Madalyaya niyet, dopinge kısmet

Madalyaya niyet, dopinge kısmet
Madalyaya niyet, dopinge kısmet
Dünyanın sistematik, bilimsel ve profesyonelce yaklaştığı sporda, "anam babam" usulüyle başarı elde etme düşüncesi ve bu çürük sistem içinde var olma çabası veren sporcuları piyon olarak kullanma anlayışı, skandallara ve kurbanlara daha çok şahitlik etmemize neden olacak
Haber: MUSTAFA ŞAHİN KARAÇAM* / Arşivi

Son bir aydır doping skandalları spor dünyasının gündeminden düşmüyor. Atletizm, bisiklet, halter, güreş ve şimdi de yağlı güreş. Konuyla ilgili yapılan açıklamaların ardı arkası kesilmiyor. Kimileri ödüllerin fazlalığından, kimileri cezaların azlığından, kimileri sıfır toleranstan, kimileri uluslararası prestijden, kimileri 2020’den, kimileri doping kontrol sisteminin verimli çalışmasından bahsediyor. Ama bunca açıklamaya rağmen doping sorununa çözüm üreten bir anlayışla yaklaşıldığını söylemek çok zor. Çünkü söylemler, politikalar ve uygulamalar, aslında teori ve pratiğin nasıl ayrı yönlerde işlediğini bize gösterir nitelikte.

Ne yaparsan yap kazan!

Akdeniz Oyunları öncesinde ve süresince, sporculara iletilen tek bir mesaj vardı: Kazanın! Nasıl kazanacaklarına dair bir mesaj arada sırada verilse de (temiz spor) bu mesaj asıl meselenin madalya kazanmak olduğu gerçeğini değiştirmemişti. Akdeniz Oyunları öncesi değiştirilen yönetmelikle artırılan ödüllerin ve başarı kazanma zorunluluğunu hissettiren konuşmaların sporculara ileteceği mesaj, “ne yaparsan yap kazan”dan başka bir şey olabilir mi? Peki bir yandan sıfır tolerans anlayışından bahsedilirken diğer yandan sporculara “sadece kazan” mesajı ileten pratikler nasıl birlikte işliyor? Burada madalyonun iki yüzünü görmek mümkün: Bir yüzünde dopingsiz spor için yapılan samimi (!) açıklamalar; diğer yüzünde branşlar arası madalya sayısı rekabeti, en başarılı ülke olma hırsı, en çok madalya kazanılan Akdeniz Oyunları’nı yapma isteği ve Ben’in doldurduğu bir kibir... Bu kibrin, düzenli bir spor altyapısı ve sistemi olmayan, günü kurtarma çabasındaki bir spor kültürünü yönlendireceği şeyin doping olmasına şaşırmamak gerek.

Kurban bol

Bir diğer gündem konusu ise sporcuların yanı sıra antrenörlerin ve gerekirse yönetimin cezalandırılmasıyla ilgili. Ama doping sorununun çözümünü cezaya indirgemek, “neden ve nasıl doping?” sorusunun üstünü kapatıyor ve yine günü kurtarma çabasından öteye gitmiyor. Aslında bu alışık olmadığımız bir şey değil, çünkü uzun bir zamandır her kurum ve kişinin sadece kendisini aklama çabasını içeren açıklamalarını dinliyoruz. Herkes ya kendinden önceki yönetimi ya antrenörü ya sporcuyu ya da suçlanabilecek herhangi bir şeyi suçluyor. Ama görünen o ki kimse madalya, uluslararası prestij ve tüm bunların ötesinde “ben yaptım” deme hırsının sebep olduğu bu karmaşık, kurbanı bol örüntüye bakmak istemiyor! Çok zaman önce değil, daha Olimpiyat Oyunları’nda madalya kazanan sporcuların doping skandallarının üstünün örtülmeye çalışılması, bu durumun sadece sporcu, antrenör ve hatta federasyonlar ile sınırlı bir mesele olmadığını işaret ediyor. Akdeniz Oyunları’nda bazı madalyalı sporcuların oyunlara katılmamalarının sağlanması da bu sporcuların dopingle olan ilişkilerinin üst kesimler tarafından bilindiğinin bir göstergesi olabilir mi? Çekiç atmacı Eşref Apak’ın sosyal medyada yer alan mesajları, doping meselesinin sadece “kendisiyle” (sporcuyla) sınırlı olmadığı mesajını veriyor. Ve bize halterci Nurcan Taylan’ın “Olay tamamen benim dışımda gerçekleşti” açıklamasını hatırlatarak, doping meselesinde objektiflerimizi daha geniş ve veçheli açmamız gerektiğini yüzümüze vuruyor.

