Merkez solu nasıl dolduracağız?

22 Temmuz 2007 seçimleri, her kesimin kabul etmesi gerekiyor, AKP'nin büyük başarısıyla, buna karşın topluma kucak açmayan, reel sorunlara çözüm üretmeyen devlet merkezci siyasetin, hem CHP gibi siyasi aktörler hem de...
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

22 Temmuz 2007 seçimleri, her kesimin kabul etmesi gerekiyor, AKP'nin büyük başarısıyla, buna karşın topluma kucak açmayan, reel sorunlara çözüm üretmeyen devlet merkezci siyasetin, hem CHP gibi siyasi aktörler hem de devlet seçkinleri temelinde ciddi başarısızlığıyla sonuçlandı. Artık Türkiye siyasetinde merkez sağı tek başına temsil eden, toplum içinde destek temelinde derinleşmiş ve yaygınlaşmış, başarısı tepki oylarıyla açıklanmayacak bir AKP var. Türkiye gelecek parlamenter dönemde, merkez sağ parti olma siyasi niteliği, muhafazakâr-demokrat ideolojik kimliği ve liberal milliyetçi söylemi daha da belirginleşmiş ve güçlü bir Meclis çoğunluğuna sahip AKP hükümetiyle yönetilecek. Meclis'te yer alan CHP, MHP, DTP ve şimdi 13 milletvekili bulunan (belki ileride 20 milletvekiline sahip olarak grup kurabilecek) DSP muhalefet partilerini oluşturuyorlar.
AKP'yi anlamama
Aralarındaki farklılıklara rağmen tüm bu partiler milliyetçilik ekseninde ortak bir paydaya sahipler. CHP sırtını devlete, hatta devletin belli bir güvenlik ideolojisini dillendiren yüzüne dayayan, farklılıkları dışlayıcı, kendini rejim koruma misyonuna indirgemiş ve topluma korku temelinde yaklaşan bir "devlet-merkezli milliyetçiliği" yaşama geçiriyor. MHP, DTP ve DSP'yse "toplum-merkezli milliyetçiliği" temsil ediyorlar. Merkeze yaklaşıyoruz, toplumu kucaklıyoruz iddiasını dile getirmelerine rağmen, bu partiler en azından içlerinde güçlü olarak Türk ya da Kürt etnik kimlik temelli bir milliyetçi söylemi içeriyorlar.
AKP'ye, milliyetçilik üzerine yapılan çalışmalarda kullanılan ve liberal haklar ve özgürlükler kavramını, katı, sert olmayan bir tarzda ulusal kimliğe yedirerek hareket eden "liberal milliyetçilik ideolojisi" temelinde yaklaştığımız zaman şu gerçeği görebiliriz: AKP gerek "tek millet, tek devlet..." düşüncesini seslendiren seçim sloganları, gerekse de muhafazakâr-demokrat kimliği içinde liberal milliyetçiliği içeren bir partidir. Zaten bu nedenle de, seçim öncesi dönemde CHP, MHP ve son dönemde popülerleştirilmiş ulusalcı ideolojiyi seslendiren aktörler tarafından yapılan, AKP'nin yeterince milliyetçi olmadığı eleştirisi içi boş, toplumda karşılık bulmayan bir eleştiriydi. Bu aktörler tarafından seçim sürecinde milliyetçilik temelinde geliştirilen eleştiri, gerek bu partinin içerdiği liberal milliyetçi ideolojiyi gözardı ettiği için, gerekse Türkiye'de modernleşme süreci içinde İslam ile milliyetçiliğin her zaman içiçe olduğunu görmediği için, toplumun farklı kesimleri tarafından duyulma ve içselleşme şansına sahip değildi. Böyle olduğu için de, bu aktörler tarafından AKP'ye seçim sürecinde yapılan "memleketi satma", "memleketi düşmanlara karşı korumama", "dış destekli neoliberal bir parti" olma eleştirilerine rağmen, AKP seçimleri kazandı. AKP'ye oy verenlere, CHP üst yönetiminin yaptığı "rasyonel olmama" ya da "yanlış sınıf bilincine sahip olma" gibi yaklaşımların yerine, AKP'nin, liberal milliyetçiliği içeren, bu anlamada da milliyetçilikle genelde uyumlu kimliğini görmenin daha önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Meclis, temsil, milliyetçilik
