Mersin seçim vakası

Mersin'de 22 Temmuz günü bir seçim vakası yaşandı. Başka bir tanımlama yapamadığım için vaka diyorum. Vakay-ı Hayriye değil bu kuşkusuz. Tam olarak bir vakay-i şerriye.
Haber: ORHAN MİROĞLU / Arşivi

Mersin'de 22 Temmuz günü bir seçim vakası yaşandı. Başka bir tanımlama yapamadığım için vaka diyorum. Vakay-ı Hayriye değil bu kuşkusuz. Tam olarak bir vakay-i şerriye. Bu kentte son birkaç yıl içinde gerçekleşen "vatansever" ve "kuvvacı" tahkimlere rağmen bir türlü yok edilemeyen etnik ve kültürel farklılığın ve taleplerin, demokrasiye ve birarada barış içinde yaşama kültürüne değil, tam tersine siyasetin etnik ve mezhepsel mevzilenmeler üzerinden yapılmasına hizmet etmesi için 22 Temmuz seçimlerinde akla hayale gelmedik her yola, her hileye başvuruldu.
Seçim öncesi yaşanan toplumsal kutuplaşmada en fazla payı olan CHP ve AKP, işbirliği yaparak, tam bir ulusal mutabakatla bağımsız adayların birleşik oy pusulasına yazılmasını mümkün kılan yasayı Meclis'ten geçirdiler. Keşke taamüd içermeyen siyasal bir vebal deyip geçebilseydik. Ama hiç öyle değil. Meclis'ten geçen bir yasa, eğer bir ülkenin kimi yurttaşlarını hile yapmaya ve hileli sonuçlar elde etmeye yöneltiyorsa, ortada telafisi mümkün olmayan ahlaki bir vebal ve sorgulanması gereken bir suç var demektir.
Bu yasanın ne kadar işe yaradığı, seçimlerden sonra daha somut ortaya çıktı. Hiçbir seçimde olmadığı kadar fazla, 750 civarında bağımsız aday başvurdu. Bu da yetmedi. Bağımsız adayların ismine benzer adlar taşıyan adaylar arandı ve bulundu. Mesela Mersin'de Orhan Köroğlu adında birisi, Orhan Miroğlu'na oy verecek seçmenin kafasını karıştırmak ve alınacak oy sonucuna göre birilerini 'harekete geçirmek' üzere, el altında bir imkan olarak dursun diye aday gösterildi. Köroğlu'nun Mersin'de bilinen bir siyasi kimliği ya da siyasetle alakalı bir uğraşısı yok. Özel bir okulda servis şoförü olarak çalıştığı biliniyor.
Bağımsız adayların birleşik oy pusulasındaki yerleri kurayla belirlendi. Ben ikinci sırayı çektim. Köroğlu 18. sırayı. Yani tamamen şans eseri olarak, Miroğlu ve Köroğlu'nun alt alta yazılması böylece mümkün olmadı. Oysa istenen buydu. Sandık seçim sonuçları tutanağı birleşik oy pusulasındaki sıralama esas alınarak düzenlenir ve alınan oylar bu cetvele yazılır, sandık görevlileri tarafından imza edilir. Bütün Mersin'de bu listeler alfabetik sıraya göre değil, birleşik oy pusulasındaki sıralamaya göre yapılmışken, Tarsus'ta bu listeler alfabetik sıralama esas alınarak düzenlendi ve böylece Miroğlu ve Köroğlu alt alta, üst üste yazılmış oldu. Peki neden? Çünkü Tarsus, Mersin merkezle birlikte DTP geleneğinin seçim sonuçlarını belirleyecek ölçüde oy aldığı bir ilçe. 22 Temmuz seçimlerinde Mersin merkezde 10 bin civarında geçersiz oy sayılmış. Tarsus'ta 4 bine yakın. CHP ve MHP'nin oy deposu olarak bilinen ilçelerde ise bu oran binler değil, yüzler civarında. 153 oy farkla kaybedilen bir seçimde 18,600 geçersiz oy var! İptal edilen oyların gerekçesi, pusulada iki evet mührünün basılmış olması. Bir seçmenin, tercihini bu karmaşık oy pusulası yüzünden doğru yapamayacağını varsaysak bile, acaba bir seçmenin pusulaya iki mühür birden vuracak kadar bilgisizce davranacağını nasıl düşünebiliriz?
Görev talep etme konusunda yoğun başvurular olmasına rağmen, sandık görevlilerinin seçim sandıklarının kurulduğu okullarda görev yapan öğretmenlerden değil, başka kamu kurumlarından getirilen görevliler arasından bilinçle seçilmiş olması, bir seçim sürecinde hak gaspına dayalı bir anlayışın nasıl da belirleyici olabileceğini ortaya koyuyor. Yurttaşların seçme ve seçilme özgürlüklerini ifa ederken devletin üstlenmesi gereken sorumlulukları unutunuz, yurttaşlarının bu temel haklarını kullanmalarını birçok bakımdan imkansız hale getiren yeryüzünde bir başka devlet örneği yoktur. Totaliter ve faşist devletler hariç.
Körleşme
