Modern ve ötesindeki modern

Türk modernizmi üzerine tez yazmış bir sanat yazarı olarak Santralİstanbul'daki sergi hakkında yazmadan önce sergi hakkında insanları konuşturmayı tercih ettim. Sergiyle ilgili bulduğum sorunları tartışmaya açmak istedim.
Haber: AYŞEGÜL SÖNMEZ / Arşivi

Türk modernizmi üzerine tez yazmış bir sanat yazarı olarak Santralİstanbul'daki sergi hakkında yazmadan önce sergi hakkında insanları konuşturmayı tercih ettim. Sergiyle ilgili bulduğum sorunları tartışmaya açmak istedim. Geçen hafta Turan Erol'un sergiyle ilgili değerlendirme yazısını okuyunca zamanı geldi dedim. Turan Erol, sergiyle ilgili yazısında sergiyi kaçırılmış bir fırsat olarak nitelendiriyordu. Sergide olmayanların listesinin kabarıklığından söz açıyor, aklına ilk gelenleri sıralıyor, İhsan Karaburçak, Selim Turan gibi sanatçıların sergide yanlış sunulmuş olmalarına dikkati çekiyordu.
Her şeyden önce Modern ve Ötesi sergisinin en büyük problemi, sergide yer alan sanatçıların hangi yapıtlarıyla orada yer aldıkları değil. Bu yapıtların hangi devlet ve özel koleksiyonlardan oraya getirildikleri de değil. Ressamların bazılarına ayrılan büyük, bazılarına ayrılan küçük yerler ise hiç ama hiç değil... Modern ve Ötesi sergisinin temel sorunu, modernin ne olduğunu kuramsallaştıramamış olması. Bunu yapamadığı için de belli sanatçıların belli yapıtlarını bu tahayyül içinde yerleştirememiş, yerleştirdiklerinin de hesabını buna göre veremiyor olması... Yani Erol'un sorun olarak sıraladıkları aslında birer sonuç. Serginin, kendine ait bir modern tanımı olmamasının birer sonucu.
Bunu ilk kez yaşamıyoruz. İstanbulModern müzesi ilk açıldığında, Pera Müzesi'yle girdiği Osman Hamdi'nin Kaplumbağa Terbiyecisi'ni kim alacak yarışı sürcinde Hasan Bülent Kahraman'ın da dikkat çektiği gibi 'modern'in ne olduğuna dair kimsenin bir tahayyülü yok. Bu konuda kafaların karışık olması çok doğal ama kafanızın karışık olması kendinize has bir modern tanımınız olmasını engellemez.
Örnek vermek gerekirse New York Modern Sanat Müzesi, 2000 yılına bir dizi sergiyle girmişti. Bu sergiler aracılığıyla modernizm denilen çelişkilerle dolu tanımı, yeni bir binyılın eşiğinde yeniden yapmayı amaçlıyordu. MoMA, bunu üç 45'er yıllık bölüme ayrılmış sergilerle yaptı. Bu birbuçuk yıl sürecek yüklü sergi programının adı "Seçimler Yapmak" başlığını taşıyordu. Modern Başlar başlıklı sergi, 1880-1920 yılları arasında üretilen modern işlere yer veriyor, Açık Sonlar başlıklı sergi ise 1960'tan günümüze kadar geliyordu. MoMA bu sergileri yaparken modernizm üzerine argümanı, modern sanatın ne zaman başladığına ilişkin müphemliği ortaya koyarak yapmayı amaçlıyordu.
