusu olmazdı. Bu ise, gümrük kapılarında 87 seçim çevresinin oy pusulasının hazır bulundurulmasını gerektirirdi. Az sayıda gümrük kapısı olduğuna göre, gerekleştirilmesi zor değil.
Uygulanmış olan seçim yönteminin, bir milletvekili için bile olsa (bu yazı gazeteye yollandığında Tunceli'de Kamer Genç'in seçilmesinin de aynı nedenle tehlikeye girdiği haberi gazetelerde yer alıyor) sonucu etkilemesi, kanunda öngörülen uygulamanın eşitlik ve dürüstlük ilkelerini bariz ve etkin biçimde ihlal ettiğini ilan etmek için yeterlidir.
Yürürlükteki yasada seçimin sadece siyasal partilerin katıldığı bir yarışma olduğu fikri egemen. Bu nedenle gümrük kapılarında verilen oylar, partilerin milletvekili adaylarına bile değil, adaylardan bağımsız olarak partilere veriliyor. 25 Haziran'da partiler daha milletvekili aday listelerini kesinleştirmemişlerdi, ama oy verme işlemi başladı. Bunun anlamı, seçimin parti liderlerinin referandumu olarak görülmesidir. Türkiye'de seçim ve siyasal partiler yasalarına hakim olan zihniyeti belki bu uygulama tüm çıplaklığıyla ortaya döküyor. Söz konusu olan milletvekili seçimi değil, siyasal parti liderlikleri arasında yapılan bir referandumdur. İşte tam bu nedenle bağımsız aday girişimi, sadece yüzde 10 barajını aşmakla kalmadı, siyasal parti liderleri tarafından atanmış adaylara karşı, tabana ve seçmene dayalı adaylık anlayışını uygulamaya koydu. Milletvekillerinin belirlenmesinde düzen partilerinin ön seçim yöntemine neredeyse hiç başvurmamaları, yüzde 10 barajı kadar eleştirilmesi gereken bir konudur.
Acil değişiklik!
Türkiye'de seçim ve siyasal partiler yasalarının acilen değiştirilmesi olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Anayasa değişikliği artık gündemimizdedir. Bütün bunların yeniden tasarlanması aşamasında, bağımsız sol adayları destekleyenlerin, bu kampanyalarda çalışanların, bu adaylara oy verenlerin gündeminde olması gereken en önemli ilke, eşitliktir. Sol olmanın turnusol kağıdıdır eşitlik. Sadece kendisi için eşitlik isteyenlerin değil, ötekinin kendisiyle eşit olduğunu kabul edenlerin, adaleti sadece kendisi için değil, kendinden farklı olanlar için de aynı cesaret ve ısrarla talep edenlerin evrensel mücadelesidir bu. Sol olmak, bu mücadelenin farklı alanlarda ve değişik biçimlerde taşıyıcısı olmak, bunların hayatta egemen olması mücadelesini kararlılıkla yürütmek demektir.
Sadece Hakkari'de DTP'nin desteklediği bağımsız adayın uğradığı bariz haksızlığa karşı değil, örneğin böyle bir haksızlığa maruz kalan kişi MHP'li bir aday olduğunda da benzer bir kararlılıkla buna karşı çıkmayanlar, haksızlığa maruz kalmayı önce kendileri hak etmiş olurlar. Duruma göre eğilip bükülmeyen, amaca ulaşmak için her yol mübahtır demeyen ve ilkelerini özgürlük, eşitlik, dayanışma ve adalet üzerine inşa eden bir anlayışın güçlenmesi ve yaygınlaşmasıyla Türkiye'de solun geleceği arasında birebir ilişki vardır.
Bu ilkelerin şıklık olsun diye değil, gerçekten benimsenmesi ve önce kendi üzerimizde zorlayıcı güç haline dönüşmesi oranında, bu ilkelerin siyasal, iktisadi ve sosyal alanlarda etkili olmasına yol açacak kanallar doğal olarak ortaya çıkarlar. Eşitlik idealinin suyu kendi yolunu bulur.