Malezya'yı çizerken ne biliyordunuz?

Dünya nüfusunun önemli kısmı Müslüman. Geriye kalan yeryüzü sakinleri için bu ürkütücü olabiliyor. Hatta rahatsız olanların çoğu, bir milyar küsurluk İslam ailesine dahil.
Haber: DİLEK BAŞER / Arşivi

Kopenhang;
Dünya nüfusunun önemli kısmı Müslüman. Geriye kalan yeryüzü sakinleri için bu ürkütücü olabiliyor. Hatta rahatsız olanların çoğu, bir milyar küsurluk İslam ailesine dahil. Özellikle son altı yıldır terör ve İslam adeta yapışık olarak kullanılmaya başladığından beri, İslam korkusunu anlamak ve aşmak iyice zorlaştı.
İslam dışı egemen güçler hazmı kolay olsun diye İslamiyet'i mikroskobik birimlere ayrıştırıyorlar. Milli ve dini öğeler ayrıştırılıp çapraz kombinasyonlarla sayısız grup yapılıyor. Bunun tipik örneği Ortadoğu'da yaşanıyor. Milli bazda Türkmenler, Kürtler, Araplar, dini bazda Şiiler, Sünnilerle çaprazlanıp Sünni Kürtler, Sünni Araplar, Şii Araplar gibi uzayıp giden sayısız savaş cephesi üretiliyor. Aralarına duvarlar örülerek fiyordlardan beter girdili çıktılı etnik haritalar yapılıyor.
İslam içinde yaşanan kapışmalar ise daha farklı. Modernleşme yolundaki bazı İslam ülkelerinde din ve devlet, birbirlerinin yüzüne bakmadan hınçla yarışan iki rakip maratoncu gibi nihai hedefi, "halk"ı ele geçirmeye çalışıyor. Bu kapışmanın negatif saçıntıları, anti büyüme hormonu etkisiyle toplumu büzüştürüp gelişme gerisi organizmaya çeviriyor.
22 Temmuz ve devamında yaşananlar, artık nerede duracağımızı bilmediğimiz raddeye dayandı. Kronik-gizli gerçeklerin en büyük dekoderi ilk reflekslerdir. Hayli etkili aydınların seçim sonrası ilk refleksi, halka saldırmalarıydı. Çok iyi oldu. Hep denedikleri şu "niyet okuma" art niyetlerinde halk onların niyetlerini okumuş oldu. Hem de mecazen değil bizzat kendi yazılarından. Zamanla akıllanıp refleks yerine daha planlı davrandılar.
Eskiden coğrafyaları kıtken, Cezayir, İran diye tuttururlardı. Şimdi paket turlarla yeni yerler öğrendiler. Turist kafilesi halinde Malezya'ya gittiler. Sokaklarda adam çevirip duydukları parça buçuk sözlerle geri geldiler. Kadınların tehlikede olduğu, iktidarın gizli niyetleri, mahalle baskısı gibi zehirli iğneleri topluma bombardıman ettiler. Hızlı, karmakarışık bir "Malezyalaşma" projesiyle bir kere daha korku salmayı denediler.
Dört yıl Malezya'da yaşamış ve kısa bir süre önce ayrılmış birisi olarak "Malezyalaşmak" dedikleri o hakaretane sözle hesaplaşmak istiyorum.
Müslümanların, Hinduların, Budistlerin, Hıristiyanların dini günlerini resmi tatil olarak yaşadıkları ülkedir Malezya. Kırmızı ışıkta araba camlarını kirli mendilleriyle silen çocuklar yoktur. Ramazan ayında restoranlarda hem iftar sofraları açılır hem şampanyalar içilir. Eşcinseller kamusal ve özel sektörlerde halkla yüzyüzedir. Bizde sosyetik kafelerin, barların önüne cipler parkedilip, kapısına insan seçen dedektör-korumalar dikilirken, devlet eliyle değil bizzat millet eliyle kompleksli bir sınıfsallık yaratılırken, Malezya'da Starbucks'lar, Hard Rock kafeler çoluklu çocuklu ailelerin mekânıdır. Yoksulluk sınırı yüzdesi ise Türkiye'nin yarısıdır. Avrupa Malezyalılara vize koymaz ama onlar sadece kendi ülkelerini çekici bulurlar. En az göç veren ülkelerden birisidir Malezya. Ama oraya yerleşmiş Avrupalı çoktur. Sokaklarda asker, polis ve panzer görüntüleri yoktur. Uluslararası konferanslar ülkesidir, konferanslarını sıklıkla "silahsızlanma"ya tahsis eder... Tek kutuplu dünyada yetim kalan Bağlantısızları sık sık misafir edip umut aşılar.
