Milliyetçilik evcilleşir mi?

Bireylerin toplumsal yaşamdaki davranışları, yönelimleri kuşkusuz sadece bilinçli seçimlerin bir sonucu değildir. Duyarlılık, ahlaki değerler ya da vicdan insan davranışlarının çoğunu açıklamakta yetersiz kalır.
Haber: SAVAŞ ÇÖMLEK / Arşivi

Bireylerin toplumsal yaşamdaki davranışları, yönelimleri kuşkusuz sadece bilinçli seçimlerin bir sonucu değildir. Duyarlılık, ahlaki değerler ya da vicdan insan davranışlarının çoğunu açıklamakta yetersiz kalır. Niçin her şeyi kabullenip bir ailenin ya da grubun içinde varolmak, bir yer edinmek için çırpınır dururuz? Aslında, ortak ilke ve düşünceler etrafında birarada olduğunu sanan topluluklara da, "Emin misiniz?" diye sormak gerekiyor. Çünkü grupların oluşma biçimleri, iç ilişkileri, çıkarla açıklanamayacak kadar etkin bir çekim gücüne sahip oluşları, başka türlü bir açıklamayı zorunlu kılıyor.
Amerika'da yakın zamanda Nike marka ayakkabılar giyip esrarengiz biçimde topluca intihar eden iyi eğitim görmüş onlarca insanın bu davranışlarını neyle açıklamalı? "Beyinleri yıkanmış akılsızlar" tanımı sizce yeterli mi?
Bütün bu sorularla birlikte olup bitenler bizi, birbinden farklı birçok açıklamaya doğru sürüklüyor. Ancak bunlardan bir tanesi daha öne çıkıyor ki, bu da bir büyük aileye, cemaate ya da ulusa ait olma ihtiyacı. Bu ihtiyacı her insanın doğasında varolan ve hiç tamamlanamayan bir eksiklik ilkesiyle de açıklamak mümkün. Ait olma ihtiyacı o kadar güçlü ki, cemaat içindeki insanın kendi varlığını ortak bir iradeye teslim etmesi şaşılacak kolaylıkta gerçekleşiveriyor. Yaşadığımız yüzyıl, işte bu ait olma ihtiyacı zemininde bilinçli ya da yarı bilinçli bir seçim olan milliyetçiliğin karşı konulmaz gücüne tanıklık etti. Milliyetçilik, bir yandan sömürgeci imparatorlukları ve bürokratik diktatörlükleri yerle bir ederken diğer yandan da tüm dünyada sınırları yeniden belirledi. Geçmişte öne çıkan bu olumlu nitelikleriyle kendi mitini besleyen milliyetçilik, günümüzde ise küresel sermayenin yeni iktidar biçiminin diğer araçlarından biri haline geldi. Küresel sermaye, görünmez oluşu nedeniyle milliyetçiliğin düşman algısından kolaylıkla kaçmayı başardı. Hatta dünyanın dört bir yanında yaşanan çatışmaların ve bölgesel savaşların önemli nedenlerinden olan milliyetçilik, yarattığı istikrarsızlık ile neoliberal ekonomik politikalara karşı direnişi baştan imkansız hale getirdi.
Eğer rasyonel açıdan bakıp ideolojiyi bilinçli, iyi ifade edilmiş inanç sistemleri olarak tarif edersek, milliyetçiliğin bir ideoloji olduğunu söylemek bile mümkün olmaz. Ancak ideolojilerin duygulanımsal, bilinçdışı, mitsel ya da simgesel boyutlarını da dikkate alırsak milliyetçiliği bir ideoloji olarak tarif edebiliriz. Çok bilinen küçük bir masal vardır, akreple kurbağanın masalı... Çok eski zamanlarda dere kenarında bir akrep yaşarmış. Masal bu ya, hep derenin öbür yanını merak edermiş. Kendine yardım edip karşıya geçirecek birini bulamadığı için de üzülürmüş. Gel zaman git zaman, bir dere kurbağasını ikna etmiş. Kurbağa sıkı sıkı pazarlık etmiş, "Sen akrepsin, sakın ha beni sokma. Sonra ikimiz de derede boğuluruz!" demiş akrebe. Akrep de tüm kalbiyle onaylamış kurbağayı. "Deli değilim ya, sokmam merak etme!" demiş.