Çünkü bu hâlâ sanat tarihçilerin aralarında uzlaşamadığı bir konudur. Örneğin T.J. Clark modern sanatı, Jacques Louis David'in 1793 tarihli Marat'ın Ölümü adlı resmiyle başlatır. Formalizmin babası eleştirmen Clement Greenberg, modern sanatın açılışını Manet'nin Olympia'sıyla yapar. Çünkü Greenberg, Clark'ın tersine modernist sanatı, sanatçının dünyayı resmetmek yerine resmetmenin koşullarıyla meşgul olması diyerek tanımlar. MoMA yeni binyılın eşiğinde modernizmi ve modern sanatın ne olduğunu tanımlarken şunu iddia ediyordu: "Modern sanat, modernizmin ilk çıktığı dönemde de, sonrasında da vardı. Greenberg'in formalist hesabından çok daha fazlası modern sanatta olup bitiyordu".
Devredileni göremedik
İşte biz maalesef Modern ve Ötesi sergisinde, buranın kendine has modernlik öyküsü çerçevesinde şekillenen moderninin doğasını göremedik. ll. Meşrutiyet'ten itibaren hızlanan ve Cumhuriyet'in miras aldığı güzel sanatların Batılılaşma serüvenindeki araçsallaştırılmış konumundan hareketle, modern ruhun nasıl şekillendiğinin dökümünü, bu sergiye doldurulmuş, yan yana gelmiş Abidin Dinolardan, Özdemir Altan ya da Cemal Bingöllerden ya da Nuri İyemlerden algılayamadık. Modern'i belirleyen sanatçıların ötesine ne devrettiklerini -onlar aşağıda kaldığı için- göremedik.
Bu coğrafyada modern sanat, Batı'ya, onu yakalayıp ülkesine getirmek göreviyle gönderilen Türkiyeli sanatçının yaşadığı tüm çelişkileri içinde taşıyor. Bu sanatçıların modernlik adına yaptığı tercihler, bu tercihlerin Batılı modernizm anlayışıyla çelişen ya da uzlaşan tüm öğelerini anlatıyor aynı zamanda... Bu sergide bu çelişkilerin izlerini de süremedik.
Bugün modernin tanımı, topluma modernleşme buyuran mutlak bir merkezi özne kavramından fedakârlık edilerek yapılamaz. Bu öznenin küreselleşmeyle birlikte sivil ama küresel ve buyurgan bir özneye dönüştüğünü inkâr etmek zor.
Keşke, modern, Modern ve Ötesi sergisinde, merkezi bu iki öznenin tanımladığı modernizme karşı savaş verenlerin tarihi olarak tanımlansaydı. Ve yapıtlar, çizgisel olmayan dairesel bir kurguda bu tanımın gerektirdiği tahayyüle uygun sıralansalardı, yan yana, arka arkaya, iç içe ama alt alta, üst üste değil...
Ötesi bölümünde henüz ülkemizde aktif çağdaş sanat müzesi yokken müze kavramını sorgulayan ötesi sanatçılarıyla, modern bölümündeki Nurullah Berkler, Zeki Faik İzerler Batılılaşma çabalarında, tutkularında kesişebilirlerdi o zaman...
Kurulduğu dönemde modern sıfatını taşıyan Türkiye Cumhuriyeti'nde, modern ve ötesi boyunca gerçekleşen plastik sanat etkinliklerinin kaderinin hangi resmi, politik programlarla biçimlendiğini, hangi diyalektik ve zorunlu ilişkiler çerçevesinde bu programdan sıyrıldığını ya da ona teslim olduğunu, özel bir tasnifle, Kuzgun Acar'ın heykellerinden, Erim Bayrı'nın ona eşlikte kusur etmeyeceği -eğer yan yana gelebilselerdi- heykelinden, Aliye Berger'in dişi ve dönemin tüm egemen maço erkek ressamlarının hakaretlerine maruz kalan sivil İş ve İstihsal'i, Nil Yalter'in fotoğrafları, Nuri İyem'in herkesin hemen hemen hiç bilmediği soyut kompozisyonları, Bitran ve Gürman'ın farklı seçimleri üzerinden keşke okuyabilseydik.
Özetle Keşke İlhan Koman'ın dervişi, Erol Akyavaş'ın önünde dönseydi. Modern dolaşıp dursaydı, bildik sanat tarihi sayfalarını kopararak, karalayarak

AYŞEGÜL SÖNMEZ: AICA üyesi, MÜGSF doktora