Merkez sol ve Türkiye'nin değişimi

22 Temmuz 2007 genel seçimleri, bir taraftan AKP'nin merkez sağın tek ve güçlü aktörü olmasıyla sonuçlanırken, diğer taraftan da merkez solun hem siyasi ideoloji hem de aktör düzeyinde boşaltılmasıyla sonuçlandı.
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

22 Temmuz 2007 genel seçimleri, bir taraftan AKP'nin merkez sağın tek ve güçlü aktörü olmasıyla sonuçlanırken, diğer taraftan da merkez solun hem siyasi ideoloji hem de aktör düzeyinde boşaltılmasıyla sonuçlandı. Bugün Türkiye'nin iyi ve adaletli yönetiminin temel soru(n)larının başında da, bu temelde, merkez solun nasıl doldurulacağı sorusu geliyor. Merkez solu artık CHP'ye endeksli ya da var olan ve yıllardır seçim başarısızlıklarıyla yaşamakta olan sol ya da sosyal demokrat siyasi aktörler arası ittifak arayışıyla dolduramayız. Merkez solu nasıl dolduracağız? Bu zor soruya yanıt aramaya geçen hafta Radikal İki'de çıkan yazımla başlamıştım. Bu hafta bu çabamı sürdüreceğim ve bu sorunun merkez sol-Türkiye'nin değişimi ilişkisi ayağını çözümlemeye çalışacağım. Bugün sol ve sosyal demokrat siyasetin temel zaaflarından birisi de, Türkiye'nin giderek karmaşıklaşan yapısını anlama, çözümleme ve yönetmede yaşadığı zorluktur.
Modernleşme, demokratikleşme...
Süreklilik içinde ciddi kırılmalar ve bu bağlamda da önemli değişim, dönüşüm yaşayan Türkiye modernleşmesi, 1923'ten bugüne farklı derecelerde ama sonuçları açısından dört önemli kırılma noktası yaşadı. Bu dört kırılma noktasına ve sürece kısaca bakalım.
Süreklilik içinde, modern Türkiye tarihi, en genelde, bir "modernleşme tarihi". Bu tarih uluslaşma tarihi olarak da nitelenebilir, 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla başlayan Türkiye'nin modern bir ulus-devlet ve modern bir toplum olarak inşa ve yeniden-inşasını içerir. Modernleşme tarihi, kurumsal düzeyde rasyonel-bürokratik-hukuksal idari yapıyı, ekonomik kalkınmayı ve seküler/laik ulusal kimliği içeriyor. 1923'ten bugüne süreklilik ya da kırılma gösteren nitelikleriyle, çelişkileriyle, muğlaklıklarıyla, çatışma ve bunalımlarıyla, bu inşa süreci bugün hâlâ devam ediyor. Aynı zamanda, 1950'de demokrasiye geçişten bugüne Türkiye tarihi, "çok partili bir parlamenter demokrasi tarihi" de. Rejim kırılması yaratan askeri darbeleriyle, darbe sonrası demokratik sisteme dönüşleriyle, yürütme-yasama-yargı arasındaki çatışmalarıyla, kurumsal eşgüdüm ve iletişim sorunlarıyla, 1950-bugün Türkiye tarihi, sancılı ama siyasi norm olmaya doğru çabalayan bir "demokratikleşme süreci"ni içeriyor. 1980'den bugüne Türkiye'nin yaşadığı değişim ve dönüşüm içinde önemli kurucu öğelerin başında, küreselleşme süreci geliyor ve bu dönem Türkiye tarihi, modernleşme ve demokratikleşmenin yanında ayın zamanda bir "küreselleşme tarihi". Bugün küreselleşme sürecine gönderim yapmadan, diğer bir deyişle Türkiye'de devlet-toplum/birey ilişkilerini ve toplumsal ilişkilerde farklı kimlikler arası ilişkileri sadece ulusal ölçekte çözümlemek mümkün değil. 1980'lerden bugüne Türkiye'de, hem devlet-toplum arası hem de toplum içi ilişkileri ancak bu ilişkileri küresel-bölgesel-ulusal ve yerel ilişkiler ağına yerleştirerek anlayabiliriz. Küreselleşen dünyada Türkiye, aynı zamanda, 1999 Aralık ayında Avrupa Konseyi Helsinki Zirvesi'nde Avrupa Birliği aday ülke statüsü almasıyla gittikçe derinleşen bir Avrupa entegrasyon süreci de yaşamaya başladı. Bugün, tüm sorunlara ve belirsizliklere rağmen giderek derinleşen bir Türkiye-AB tam üyelik müzakere süreci yaşıyoruz. Bu anlamda da, Türkiye'nin, 2000'li yıllarda yaşadığı değişim ve dönüşüm süreci, modernleşme, demokratikleşme ve küreselleşmenin yanı sıra bir "Avrupalılaşma tarihi".
Karmaşık toplum olarak Türkiye
Bu temelde, 1923-bugün dönemine baktığımız zaman, gördüğümüz modern Türkiye tablosu aşağıdaki süreçlerin birbirleriyle karmaşık, kesişen ve karşılıklı etkileşim ve etki ilişkisini sergiliyor;
(i) 1923-bugün modernleşme tarihi,
(ii) 1950-bugün demokratikleşme tarihi,
(iii) 1980-bugün küreselleşme tarihi ve
(iv) 2000-bugün Avrupalılaşma tarihi.
