Milgram'ı yeniden okumak

Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın yargılanma süreci ve psikiyatrların Eichmann'ın son derece sağlıklı ve normal olduğunu saptamaları, Almanya'dan Amerika'ya göç etmiş bir araştırmacı olan Yale Üniversitesi'nden psikolog Stanley Milgram'ın ilgisini çeker.
Haber: GÖZDE KIRAL / Arşivi

Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın yargılanma süreci ve psikiyatrların Eichmann'ın son derece sağlıklı ve normal olduğunu saptamaları, Almanya'dan Amerika'ya göç etmiş bir araştırmacı olan Yale Üniversitesi'nden psikolog Stanley Milgram'ın ilgisini çeker. Acaba milyonlarca insanın toplama kamplarında öldürüldüğü Nazi Almanyası'ndaki yüzlerce üniformalı, yalnızca görevini yerine getiren, 'işini' yapan sıradan insanlar olabilirler miydi?
Milgram (1963), bu sorunun yanıtını bulmak için bir dizi deney gerçekleştirir. Bu deneyde laboratuvara alınan denekleri 'beyaz bir önlük' giymiş deneyci karşılar. Ayrıca, denek laboratuvara geldiği zaman yaşlı bir adamın da bu deney için beklediğini görür. Deneklere, deneyin bir öğrenme deneyi olduğu ve bu öğrenme olayında birinin öğretmen, diğerinin ise öğrenci olacağı söylenir. Öğretmenin görevi öğrenci bir hata yaparsa onu cezalandırmaktır. Bu ceza ise elektrik şokudur. Kimin öğrenci kimin öğretmen olacağını belirlemek için de kura çekilir. Yaşlı adam araştırmacının asistanı, diğeri ise gerçek denek olduğundan kura düzmece bir kuradır.
Öğretmen rolündeki denek, voltajı artıran düğmelerden oluşan büyük bir elektrik jeneratörünün önünde oturtulur. Öğretmen, öğrenciye kelime çiftlerinden oluşan bir listeyi öğretmek ve eğer öğrenci hata yaparsa ona şok vermekle yükümlüdür. Öğretmenin en düşük voltajdan başlayarak elektrik şokunu her hatada artırması istenir.
Milgram içinde psikoloji uzmanlarının da bulunduğu onlarca insana deneylerin sonucunun ne olabileceğini sorar. Tüm yanıtlar yapılması söylenen işin vahşetinin deneki caydıracağı ve araştırmacıyla işbirliği yapmayı reddedeceği yönündedir.
Fakat Milgram'ın deney sonuçlarına göre deneye katılan deneklerin yüzde 65'i tüm voltaj derecelerini öğrenciye verir. Ve hiçbir denek 300 volttan (en fazla 450 idi) önce deneyi bırakmaz.
Milgram, 1974 yılında araştırma sonuçlarını yayınladığında akademi çevreleri tarafından ağır eleştirilere maruz kalır. Çünkü araştırma sonuçları yoluyla, her gün otorite mekanizmalarıyla karşı karşıya kalan bizlerin de bir canavara dönüşebilme potansiyelinin gözler önüne serilmesi rahatsızlık vericidir. Vahşeti uzaklaştırmanın verdiği rahatlık ve bu vahşeti yaratanların birer canavar olduklarını düşünmek, milyonlarca masum insanın başına gelenleri uygun koşullarda bizlerin de yapabileceğini bilmekten elbette ki daha rahatlatıcıdır.
İşlerini yapıyorlardı
Günlük yaşamın düzenliliği içinde hepimiz bir düzenin parçaları olarak hareket eder, bizden daha güçlü bir üstümüze itaat ederiz. Yapılması istenen şey kendi ahlaki değer ve doğrularımıza aykırı bile olsa hemşireysek doktora, öğrenciysek öğretmene, işçiysek işverene itaat eder, bu düzen içinde adeta toplumsal işleyişin dişlilerini oluştururuz. Akşam bize verilen görevi yerine getirmiş olmanın huzuru ile evimize döner erdemli, çalışkan, iyi ahlaklı bir insan olduğumuzu düşünürüz. Sosyal psikologların çokça başvurduğu Milgram'ın deney sonuçları, Nazi Almanyası'ndaki üniformalı görevlilerin de bu gündelik yaşamı süren sıradan insanlar olduğuna işaret eder. Onlar, katlettikleri kurbanlardan fiziksel olarak uzak ve titiz bir disiplin içinde bir üst düzey üniformalıya bağlı olmaları sağlanacak ve sorumluluk hissetmek zorunda kalmayacak şekilde, mükemmel olarak tasarlanmış, sistematize edilmiş bir vahşetin yalnızca birer parçalarıydı.
Bauman'ın da ifade ettiği gibi, "toplumsal ilişkiler akılcılaştırılıp teknik yönden mükemmelleştirilirse, insanlık dışılığın toplumsal üretiminin verimliliği ve kapasitesi de mükemmel bir hale gelir." Nitekim, modern toplumda olguları rasyonel kıldığınız sürece onları sorgulamaya da gerek yoktur.
Son zamanlarda Kuzey Irak'a düşen bombalarla kıvanç duyup 17 yaşında katilleri 'münferit' sayan devlet erklerinin ağzından çıkan her söze itimat edenleri düşündüğümüzde, sanıyorum ki, Milgram'ın deneyini yeniden okumamız gerekir. Bugün, olan bitene sessiz kalmak itaat mekanizmasına ve bu mekanizmanın sebep olabileceklerinin olumlanmasına taraf olmaktır.
Holocaust'u tarihin utanç verici karanlık sayfaları olarak görüp ona ağıt yakanlar, dönüp kan dökülmeden huzura eremeyen içlerindeki canavarla bir kez daha oturup hesaplaşmalı.

GÖZDE KIRAL: Ankara Üni., yüksek lisans

Not: Merak edenler için, Milgram'ın itaat deneyi, 1974'te ODTÜ'de Prof. Dr. Olcay İmamoğlu tarafından tekrarlandı ve benzer sonuçlar elde edildi.