Tüm bu milliyetçilik biçimleri bizi, 22 Temmuz 2007 seçimlerinin AKP'nin merkez sağın tek ve güçlü temsilcisi olma konumunu pekiştirmesinin yanı sıra, üzerinde çok tartışmamız gereken ikinci sonucuna götürüyor. Bugün siyasi temsil temelinde yeni Meclis'in oluşumuna batığımız zaman şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz: Bir taraftan, 3 Kasım 2002 seçimlerine karşıt olarak, verilen oyların yüzde 80 üstünde bir oranda Meclis'e yansıdığını görüyoruz ve nicel olarak temsil gücü yüksek bir Meclisimiz var, ama, bence daha önemli olarak, siyasi ideoloji ekseninde tam anlamıyla milliyetçiliğe boyanmış ve bu ideolojinin devlet milliyetçiliği, Türk ya da Kürt kimliği temelli etnik milliyetçilik ve liberal milliyetçiliği içeren farklı biçimlerini yansıtan bir Meclis oluşumuyla da karşı karşıyayız. Diğer bir deyişle, bu tablo, siyasi ideoloji düzeyinde, sosyal demokratik, siyasal liberal ve özgürlükçü sol değerlerin ve düşüncelerin olmadığı, bu anlamda da farklı düşünceleri temsil düzeyinde taşımayan bir Meclis oluşumunu resimliyor. AB'yle tam üyelik müzakereleri yapan Türkiye, bu birliğin içindeki ülkelerin oluşturduğu ve bizim Batı demokrasileri olarak adlandırdığımız alan içinde, parlamenter düzeninde milliyetçiliğin farklı biçimlerini içeren, sağa boyanmış, ama sosyal demokrat, siyasal liberal ve özgürlükçü sol ideolojileri taşımayan belki de tek ülke.
Terk edilen merkez sol
Seçimlerin bu sonucunu, diğer bir deyişle, tam da demokratikleşmeye ve siyasi reform sürecine gereksinim duyan Türkiye'de, siyasetin aktör ve ideoloji düzeyinde merkez sağa ve milliyetçiliğe indirgenmesini ve buna karşın da merkez solun tam anlamıyla boşaltılmasını çok tartışacağız. Ama bu tartışmanın verimli yapılabilmesi için, ilk önce AKP'nin seçim başarısını iyi anlamamız gerekiyor. Türkiye'nin son yıllardaki değişim ve dönüşümünü ve bu değişim, dönüşüm içinde AKP'nin ortaya çıkışı ve iki seçim başarısını iyi anlamadan yapılan merkez sol tartışmasının, hâlâ bugünkü dar ideolojik sınırlar içinde kalma riski taşıdığını düşünüyorum. Bugün yapmamız gereken, ne CHP ya da bu partinin dönüştürülmesi tartışmasıdır ne de hiçbir seçim başarısı elde etmeden yıllardır varlıklarını sürdüren sosyal demokrat ya da sol partiler arası ittifaklara dayalı bir girişimdir. Tam aksine, bugün merkez solu dolduracak, içinde sosyal demokrat, özgürlükçü sol ve siyasal liberal ideolojileri barındıracak, toplumun farklı kesimleri ve aktörleriyle organik bağlarını toplumsal sorunlara çözüm temelinde kuracak yeni bir siyasi oluşuma gereksinim var. Türkiye iyi ve adaletli yönetimi için de, merkez solu bu anlayış içinde yeniden kuracak yeni bir oluşuma gerek duyuyor.
