Memura grev hakkına AİHM güvencesi

Radikal İki'nin geçtiğimiz Pazar günlü nüshasında yayımlanan yazısında Ahmet İnsel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 17 Temmuz 2007 tarihli "Satılmış ve diğerleri/Türkiye" başvurusunda verilen kararın, Fransa'da yarattığı tartışmadan bahisle 47 kamu emekçisini kutluyor.
Haber: GÖKHAN CANDOĞAN / Arşivi

Radikal İki'nin geçtiğimiz Pazar günlü nüshasında yayımlanan yazısında Ahmet İnsel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 17 Temmuz 2007 tarihli "Satılmış ve diğerleri/Türkiye" başvurusunda verilen kararın, Fransa'da yarattığı tartışmadan bahisle 47 kamu emekçisini kutluyor.
Bu makalenin açtığı yoldan ilerleyerek, Yapı Yol Sen üyesi Erhan Karaçay kararına da atıfla, AİHM'in memur sendikalarına daha etkili eylemlerin, örneğin bir "grev hakkı"nın yolunu açıp açmadığını tartışmak, enerji, heyecan ve bilgi birikimini kaybetme noktasına gelmiş memur sendikacılığına katkı ve hedef sağlayabilir.
KESK, Eylül 2002'de Türkiye genelinde memur maaşlarını protesto etmek amacıyla iş yavaşlatma/bırakma kararı alır. Bu karar üzerine İstanbul Valisi Erol Çakır tüm kamu kurumlarına yazı göndererek eylemin engellenmesi için her tür önlemin alınması, katılanların belirlenmesi ve haklarında yasal işlem yapılmasını ister.
O tarihlerde sendika üyesi/yöneticisi olan ve aynı zamanda İstanbul Bayındırlık İl Müdürlüğü'nde mühendis olarak çalışan Erhan Karaçay'dan, eyleme katıldığı iddiasıyla savunma istenir. Eyleme görevi nedeniyle katılamadığını belirten Karaçay, katılamamış olsa da, sendikal hakkın kullanımı anlamına gelen bu eyleme katılmanın kınanabilir bir davranış sayılamayacağını belirtir. Karaçay'a uyarma cezası verilir. Cezaya karşı tek yasal yol olan itiraz hakkı da kullanılır ve sonuç değişmez. Yasaya göre, uyarma/kınama cezalarına karşı yargı yolu kapalı olduğundan, Karaçay adına AİHM'e yapılan başvuru ile, AİHS'nin ihlal edildiğinin tesbit edilmesi istenir.
Hükümet, devlet memurlarının işçilere göre farklı ödev ve sorumlulukları olması nedeniyle uyuşmazlığın AİHS kapsamı dışında olduğunu belirtse de bunu ciddi bulmayan AİHM, başvuruyu Sözleşme'nin toplanma ve örgütlenme hakkı ile etkili bir hukuki yola başvuru hakkı çerçevesinde ele almayı uygun gördü ve sendikal bir karar nedeniyle yapılan eylem için cezalandırmanın "demokratik bir toplumda gerekli olmayan" bir müdahale olduğu sonucuna vardı.
Köprü'de olanlar
Fransız avukat Roland Ezelin'le ilgili 26.04.1991 tarihli AİHM kararına da atıf yapılarak verilen kararda, "... verilen ceza, her ne kadar düşük olsa da, kendisi gibi sendikaya üye kişilerin çıkarlarını savunmak amacıyla sendika üyelerinin grev ve eylemlere yasal olarak katılmasını engellemeye yönelik caydırıcı bir niteliğe sahiptir..." denildi. Ayrıca, yasa ile uyarma/kınama cezalarının hukuki denetimden yoksun bırakılmasının, olası kötüye kullanımlara imkan tanınması anlamına geldiği kabul edildi.
Hükümetin itiraz etmemesi nedeniyle kesinleşen Karaçay kararından kısa bir süre sonra da aynı sendikanın üyesi olan gişe memurları adına yapılan başvurular sonuçlandırıldı. KESK kararlarına dayalı olarak 1998/1999 yıllarında Boğaziçi Köprüsü'nde gişe memurları tarafından iş bırakma/yavaşlatma eylemleri yapılmış ve araçlar köprüden "ücretsiz" geçiş yapmışlardı. Eylem sonrası, sendika üyesi kamu görevlilerinin, kamu zararını tazmin edin çağrısını reddetmesi üzerine, Karayolları, Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemelerinde "alacak" davaları açtı. Eylemin anayasa/uluslararası sözleşmelerden doğan meşru bir sendikal eylem olduğu yolundaki sendika savunması kabul görmedi ve idarenin istediği tazminatın gişe memurlarından tahsiline hükmedildi.
