MAHKİM ve Baro'nun işlevi

Koridora çıktığınızda tasarım sanatının desteğini almış bir afiş sizi karşılıyor. Bu afili afişlerden birine yaklaştığımızda "MAHKİM" adlı bir oluşumun kurulduğunu haber alıyoruz.
Haber: HİLMİ ŞEKER / Arşivi

Koridora çıktığınızda tasarım sanatının desteğini almış bir afiş sizi karşılıyor. Bu afili afişlerden birine yaklaştığımızda "MAHKİM" adlı bir oluşumun kurulduğunu haber alıyoruz.
MAHKİM kendisini, mahkeme kararlarını değerlendirirek, değerlendirme sonuçlarının alınacak kararlarla, ilkin Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı'yla paylaşılması, gerekirse değerlendirme kararının HSYK'ya iletilerek, yargıyı olumsuz deneyimlerden arındırmayı sağlayan bir izleme kurulu biçiminde tanımlıyor.
Bu oluşumun, her türlü art niyetten arî olarak, yargının demokratik işleyişine verilmek istenen bir katkının parçası olabileceğini düşünüyoruz. Ancak denetim sıkıntısı çekilmeyen bir uzamda Baro'nun alternatif denetim yapacak bir oluşuma kaynaklık etmesi, bizi niyetlerin sorgulanmasına sevk ediyor.
Savunma, yargı şeması içinde adalet için çaba gösteren bileşenin adıdır. Yargının ortağı bu bileşenin, yargıcı ve deneyimlerini hedefleyen denetimlerin parçası olma isteği, sınırlarında kalmak koşuluyla yasal ve meşrudur. Yargının demokratikleşmesi ya da kamu gücünü kullananların denetlenmesi hukukun öteden beri arzusudur. Hukuk bu arzusunu sayılı kurum ve araçlar vasıtasıyla gerçekleştirmeye özen gösterir.
Savunma, tanımlanan görevini etkin biçimde yapabilmesine olanak sağlayacak yeteri donanıma sahiptir. Savunma hakkı ile kanun yollarının etkin bir biçimde kullanılmasıyla, savunmanın yargıcı ve etkinliklerini denetleyerek, onları kendi sınırlarına hapsetmesi pekala olanaklıdır.
Kaldı ki yargı kendisini her açıdan denetleyecek, "dört beşlik" bir denetim ağıyla çevrilidir. Yargıcı, kontrol altına tutabilecek güce erişmiş olan mekanizma, yargıcı etik kurallarla sınırlamaya ve hukukun içinde tutmaya ziyadesiyle muktedirdir. Bu ağın en küçük bir devinimle ya da istenildiğinde derhal ve etkin bir biçimde harekete geçerek, dokunulmazlık duvarını tuzla buz ettiği ilanı gerekmeyen malumdur.
Vicdani sorumluluk
Hukuk, bireye karşılaştığı bir haksızlık karşısında, tazminat davasından tutun, ceza ve disiplin uyuşmazlığı yaratma olanağına değin oldukça geniş olanaklar tanımayı ihmal etmedi. Kamu gücünü kullanan yargıcın, kullanılan gücün sorumlulukla sınırlandırılmasına kimsenin söyleyecek sözünün olmaması gerekir. Ayrıca, yargıç vicdanıyla hareket edebilen kimsedir. Vicdani sorumluluk, denetimin zaman ve mekânla olan bağını koparır. Zaman ve mekândan soyut (vicdani) sorumluluk, bilinen denetimlerin bekli de en etkilisidir. Yargıç, eylerken sonsuza değin kendisini izleyen bu sorumluluklarla yaşamasını bilen kimsedir.
Bunca söze rağmen yargıcı ve etkinliklerini izleme arzusu aklımıza şu olasılıkları getiriyor: İlki, Baro'ya göre yasal ve meşru denetim düzeneği işlevsel değildir. İkincisi, işlevseldirler ancak, denetleyenler görevlerini yerine getirmekte akim kalıyorlar. Üçüncüsü, yargıyı denetleyenlerle ilgili bir güven sorunu yaşanıyor. Dördüncüsü, kanun yolu etkin kullanılamıyor veya denetim departmanı ya görevini yapmıyor ya da yerine getirmekte yetersiz kalıyor.
Tüm bunlar doğru değilse, geriye duyurunun iyi bir şekilde kaleme alınmama olasılığı kalıyor. Yazının iradeyi yansıttığı savlanıyorsa, yazanların yazı ile muhatabın arasından çekilmesi gerekir. Bizi bu yazıyla baş başa bırakanlar yazıyla olan iletişimin habis neticelerinden bizi korumanın sorumluluğuyla davranmak durumundadırlar. Yanlış algıda birinci derecede sorumluluk, bu algıyı yaratanlardadır.