Bu süreçlerin hem her birinin kendi özgül ve özgün yapıları ve hareket tarzları içinde hem de hepsinin birbirleriyle karşılıklı etkileşim/etki ilişkisi içinde kesiştiği bir noktada, Türkiye toplumsal oluşumu, "moderleşme + demokratikleşme + küreselleşme + Avrupalılaşma" ekseni ve denkleminde hareket ediyor ve kendi yeniden üretimini yaşıyor. Bu anlamda da, bugünün Türkiye'sinin, 1923-1950 erken Cumhuriyet ve tek parti dönemlerini tanımlayan basit sanayi modernleşmesi döneminin gerisine gitmiş, demokrasiye geçiş dönemini tamamlamış ve özellikle de 1980'den bugüne yaşadığı küreselleşme ve Avrupalılaşma süreçleriyle de birlikte, "karmaşık bir toplum niteliği" kazanmış bir toplumsal oluşum olduğunun altını çizmeliyiz.
Dört katmanlı çatışma alanı
Peki, Türkiye'nin 1923'ten beri yaşadığı değişimin ve giderek karmaşık topluma dönüşen yapısının siyasete etkisini nasıl açıklamalıyız? En genelde, bu değişimin, özellikle 1980'lerden bugüne yaşanan küreselleşme ve Avrupalılaşma süreçleriyle birlikte, en derin ve ciddi etkisini siyasi alan üzerinde yaptığını söyleyebiliriz. Bugünün Türkiye'sinin, modernleşme, demokratikleşme, küreselleşme ve Avrupalılaşma süreçlerinin kesişim noktasında yaşadığı karmaşık toplum yapısının siyasi alan üzerindeki temel etkisi, bu alan içindeki temel farklılaşma ve çatışma fayları ya da eksenlerinin çok boyutlu ve çok katmanlı bir yapıya dönüşmesidir.
Daha somut olarak söylersek: Bugünün Türkiye'sinde siyasi alan ve siyasi aktörler arası farklılaşma sadece merkez-çevre ve sağ-sol eksenleriyle sınırlı değildir. 1923-bugün modernleşme tarihini, siyasi düzeyde çözümlemede kullanılan "merkez-çevre ekseni"nin ve ikinci olarak, 1950-bugün demokratikleşme tarihini çözümlemede kullanılan "sağ-sol ekseni"nin, 1980'den bugüne yaşanan küreselleşme ve Avrupalılaşma tarihlerini çözümlemede yetersiz ve sınırlı kalmasıdır. Küreselleşme ve Avrupalılaşma tarihleri, siyasi düzeyde, karmaşık topluma dönüşme sürecinin çözümlenmesine "küresel-ulusal-yerel ekseni" ve "vatandaşlık-kimlik ekseni"ni ortaya çıkardı. Diğer bir deyişle, bugünün Türkiyesi'nde siyasi alan:
(i) Modernleşme tarihi ve "merkez-çevre ekseni"
(ii) Demokratikleşme tarihi ve "sağ-sol eksen"
(iii) Küreselleşme tarihi ve "küresel-ulusal eksen" ve
(iv) Avrupalılaşma ve "vatandaşlık-kimlik ekseni"
temelinde farklılaşmış çokkatmanlı bir çatışma alanını içeriyor.
Tüm bu eksenler, her biri, hepsi ve birbirleriyle girdikleri karşılıklı etkileşim ve etki ilişkisi içinde, Türkiye'nin hem değişim ve dönüşümünü ortaya çıkartan toplumsal süreçlere, sorunlara ve taleplere anlam veriyorlar, hem de iyi toplum yönetimini çok zor ve çapraşık bir konuma getiriyorlar. Karmaşık toplum olarak Türkiye bugün, bu çok katmanlı siyasal farklılaşma denkleminde ortaya çıkan, siyasal söylem ve stratejilerin birbirleriyle girdiği karmaşık, çok boyutlu ve çok nedenselli ittifak ve çatışmaları yaşıyor, siyasal alan ve siyaset tüm bu karmaşıklığa yanıt vermede zorlanıyor. Bu zorlanma, bir taraftan siyasal alanın, siyasal aktörlerin ve siyaset yapma eyleminin yeniden yapılanmasını gerekli kılarken, diğer taraftan da bu alanın bugün yaşadığı yönetim krizini, işlevsiz demokrasi anlayışını ve toplumsal güven sorununu yaratıyor.
Merkez sol
Yukarıda kısaca yaptığım Türkiye'nin değişimi ve siyaset çözümlemesi bizi şu önemli noktaya götürüyor: Merkez solun doldurulmasına soyunan yeni bir oluşum, Türkiye'nin karmaşıklaşan toplumsal yapısını kavrayan ve yöneten, dolayısıyla Türkiye'yi modernleşme, demokratikleşme, küreselleşme ve Avrupalılaşma süreçlerine iyi hazırlayan, yeni ve çok katmanlı bir siyaset anlayışına sahip olmalıdır. Unutmayalım, AKP, 22 Temmuz 2007 seçimlerine katılan partilerin içinde, göreceli ve karşılaştırmalı olarak, Türkiye'nin karmaşıklaşan yapısını kavrama ve yönetme kapasitesine en fazla sahip parti olduğu için başarılı oldu, merkeze oturdu. Merkez solu dolduracak yeni oluşumun siyaset anlayışı, ancak Türkiye'nin değişimini anlamada ve yönetmede AKP'nin ötesine geçerek AKP'den daha iyi ve daha adaletli Türkiye yönetimi iddiasında bulunduğu zaman başarılı olabilir. Peki bu iddianın içi nasıl doldurulacak? Bu soruya, gelecek haftaki, merkez sol ve siyaset yazımda yanıt arayacağım.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.