Kitle partisi olma niteliği
CHP'yi dönüştürme ya da var olan sosyal demokrat partiler arası ittifak arayışı yerine yeni bir oluşuma gerek duymamızın başka bir nedeni de, AKP'nin merkez sağ bir kitle partisi konumuna karşın, CHP dahil var olan sosyal demokrat ve sol partilerin, kitle partisi olma niteliğini ya CHP gibi kaybetme sürecine girmeleri, ya da bu niteliğe sahip olmamalarıdır. AKP'nin merkez sağ siyasi kimliği ve muhafazakâr-demokrat ideolojisi, serbest pazar normlarını muhafazakâr değerlere eklemleyen, uluslararası ilişkilere yapıcı, aktif bir dış politika anlayışıyla bakan ve toplumsal kimliklerle "hizmet ve refah artırımı" temelinde organik bağ kuran bir nitelik taşıyor. Bununla birlikte, AKP her zaman toplumun farklı kesimleriyle kurduğu organik bağı yaygınlaştırma ve derinleştirme girişiminde oldu. Bunun başarısını da, 2007 seçimlerinde İzmir'de CHP'yi, Diyarbakır'da da DTP'yi zorlayarak ve bu bölgelerde de birinci parti konumuna gelerek gösterdi. Bu başarılar AKP'yi sadece merkez sağın tek ve güçlü partisi yapmadı; aynı zamanda bu partiyi bugün Türkiye'nin tüm toplumu kucaklama potansiyeli ve kapasitesi içeren en güçlü "kitle partisi" konumuna getirdi.
Bu nedenle de AKP'yi çözümlerken, sadece din ekseninde ya da basit bir neoliberalizm anlayışı içinde hareket etmenin çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Aksine, AKP merkez sağ siyasi kimliğiyle Türkiye'yi yönetirken, benim ve bu konularda beraber çalıştığım Ziya Öniş'in "muhafazakâr-liberal sentez" olarak tanımladığımız bir anlayışı yaşama geçiriyor. Bu anlayış içinde serbest pazar değerlerine bağlılık ve toplumsal kesimlerle hizmet ve refah artırımı temelinde bağ kurmak sabit kalırken, demokrat ve milliyetçi damarlar siyasi koşullara göre farklı başatlık derecelerinde öne çıkabiliyor. Böyle olduğu için de, AKP bu seçimlerde, CHP, MHP, DTP ve DSP'nin aksine farklı kesimlere kucak açabilen ve daha da önemlisi dinlenebilen ve desteklenebilen bir "kitle partisi" niteliğinde oldu. Diğer partiler, kitle partisi olmaktan daha çok "ideoloji partisi" niteliği taşıdılar ve toplumun daha dar kesimleriyle bağ kurarak yüzde 10-20 arası oy alabildiler.
Burada ilginç olan, MHP ve DTP, zaten varlıkları ve ideolojileri içinde her zaman toplumun farklı kesimlerini kucaklayan kitle partisinden daha çok ideoloji partisi niteliğinde oldular. Ama CHP merkez sola oynayan bir kitle partisiydi. Bu seçimlerde CHP'nin yaşadığı hezimetin temel tezahürü, arkasındaki bu kadar (özellikle devlet kurumları) desteğine rağmen aldığı oy oranının azlığı değil, sadece bu partinin merkez solu terk etmesi de değildir. Her ikisinden de önemlisi, CHP'nin bu seçim sonucunda, en az (Güneydoğu ve Doğu Anadolu gibi) iki coğrafi bölgede yok olma ya da marjinalleşme sürecine girmesi ve kitle partisi olma niteliğini hızla kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır.
Bu nedenle AKP iktidarına "alternatif olabilecek bir merkez sol", "kitle partisi olma niteliği ve kapasitesi" taşıyabilecek bir oluşumu gerekli. Bu ancak Türkiye'nin değişim ve dönüşümünü anlayan, demokratikleşme ve iyi toplum yönetimini kendine öncül alan ve toplumu kucaklayan yeni bir oluşumla olabilir Gelecek hafta, yeni oluşumun Türkiye'nin değişim ve dönüşüm sürecini nasıl anlaması gerektiği sorusuna yanıt arayacağım.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.