Korkuyu yatıştırmak
Modern Malezya'nın kurucusu eski Başbakan Mahathir, kamerasıyla Antartika'ya gidip kendi sesiyle belgeseller çeken birisidir. Dünyayı boşuna gezmemiş, sevdiği ne varsa ülkesinde benzerlerini yapmış, "cibercity"ler kurmuştur. Asya Pasifik, dünyada nükleer silah üreten toplam dokuz ülkenin beşini bünyesinde barındırırken, bu akıllı ülke hiçbir silahı, bombayı içeri sokmadan bölgede "terror-free" bir alan yarattı. 10 yıl önceki büyük Asya krizini, IMF yardımlarını reddederek kendi aklıyla aştı.
Dünyada İslam korkusunu yatıştıracak iki ülkeden birisi Türkiye ise diğeri Malezya'dır. Türkiye laik anayasası ile bunu hak ediyor, Malezya ise yaşam tarzıyla. Malezya anayasal maddelerinin hafif İslami tonajda olması bu gerçeği değiştirmez. Tıpkı, anayasalarını laiklik, demokrasi, insan hakları, ırkçılıkla mücadele, din-vicdan hürriyeti gibi yüksek değerlerle bezeyen Batılıların gerçeği yansıtmadıkları gibi.
Kim bunlar, nereden geldiler?
Dünyada mutlu, sorunsuz tek İslam ülkesi görmeye tahammül edemeyecek kadar kompleksli, huzursuz bir kitle var Türkiye'de. Saldırılarının gerçek kaynağı "korku" değil. Türkiye'de bütün laik hakların mahfuz kalacağını biliyorlar. Sabahlara kadar içebilme, tüm dekoltelerini doya doya açabilme hakları kanunlarla taahhüt edilse de, muhtemel "mahalle baskısı"na karşı kendilerine konfor-eğlence adacıkları bağışlansa da huzur bozmaya devam edecekler.
Çünkü, Batılıların binlerce yılda yarattıklarını, hızlı kurslarla bir insan ömrüne sıkıştıran burjuva replikalarıydı onlar. Yegâne ihtiyaçları, hakir görecekleri dindar, geleneksel bir sınıfın varlığıydı. Onlar üzerinde kontrast yaparak uyduruk asaletlerini inanılır yapmak zorundaydılar. Hakir gördükleri sınıf ise dedeleri, nineleri, enişteleri, yengeleriydi. Onlarla büyük kopuş yaşadılar. Kendi dokusundayken doğal olan tırnağın, kesilip yere düştükten sonra bulantı vermesi gibiydi geçmişleri. Köylülükle alakasızlıklarını ispatlamak için hastanede doğduklarını ilan edenler bile oldu. Geçmişi reddedip yeni aidiyetlerini abartarak bir nevi "Yeniçeri" veya "Sarkozy" sendromu yaşadılar. Hem kendilerine hem çevreye işkence için yaşayan bu kitle, Türk edebiyatında Memduh Şevket Esendal, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerinde layıkıyla ağırlanmışlardır.
Üzerinde kontrast yaptıkları sınıf kalmadı artık. Canları sıkıldıkça Yeniçeriler gibi ortalığı karıştırmayı sürdürecekler. Hâlâ çok etkili toplum mühendisliği kurumlarında bulundukları için tehlikeli olabilirler. O yüzden oyalanacakları daha kozmetik oyuncaklar bulmalıyız. Malezya'dan sonra Maldivler, Seyşeller, Burma gibi daha fantastik yerlere gidip hem tatil hem siyaset yapabilirler sözgelimi. Ama karnı tok çocukların, mutluluk ve huzurla homojenize olmuş insanların yaşadığı Malezya'yı rahat bıraksınlar, lütfen.