2020’de ne olacak?

Peki, ya 2020? Akdeniz Oyunları sonrası yapılan açıklamalar, yaşanan skandalların doping kontrol sisteminin iyi çalışmasının bir ürünü olduğu ve bunun ülke hanesine 2020 için artı olarak yazılacağı yönünde. Bu aynı zamanda, “Sporcular zaten hep dopingliydi, başarılar hep bu şekildeydi ve biz bunu biliyorduk ama….” anlamına da gelmiyor mu? Sistemin bir kara delik gibi kendi evlatlarını yutmasının en büyük örneklerinden birisi olabilecek bu açıklama, karşımıza trajikomik bir sahne getiriyor. Madalyalı ya da madalyasız her bir sporcu, yeni bir misyona hizmet ediyor. Madalya alanlar sportif başarı ve ülkenin sporda ilerlediğine bir örnek olarak sunulurken, bu amaca hizmet edemeyenler ise doping kontrol sisteminin “başarı” örnekleri olarak 2020 hedefine hizmet ediyor. Zaman öncesinin havaalanlarında karşılanan, televizyonlarda başarıları gözyaşlarıyla efsaneleştirilen kahramanları, ansızın uluslararası prestij takıntısının ve günü kurtarma çabasının ağına taklıyorlar.
Dünyanın sistematik, bilimsel ve profesyonelce yaklaştığı sporda, “anam babam” usulüyle başarı elde etme düşüncesi ve bu çürük sistem içinde var olma çabası veren sporcuları piyon olarak kullanma anlayışı, skandallara ve kurbanlara daha çok şahitlik etmemize neden olacaktır. Temelinde sistemsizlik, yetersizlik, antrenör kalitesizliği, sporcu desteği, spor bilimi ve kalifiye yönetici eksikliği gibi envai çeşit olumsuzluğu ve çürüklüğü barındıran bir spor sistemi ve kültürünün, sporumuzu başarı sahnesine çıkartacağını düşünmek, hayalciliklikten öte bir şey değil.

Kapsamlı çözüm lazım

Daha da vahimi, doping kullanımının sistematik olarak sistem tarafından kullanıldığı şüphesini kuvvetlendiren skandalların ve açıklamaların somut varlığı. Bu anlayış ile gidilirse federasyonlar ve devlet, kendini aklamak için daha pek çok sporcuyu günah keçisi ilan edecek gibi duruyor. Erzurum Kış Olimpiyatları öncesinde yarışacak sporcu bulmak için çalınmadık kapı bırakmayan sistemin, gelecekte büyük yarışmalar öncesinde sporcu bulma politikası pek de değişecek gibi durmuyor.
Görünen o ki ortada tüm boyutları ile değerlendirilmesi gereken ciddi bir sorun var ve bu sorunun çözümü “cadı avına” çıkmak değil. Çünkü mevcut durum, sporcuyu “ne yaparsan yap kazan” anlayışıyla kışkırtan ve zorlayan tüm söylem ve pratikleri gözardı ediyor. Rekor sayıda doping vakasına şahit olduğumuz bugünlerde, sorunu sadece ödül ve cezayla çözmeye çalışmak ve doping kontrol sisteminin iyi çalışmasından kıvanç duymak yerine, soruna kapsamlı ve uzun vadeli çözümler getirecek dopingle mücadele politikaları için adım atmak daha samimi olacak.
* Hacettepe Üni., Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu, YL