Mırra müptelası bir adam

Urfa'nın Viranşehir ilçesinin Çimdin Kalesi köyünün muhtarı Hacı Mustafa Vural, 1942'den beri her gün 20-30 fincan mırra içiyor. Arapça bir kelime olan Mırra'nın Türkçesi acı kahve, Kürtçe ise tehl anlamını taşıyor.
Haber: AYDIN ORAK / Arşivi

Urfa'nın Viranşehir ilçesinin Çimdin Kalesi köyünün muhtarı Hacı Mustafa Vural, 1942'den beri her gün 20-30 fincan mırra içiyor. Arapça bir kelime olan Mırra'nın Türkçesi acı kahve, Kürtçe ise tehl anlamını taşıyor. 66 yaşında olan köyün muhtarı mırranın yararlarını şöyle sıralıyor: "Şeker hastalarına çok iyi geliyor, şekerin düşmanıdır mırra. Yemekten zehirlenen insanlar bir yudum mırra içerse hemen geçer hastalığı". Türkiye'nin birçok il ve ilçesinden insanlar, gelip onun meşhur mırrasını içip şifa arıyorlarmış. Bir günde onlarca insanın evine geldiğini söyleyen Hacı Mustafa, çoğunun da şifa niyetiyle geldiğini belirtiyor. 60 hane ve 500 nüfuslu tarihi Çimdin köyünün muhtarı olan Hacı Mustafa, mırra geleneğini devam ettirmek istiyor. Çimdin köyü, Romalılar tarafından yapılan Çimdin Kalesi'nin etrafına inşa edilmiş. Kale, rivayetlere göre birçok kez çeşitli medeniyetler tarafından tahrip ve tamir edilmiş.
Mırranın sırları
Ayrıca Urfa'da Sıra Geceleri'ne gelenlere ilk olarak sigara ve mırra ikram edilirmiş. Hacı Mustafa mırranın sırlarını şöyle anlatıyor bize: "Mırra yapmak için önce çekirdek kahve kavrulur ve iri çekilir. Çekilen kahve 'gümgüm' denen büyükçe cezveye konularak iyice kaynatılır, kaynayan kahve başka bir cezveye süzülür, dinlenen kahve tekrar süzülür. Süzülen kahveye 'hel' denen ve özel bir tat veren bitki tohumu da konur ve kaynatılarak sıcak olarak misafirlere ikram edilir". Kahve, misafirlere özel kulpsuz fincanlarla sunuluyor. Mırra, fincanın dibine az miktarda konuluyor ve iki defa veriliyor.
Mırranın yapılması kadar içilmesinin de kendine has kuralları var. Bu kurallardan birkaçı ise şöyle: Sıra gecesinde mırra, misafirler ilk geldiğinde ve kalkacakları sıra olmak üzere iki defa ikram ediliyor. Her ikramda fincana az miktarda mırra konuluyor, misafir mırrayı içiyor ve fincanı geri uzatıyor. Mırrayı dağıtan, tekrar fincana az miktarda mırra koyarak misafire veriyor.
Misafir ikinci kez uzatılan mırrayı da içerek teşekkür ediyor ve fincanı, mırrayı dağıtana geri veriyor. Burada iki püf noktası var. Mırrayı içen, kahve fincanını yere koymamalı ve mutlaka mırrayı verene iade etmeli. Mırrayı içenin fincanı yere veya masaya koyması mırrayı dağıtana büyük hakaret sayılıyor. Bunun cezası mırrayı veren bekârsa, fincanı yere koyan tarafından evlendirmesi veya fincanın altınla doldurulup bunun mırrayı dağıtana verilmesi. Urfa'ya gelen yabancıların çoğu bu kuralları bilmedikleri için çoğu kez fincanı yere koyar, orada bulunan, bu kuralı o yabancıya hatırlatır ve mırrayı dağıtana da onun yabancı olduğunu ve bu kuralı bilmeden fincanı yere koyduğunu, amacının hakaret olmadığını söyleyerek "hoş görmesini" istermiş.
Halep'ten mi geli?
Sonradan öğreniyoruz ki mırradan sonra çay ikram ediliyor. Çay biraz geciktiğinde, sıra arkadaşlarından bazıları esprili bir şekilde çayın geciktiğini ev sahibine hatırlatıyor: "Yahu bu çayiz Halep'ten mi geli?", "Niye bele gecikti", "Çay suyiz yoksa komşıdan getırah" veya birkaç arkadaş "Çay içinde adalar" gibi içinde çay geçen türküleri söylemeye başlıyor. Ev sahibi çayın geciktiğini anlıyor ve hemen çayları getiriyor. Sıra gecesinde mırra ve çaydan başka, yazın ayran ve şurup ikram edildiği de oluyor. Sıra gecelerinde alkollü içki kesinlikle içilmiyor.