Acaba hangi demokratik ülkede adaylar, seçmene siyasi programlarını anlatmak yerine, seçime harcadıkları zamanın yarısını kendi seçmeninin listede yerini bulabilmesi için, seçim pusulası üzerinde ip kullanma, evlere girip eğitim verme gibi yaratıcı yollara başvurarak harcamak zorunda kalıyor? Bize kabul ettirilen sistem insana Jose Saramago'nun Körleşme romanını hatırlatıyor. Tıpkı Saramago'nun romanında olduğu gibi bulaşıcı bir hastalığı yayarcasına göz göre göre bu ülkenin yurttaşlarını körleştirdiler. Bu körleşmeye razı olduk. Sonuçlarını düşünmedik. Oysa bu körleşmeye sessiz kalmak en az on milletvekilliğini kaybetmemize neden oldu.
Mersin seçim vakası, bu vakayi şerriye; siyasetin Mersin'de etnik-mezhepsel mevziler üzerinden kurgulanması sonucu, bu kentin bir elit-seçkinler grubunun payına düşen bir kent olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Farklı dönemlerde farklı partiler üzerinden sürdürülen bu statükonun devam etmesinde, etnik kümelenmeler, mezhepsel tercihler her zaman önemli olmuştur. İhracat potansiyeli, jeopolitik konumu, kültürel çoğulculuğu Mersin'i her bakımdan farklı kılıyor. 60 bin dolar ve 600 dolar gelir grubunda olan insanların yaşadığı iki Mersin var. Farklılık, Karaçi ve Nis kentleri arasındaki fark kadar büyük.
Toprağından, yurdundan koparılıp zorla göç ettirilen insanlar, bir yandan yaşam savaşı verirken bir yandan da siyasal inançlarını ve temel değerlerini korumaya, bu inançlarla, trajik toplumsal hafızaları arasında oluşmuş bağı koparmamaya çalışıyorlar. Siyasetle uğraşmak onlar için bu yüzden çok değerli. Seçimden iki gün sonra, halkın üzüntülerini daha doğru bir değişle yaslarını ve duydukları derin acıyı paylaşmak için gittiğim bir semtte beni görüp evinden dışarı çıkan ve hızla bana doğru yürüyen bir kadının elleriyle göğsüne vurup Kürtçe 'Malamın şevıti' (Evim yandı) demesini ve bir de seçimi kazanamadığımızı duyunca zehir içip üç gün komada kaldıktan sonra hastane odasında ziyaret ettiğim Mehmet Demir'in bakışlarındaki o kıstırılmışlığı ve mahcubiyeti ömrüm oldukça unutmayacağım. Benim payıma düşen bu toplumsal hafıza parçacıkları, belleğimi hiç terk etmeyecek, bunu da çok iyi biliyorum.
Kaybedenler
'Malamın şevıti' diyen ana ve zehir içip ölmek isteyen Mehmet Demir gibi binlerce insanın seçimlere yüklediği anlam siyasi bir başarı meselesi ve seçimi kazanmaktan ibaret değil . Onlar siyasal ve kültürel dışlanmışlığın, her seçimde aşılabileceğini düşündüler. 'Bu kentte yaşayan Araplar ve Türkler her seçimde belediye başkanı, milletvekili olabiliyorken' onların payına hep kaybetmek düştü. Bu seçimin hilesiz geçeceğine ve 12 milletvekilliğinden birini alabileceklerine bu sefer az çok inanmış görünüyorlardı. Siyasal belleklerinin derinliklerinde unutulmaz olaylar vardı, Mersin'deki seçim süreçleriyle ilgili. Anlatıp durdular. 1999'da yerel seçimlerde önce TRT haber geçiyor: Mersin anakenti HADEP kazandı diye. Sonuçlara göre HADEP birinci parti, CHP ikinci, DSP üçüncü, MHP de dördüncü parti oluyor. Dönemin kültür bakanı şimdinin MHP'lisi İstemihan Talay, seçimlere müdahale ediyor. HADEP sadece anakent belediyesini değil, Akdeniz beldesini de kazanmıştır ve bu kadarı artık fazladır! Seçimse seçim, bu kent Kürtlere nasıl teslim edilsin ki! Önce bir haber yayılır kente: Adliye'ye bomba konulmuştur ve bütün adliyenin boşaltılması istenir. İçeride sadece üç hakim ve iki katip kalır. Yeniden yapılan sayımın sonucunda DSP birinci partidir ve seçimleri kazanmıştır! Katiplerden biri, bir kadın, Mersinli bir aydını telefonla arayıp söyler. "Abi içerde oylarınız siliniyor." Haber uçurulur seçimin asıl galiplerine "Sesinizi çıkarmayın yoksa Akdeniz de elinizden gider" diye..
Bu seçimlerde siyasetin etnik-mezhepsel mevzilerine Mersin'de çomak sokuldu. Etnik siyaset yapmakla suçlanan demokratik bir hareketin adayı, Mersin halkına tam 50 gün boyunca üç dilden, Arapça, Kürtçe ve Türkçe seslendi. Bunu yaparken Mersin'de yaşayan Varto doğumlu bir dostunun söyledikleri hep aklındaydı: "Öz Mersinli olmakla övünenler vardır bu kentte. Bu kenti değiştirecek ve çokkültürlü mozaiğini koruyacak olanlar oysa, bilmiyorlar ki bizleriz, yani 'piç' Mersinliler"...

ORHAN MİROĞLU: Bin Umut Mersin bağımsız milletvekili adayı