Lübnan Suriye'ye bakıyor

Lübnan Suriye'ye bakıyor
Lübnan Suriye'ye bakıyor

Suriye meselesi geçmişte olduğu gibi bugün de Lübnan ı doğrudan etkiliyor.

Suriye askerleri artık Beyrut'ta ve civarında yoklar ama sokaktaki insandan siyasi yorumcusuna kadar herkes Lübnan'ın Suriye konusunda ortadan ikiye bölündüğünü, yeni bir iç savaşın söz konusu olabileceğini söylüyor
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Lübnan, Beyrut hangi koşullarda olursa olsun tüm bölgede özgün bir yere sahip. Dün kanlı bir kavgaya tutuşanlar, bugün başka bir ittifakta buluşabiliyor. Ülke her daim diken üstünde ama ticaret, sanat, müzik, eğlence, siyaset devam ediyor; insanlar yaşama bağlı tıpkı geçmişte olduğu gibi. Batı Beyrut’taki “görmemiş” zenginliği ve Sabra-Şattila’daki derin yoksulluk kanıksanmış. Refik Hariri’nin öldürülmeden önce şirket sahibi olarak inşa ettiği ve Beyrut’u ruhundan koparıp başka bir kent havasına sokan Solider bölgesi “modern bir kitsch”; zenginlere ve turistlere terk edilmiş. Biraz ileride ise iç savaştan kalma delik deşik binalar, “yeni arsız” sahiplerini bekliyor. İç savaş bölgesinin barlar sokağına çevrilmeye başlanması gerçeküstü bir durum yaratıyor. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın zenginleri hâlâ Beyrut’a kaçıyor, “kaçamak” yapıyor; rejimlerin ikiyüzlülüğü burada ortaya çıkıyor. 

Suriye Lübnan’ı ‘bölmüş’
2006’da bir bölümü İsrail tarafından yerle bir edilen Hizbullah’ın Dahliya bölgesi yeniden inşa ediliyor. İzinsiz girilemeyen bölgede Nasrallah’tan Ahmedinejat’a, Beşar Esad’a kadar lider posterleri birbiri ardına sıralanabiliyor. Dünyada hâlâ önemini koruyan Beyrut Amerikan Üniversitesi’nin 70 milletten gelen öğrencileri kafelere sökün ediyor. Onların kentin diğer kısımlarıyla pek ilgileri yok.
İç savaştan kalan komünistler kendi barlarında eski mücadele günlerini sembolize eden afiş ve bilumum sol şahsiyetlerin resimleri altında Feyruz dinleyerek demleniyor. Eski acı günleri özlemiyorlar ama inanarak ve dayanışarak yaşadıklarını söylüyorlar. 76 yaşındaki Feyruz ortalarda görünmese de tüm Lübnan tarihi ve Beyrut için nostalji değil. Mısır’daki Ümmü Gülsüm gibi burada da Feyruz bir “diva”, bir saygı abidesi; sanatsal açıdan ve iç savaştaki “direnişi” ile siyaseten. Hamra’daki Fransız usulü bistrolarla yeniyetme kahve zincirleri, nesiller arasındaki farkı gösteriyor. Beyrut’ta hayat sanki kendisi akıyor; müdahale eden yok, yeni bir şey yapmak isteyen de. Elektrik saatlerce kesik ama hissetmiyorsunuz çünkü kent jeneratör mafyası tarafından paylaşılmış, 1.5 milyar dolarlık bir pazar bu. Hiçbir hükümet üç beş ay sonrasını göremediği için bir santral yapmaya kalkışmıyor; jeneratör mafyası ile uğraşmak istemiyor. İnternet işini ise mahalle aralarında kendine özel uydularla servis sağlayıcılar kuran uyanık girişimciler götürüyor. Polis, trafikte can havliyle yol arayan ambulansa yol açmaya çalışmak yerine işi olmadığı halde bizimle uğraşıyor. Televizyonlar bıktırıcı bir biçimde Türk dizilerinin eline geçmiş, adını bilmediğimiz hatta hiç görmediğimiz dizileri Arapça seslendirmeyle izlemek ilginç. Bu dizilerin tüm coğrafyada hafif bir sarsıntı yarattığı da aşikar. Çünkü birilerinin bölgeye model olarak gösterdiği değil, dizilerdeki Türkiye daha çok ilgi çekiyor. Kadın erkek ilişkileri, yaşantı anlamında, “onlar da Müslüman bizler de” sorgulamasına başlıyor insanlar. Ancak günün sonunda her zaman olduğu gibi iş siyasete geliyor.
Lübnan Ortadoğu ’nun mikrokozmosu, bölgenin küçük bir minyatürü. Ortadoğu’da uzun süredir vekâlet savaşları Lübnan üzerinden yapılıyor. Şimdi de Suriye’nin durumu, Lübnan’ı yeniden belirleyecek gibi görünüyor. Suriye askerleri artık Beyrut’ta ve civarında yoklar ama sokaktaki insandan siyasi yorumcusuna kadar herkes bu ülkenin Suriye konusunda ortadan ikiye bölündüğünü, yeni bir iç savaşın söz konusu olabileceğini söylüyor.
Bu konuda sokaklarda tedirginlik hissetmeseniz bile siyasette ve medyadaki yumruklaşmaya varan kavga ve tartışmalar, 2005’teki bölünmenin üzerine kurulmuş durumda. 2005’te Refik Hariri’nin öldürülmesi üzerine insanların protesto için sokaklara döküldüğü tarih olan 14 Mart’la özdeşleşen grup, Suudi Arabistan, Türkiye ve Batı destekli. 2005’teki protestolar sonucu, neredeyse 30 yıl önce ülkeye yerleşmiş olan Suriye ordusu, geri çekilmişti. Suikastın ardında Suriye olduğu iddia edilmişti. Kanıtlanmadı ama bu grubun inancı hâlâ aynı yönde. Karşılarına ise Hizbullah, Emel ve Hıristiyan Auon grubu 8 Mart Hareketi olarak çıktı ve Suriye’ye destek verdi. Bu ayrım, Suriye’deki durum nedeniyle daha da keskinleşmiş. Yani Suriye meselesi geçmişte olduğu gibi bugün de Lübnan’ı derinden ve doğrudan etkileyecek gibi görüyor. 