Temyizde de Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararları onadı. (Yargıç Bilal Kartal, uluslararası sözleşmelere de değinerek, sendikal hakkın tanınmasına rağmen bu hakkın kullanımına yönelik etkin araçların varolmamasının doğru olmadığı gerekçesiyle karşı oy kullandı).
İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine yapılan başvurular sonucunda, AİHM 17 Temmuz 2007 tarihli kararıyla, toplanma ve örgütlenme hakkına dair sözleşme hükmünün ihlal edildiğine, sendika/örgütlenme hakkına yapılan müdahalenin demokratik bir toplum için gerekli olmadığına karar verdi.
Mahkemeye göre sözleşme ile korunan toplanma ve örgütlenme hakkı, sendika üyelerine çıkarlarını koruyabilme amacıyla seslerini duyurma özgürlüğünü verirken, aynı zamanda, bu haklardan etkili bir şekilde faydalanılmasını teminen gerekli düzenlemeleri yapmak üzere devlete pozitif yükümlülük getiriyor.
Ötesinde, sözleşme kapsamında, sendika üyeleri tarafından gerçekleştirilecek toplu eylemlere sözleşmeci devlet tarafından izin verilmesi gerektiği de belirtildi.
Sonuçta mahkeme, çalışma koşullarını savunmak amacıyla üyesi oldukları sendika tarafından düzenlenen toplu eyleme/barışçıl gösteriye katılma hakkını kullanan gişe memurlarının tazminatla sorumlu tutulmasının, sözleşmenin ihlali anlamına geldiğine karar verdi.
AİHS'ye göre sözleşmeci devletler, kesinleşen kararlara uymakla yükümlüdürler ve bu yükümlülüğünün kapsamını belirleme/denetleme yetkisi bakanlar komitesine aittir.
Gişe memurlarına ilişkin Satılmış ve diğerleri kararına hükümetin itirazında süreç devam etmekle beraber, aynı içerikte olan Karaçay kararına hükümet itiraz etmediği için bu karar kesinleşti.
AİHM kararlarının uygulanması, bireysel ve genel önlemler çerçevesinde ele alınıyor. Bireysel önlemler anlamında, başvuru sonrasında emekli olmuş olan Karaçay'ın idarede bulunan dosyasından, anılan cezanın çıkarılması ve kendisine iletilecek bir mektup ile kararın uygulandığının belirtilmesi yeterli olabilecektir.
Mahkeme, "genel önlemleri", benzeri bir ihlalin oluşmasını önleyecek her tür işlem olarak tanımlamakta olup Karaçay kararı açısından, öncelikle yapılması gereken, uyarma/kınama cezalarına yargı yolunu kapatan yasa hükmünün kaldırılmasıdır. Bu yönde bir yasal değişikliğe şu ana kadar gidilmemiş olması hükümetin eksikliğidir.
AİHM, her iki kararda da Avrupa Sosyal Şartı'na atıf yaptı. Kararda "...Grev yapma hakkı ile ilgili olarak, her ne kadar 11. maddede bu hak açıkça ifade edilmemişse de bu hakkın tanınması, hiç kuşkusuz en önemli sendikal haklardan birini teşkil ediyor..." denilerek, kamu görevlilerinin toplu eylem/hareket hakkının düzenlemesi zorunluluğu ortaya konuldu.
Sonuçta, kamu görevlilerinin grev ve benzeri toplu eylem hakları düzenlenmediği müddetçe, sendikal hakların gözetilmesi için üyeler tarafından yapılacak eylemler, ne disiplin ne de ceza suçlamasına konu olabilecektir. Hükümet, kamu görevlilerinin toplu eylem hakkını yasaklayan düzenlemeler başta olmak üzere pek çok yasal düzenlemeyi kaldırmak, memur sendikacılığını büro işine çeviren düzenlemeleri değiştirmekle yükümlüdür.
Hazırlattığı anayasa taslağında sadece 18. yüzyılda geçerli olan klasik hak ve hürriyetlere yer veren, ekonomik hak ve özgürlüklerle ilgili gelişmeleri yok sayan ve/veya darbe anayasasından daha geri bir düzeyde ele alan siyasi iktidarın işi, bu kez zor görünüyor.

GÖKHAN CANDOĞAN: Avukat, başvurucuların temsilcisi