Akrebi sırtına alan kurbağanın yolculuğu derenin ortasına kadar sürmüş. Kurbağa, akrebin kendini soktuğunu anlayınca acıyla sormuş? "Niçin yaptın, şimdi ikimiz de boğulacağız!" Akrep ise, "Biliyorum, boğulacağız ama kendime engel olamıyorum, bu benim karekterim!" diyerek çırpınmış derede, çaresizce.
Milliyetçilik ideolojisinin temel karakterinin tanımı için, öncelikle Türk Dil Kurumu sözlüğündeki milliyetçilik tanımına bakalım: Milliyetçilik, "maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı" olarak tarif ediliyor. Tüm ortak insanlık değerlerini bir çırpıda yok sayan bu tanımın günlük yaşamdaki karşılığı, demokrasinin ve sivil hakların unutulduğu, öldürmek dahil her tür şiddetin onaylandığı, sürekli düşman arayışında olunan bir kabustur. Ezilen ulus milliyetçiliği, pozitif milliyetçilik, ırkçı olan ya da olmayan milliyetçilik gibi tanımlar milliyetçiliğin ayrımcı olan temel karakterini değiştirmez. Üstelik, cemaatin dışına atılma kaygısıyla ya da günü kurtarmak için, milliyetçiliğin başlı başına bir ayrımcılık biçimi olduğunu görmezden gelip ırkçı ya da pozitif milliyetçilik gibi tanımlarla uzlaşma arayışında olanlar, milliyetçiliğin ideolojik hegemonyasını güçlendirmekten öteye gidemezler.
Ayrımcılık öldürür
Dünyanın her yerinde ayrımcılık öldürür! Almanya'da Türkleri, Türkiye'de Ermenileri, Mısır'da ateistleri, Afrika'da Hutuları, Amerika'da siyahları... Bir ait olma biçimi olarak milliyetçilik kelimenin tam anlamıyla popülaritesini sürdürdüğü sürece günlük hayattaki şiddetin ve savaşların kolaylaştırıcısı olmaya devam edecektir.
Tüm dünyada, milliyetçilik ve ondan kaynaklanan sorunların çözümüne ilişkin birçok yöntem önerilip birçoğu da uygulandı. Ekonomik refah, demokratikleşme, kişisel hoşgörü ve tarafların taleplerinin karşılıklı dikkate alınması konuya ilişkin belli başlı önermeleri oluşturur. Ekonomik refah ve demokrasi tek başlarına değil, ama ikisi birlikte milliyetçilik sorununu çözme konusunda kendilerine haddinden çok umut bağlanan kavramlar olmakla birlikte ne yazık ki umulan olmadı. Batı Avrupa deneyimleri gösterdi ki milliyetçilik sorunu demokratikleşme ve yüksek ekonomik refah düzeyleri ile çözümlenemiyor, en fazla evcilleştiriliyor. Günümüzde insanların yaygın olarak, birden çok ait olma biçimini birarada taşıdıklarını biliyoruz. Ait olma biçimlerinin birbirinin önüne geçmeden birarada var olabilmesi, milliyetçiliğe rağmen toplumsal ve bireysel barışın sağlanması umudunu destekleyen önemli bir tespit. Oysa milliyetçilik tek başına ve diğerlerinin varlığına engel olan bir ait olma biçimine dönüşünce, karanlık yüzü kolayca ortaya çıkıyor.
Ülkemizde lümpen olarak tanımlanan toplum kesimlerinin yaşamla bağ kurmak için milliyetçilik kimliği dışında değerli başka bir seçenekleri yoktur. İstesek de bu kimliği onların elinden alamayız. "Biz de aslında milliyetçiyiz" diye başlayan retoriği aşmadan da bir yere ulaşamayız. Ait olma ihtiyacını insanın evrimine ihale edip kurtulamayacağımıza göre, ait olma biçimi olarak yerine yeni ve değerli seçenekler sunmaktan başka bir yol görünmüyor. Bu da, ideolojik bir sorunsaldır.
Ayrımcılık, sadece toplumsal yaşamda değil, insan-doğa ilişkilerinde de temel sorunlardan biridir. Bütünlüklü çözüm, insanın doğanın bir parçası olduğu önkabulünden geçer. Doğada olduğu gibi, farklılığın birlikte var ve güzel olduğu çokkültürlü bir toplum modelini, yeni ve kapsayıcı bir ait olma biçimi olarak savunmak, ayrımcılığa karşı duruşun tanımını oluşturur.

SAVAŞ ÇÖMLEK: Türkiye Yeşilleri Eş Sözcüsü