Direniş cephesinden Şii cephesine mi?
Suriye’deki rejimin arkasında duran Hizbullah ve lideri Nasrallah, rejimin demokratikleşmesi gerektiğine, Suriye’ye yönelik baskıların direniş cephesini çökertmeyi amaçladığını söyleyerek karşı çıkıyor. Hizbullah’ın bu tavrı nedeniyle direniş cephesinin “Şii cephesine” dönüştüğü kuşkuları var. Çünkü Suriye rejimi düşerse Hizbullah İran bağlantısı doğrudan koparken yeni durumun Lübnan başta olmak üzere bölgede psikolojik bile olsa mezhep ayrımını körükleyeceğini ya da bu çizginin zorlanacağını gösteriyor.
1900’lerin başından, iç savaştaki Suriye ordusunun varlığına kadar siyasi, askeri, uluslararası ilişkiler, istihbarat, ticaret anlamında neredeyse Lübnan’ı Suriye yönetiyor. Hatta 2006’ya kadar bu ülkede büyükelçilik bile açmadı. Çünkü Lübnan, ne de olsa Büyük Suriye’nin bir parçası!
Lübnan-Suriye sınırı diye bir hat yok. Zaten hiç olmamış. Son dönemde bazı bölgeler Lübnan ordusu tarafından sözümona kontrol ediliyor. Suriye için Lübnan hâlâ bir arka bahçe ama arka bahçe şu sıralara hem rejim hem de Suriye muhalefeti tarafında da kullanılıyor.
Ancak, Lübnan’da olan bitene özellikle mezhep temelinden yaklaşılmaması gerektiğini söyleyenler var. Çünkü Sünnilerin hepsi Suriye’deki olaylara doğrudan bulaşmıyor, Hıristiyanların bir kısmı “radikal Sünni” korkusu içinde. Türkiye ile fikirler mi? Her iki cephe de Türkiye’nin bölge politikasına şüpheyle yaklaşarak özetliyor: “Türkiye’nin kafası karışık, rotası şaştı, ABD politikası uyguluyor, mezhebi tarafsızlığını kaybetti. Bölgede çok tecrübesiz ve yeni.”
Suriye konusu çok ciddi ve tehlikeli. Ama Lübnan halkı, siyasi, ticari, entelektüel ve hayata bağlılığı açısından bunca badireden sonra küllerinden doğan Phoenix misali bunu da atlatabileceğini düşünüyor. 

METE ÇUBUKÇU:  NTV haber müdürü