Malezya'nın her yüzü

Bugünlerde bizi Malezyalılaştırma benzetmeleri pek çok kişinin bu ülkede olanları merak etmesine yol açtı. Tüm basın oradaki etnik yapıyı defalarca yazdı, gösterdi. Ancak biz Malezya'nın diğer bir yönünü, yani iyi korunan muhteşem doğasını...
Haber: ZAFER KANTAR / Arşivi

Bugünlerde bizi Malezyalılaştırma benzetmeleri pek çok kişinin bu ülkede olanları merak etmesine yol açtı. Tüm basın oradaki etnik yapıyı defalarca yazdı, gösterdi. Ancak biz Malezya'nın diğer bir yönünü, yani iyi korunan muhteşem doğasını, düzgün yapılaşmasını, temizliğini ve de çeşitli dinlere mensup halkın, kavga kültüründen uzak, birarada sakin yaşamını gözlemledik. Sonra da bu özelliklerinden dolayı keşke Malezyalılaşsak mı diye de düşünmedik değil...
Daha havaalanından başkent Kuala Lumpur'a giderken tropik bir ormanın içinde yol alıyorsunuz. Şehir zaten ormanın içinde kurulmuş diye düşünüyorsunuz fakat ülkenin diğer bölgelerini de yemyeşil görünce, ne kadar Allah vergisi bir doğanın içinde olduklarını anlıyorsunuz. Malezyalılar da bu doğayı gerçekten çok iyi koruyorlar. Tarihi yapıları ve Hindu tapınakları ile birlikte gayet modern binaların yan yana sıralandığı, son derece temiz bir şehir Kuala Lumpur. Asgari ücretin 250 dolar olduğu ülkenin gelirinin büyük bir kısmı petrol ihracından sağlanıyor. Ülkenin en büyük ve en zengin şirketi de, petrol tekelini elinde tutan Petronas. Şirket, dünyanın dikkatini bu ülkeye çekmek için yıllardır Formula 1 yarışlarından tutun, Kuala Lumpur'un simgesi haline gelen, 452 m. ile bir zamanlar dünyanın en yükseği olan- binanın yapımına kadar her türlü pahalı yatırımın finansörü. Nerede ise ülkenin tanıtım sponsoru. Alışveriş merkezlerinin çokluğu ve ucuzluğu bize tipik bir Asya ülkesi olduğunu belli ediyor. Her senenin Aralık ayında şehirde uluslararası alışveriş festivali olduğunu öğrenince ülkenin tanıtım için sarf ettiği bu çabalara imreniyoruz.
Türban ve mini etek birarada
Malezya'nın nüfusu 25 milyon. Halkın yüzde 60'ı Malay, geri kalanlar ise Çin ve Hintlilerden oluşuyor. Malay'ların hemen hemen tamamı Müslüman ve şeriat kanunları ile yaşamaya nerede ise şartlandırılmışlar. Yüzde 20 oranındaki Hıristiyanları, Hindu ve Budistler takip ediyor. Bu, çeşitli din ve ırktan insanların birbirlerinin yaşantılarına karışmadan, beraber, hiçbir gerilime meydan vermeden sürdürdükleri sakin hayat, Malezya'nın her yerinde kendini gösteriyor.
Ağustos 1957 tarihinde İngilizlerden bağımsızlığını alan Malezya halkı halen İngilizce konuşuyor ama anadilleri Malay lisanı. Türbanlı ve mini etekli kadınları birarada görseniz de hepsinde İngiliz kültürünü hissediyorsunuz.
Küçük kasabalarda yaşayan halkın büyük çoğunluğunun geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Taşrada yaşayanlar yetiştirdiklerini pazar ve sokaklarda satıyorlar.
Vahşi bir doğa
Tüm ülke tropik iklim altında ve balta girmemiş ormanlarla kaplı olunca Malezyalılara da bu güzelliği süslemek kalmış. Onlar da deniz kıyılarına, ormanı katletmeden tatil köyleri kurarak yabancı turistleri çekmeyi başarmışlar. Ucuz bir ülke olması ve diğer Uzakdoğu ülkelerine nazaran, bozulmamış doğa içinde daha sakin tatil yapmak isteyenlere hitap ettikleri için turizm ve dolayısıyla yöre halkının gelirleri artmış. Ülkenin çoğunluğunun Müslüman olması veyahut şeriatla yönetilmesi gelen turistleri hiçbir zaman rahatsız etmiyor. Müslüman olmayan kendi halkı nasıl rahatlıkla istediği kıyafeti giyiyor ve istediği şekilde içkili gece kulüplerinde eğlenebiliyorsa, yabancı turistler de aynı şekilde rahat tatil yapma olanağı bulabiliyor.
Sadece şeriat ve türban olaylarıyla ülkemizle karşılaştırılmak istenen bir ülkenin imajı ile oynamak, biri için tek taraflı olumsuz dedikodu yapmak gibi bir şey geliyor bana. Çünkü Malezya ne bir Suudi Arabistan ne de bir İran. Beğenelim veya beğenmeyelim kendi rejimini oturtmuş, değişik inançlardaki insanların yaşantılarına kucak açmış, doğasını koruyan, dünyaya açılmayı prensip edinmiş bir ülke Malezya.