Bu bağlamda geriye izleme sonuçlarının değerlendirilmesiyle yetinilmeyip soluğun gerektiğinde Ankara'da da alınabileceğine dair konsantre söz kalıyor. Afişin bütün yükünü sırtlayan bu cümle, bu oluşumun örtülü yüzünü tüm çıplaklığıyla deşifre ediyor.
Bu metni kaleme alanlar, yargıçlar için gerektiğinde Ankara'ya gitmenin ne anlama geldiğini ve yaratacağı ruh halini bilmek durumundadırlar. Yargıca göreviyle eşzamanlı olarak sorumluluğunun hatırlatılması, statik hesabı kötü yapılmış bir etkileme biçimidir. İnceltilmiş veya örtülü söylemlerle kuşatılan yargıcın, ensesinde yasal ve meşru olmayan bir nefes hissetmesi, iç huzurunu bozar. Kafalarda izlenmenin yaratığı huzursuzluk ve beklenen akıbet ruhlarda medcezirler yaratır. Yaratılan sarsıntı, bizi adalete götüren yolun üzerinde konumlanan her kim veya neler varsa önüne katar. Altüst eder. Mantığı ile ruhu arasındaki iletişimi kurmakta güçlük çeken yargıç, sonunda başka amaçlara hizmet eden bir nesneye dönüşür.
Bunca yapılanmaya karşın denetim savı ile ortaya çıkmak, "aba altında sopa göstermenin" aktüel bir görünümü olmaktan kendisini kurtaramıyor. Bu yetki demokratik rejimlerde yasal ve meşru kaynaklardan beslendiği sürece manidardır. Hukuktan beslenmeyen ve hukukla yollarını ayırma potansiyeli taşıyan veya böyle bir görüntü yaratan denetim istekleri gayrimeşrudur. Herkes bilir ki, hukuk meşruluk debisi sıfır sonuçlara değer atfetmez. Yargıç ve etkinliklerinin, meşruluğu tartışmalı bir oluşumun iki dudağı arasından çıkacak sözlerle değerlendirilmesine izin vermek, yargıcı yarını olmayan bir belirsizliğe iter. Toplum sinir uçları açık bu uzamın, görevlendirdiği otoritelerden gayri kimselerce denetlenmesine tahammül etmez.
Yargıç Aşil'inden vuruluyor
Yargıcın kurumlarla ilişkisinde bağımsızlığını tehlikeye sokacak bu uygulamanın her fırsatta yargının kurucu ögesi olduğunu haykıran diğer ayağından gelmesi oldukça anlamlıdır. Yargıç kendi içinden çıkan bir elle, Aşil'inden vuruluyor. Sıradan olmayan bu yara, daha derin ve acı vericidir. Yarası kendinden menkul yargının, yoluna devam edecek takati olur mu? Bilinmez.
Baro'nun işlevi gayet yalındır. İlkin her meslek kuruluşu gibi mesleki dayanışma ve gelişimin olanaklarını araştırmak, sonra da dikey kesitte konuşlanan otoritelerin karşısına bir baskı odağı olarak çıkabilmektir. Bu görev ve kimlik tanımının hiçbir yerinde, yargıyı yasal olmayan yöntemlerle etki altına alma yetkisi yok. Baro'nun bireysel ve kurumsal sorunlarını elinin tersiyle bir kenara itip yargıyı denetlemekte ısrar fikrinin orijinalleri karşısında yaşam şansı bulunmuyor.
Denetimle ödevli bunca otorite varken, durumdan vazife çıkaracakları da denetim sofrasına çağırma potansiyeline sahip bir misyonla ortaya çıkmak, yargıcın etkinlik alanını risklere oksijen taşıyan bir yapı haline getirir.
Her şeye rağmen koridorlara asılı ve akıllara George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanından enstanteleri anımsatan bu afişi hiçbir yargıcın hak etmediğini düşünüyoruz. Bu oluşumlar aracılığıyla yargının kuşatılmasını ve yargıçların yaşam alanlarının daraltılmasını kesinlikle reddediyoruz.
Geri beslemesi zayıf bu oluşuğun, eninde sonunda bir "izleme merakına" dönüşme riski, yargıçlarda giderilmesi mümkün olmayan kaygılara yol açar. Böyle bir merakın, yargının demokratik yapılanmasına ve temel hak ve özgürlüklerin gelişmesine neler katacağı ve karşılığında neleri alıp götüreceğinin, bu oluşuğu deneyimlerle yaşamımıza monte etmeye kalkışanların sağlam kafayla bir kez daha düşünmelerini bekliyoruz.

HİLMİ ŞEKER: Yargıç, İstanbul