Moldova gözlemleri!

Yasemin Yurtman'ın Tempo dergisinde yayınlanan "Ayda 8000 Türk Moldova Kapılarında" başlıklı yazısını okuduğumda şaşırdım ve kızdım. Bir yazı ancak, bu kadar kulaktan dolma bilgilerle ve kırıcı bir dille kaleme alınabilirdi.
Haber: HAKAN SANNAV / Arşivi

Komrat;
Yasemin Yurtman'ın Tempo dergisinde yayınlanan "Ayda 8000 Türk Moldova Kapılarında" başlıklı yazısını okuduğumda şaşırdım ve kızdım. Bir yazı ancak, bu kadar kulaktan dolma bilgilerle ve kırıcı bir dille kaleme alınabilirdi. Yasemin hanım, buraya özel bir şarap firmasının davetlisi olarak gelmiş. Basit bir Google aramasıyla bile kolaylıkla bulabileceği ülke ile ilgili basit bilgileri, yine sağda solda duyduklarıyla sunuyor okurlarına.
Dört yıldır bu ülkede, yani Moldova'da yaşıyorum. Hem de, Yasemin hanımın "hırsız olarak gözlemlemekten üzüldüğü" Gagavuz Türklerinin otonom bölgesi olan, Gagavuzya'nın başkenti Komrat'ta. Ve bu yazıdan sonra, dönüp çevreme bakıyor, Yasemin hanımın yazdıklarını bir kez daha dehşetle anımsıyorum. Yazıya bir göz attığınızda bile, araştırma(ma)nın nasıl yapılabileceğine dair, güzel bir dersle karşılaşıyorsunuz. Alıntılar Yasemin hanıma, parantez içindeki notlar bana aittir.
1. "Moldova çok fakir bir ülke. Nüfusu da Türkiye'deki pek çok şehirden bile az. Sadece 700 bin". (Moldova'nın nüfusu Temmuz 2006 verilerine göre 4.466.706, yazıda söz edilen rakam, başkent Kişinev'in (752.500) nüfusudur olsa olsa, ülkenin değil.)
2. "Gittiğimiz ilk gün, başkent Kişinev'de, troleybüslere binmememiz yönünde uyarılıyoruz. 'Aman bitlenirsiniz' diyor Ömer Faruk Kutay. Nedeni, insanların neredeyse 15 günde bir banyo yapabilmeleri. Ülkede elektrik ucuz, su pahalı. Bu yüzden, ülkenin insanlarının en büyük derdi uyuz ve bitlenmek. Uyarı üzerine, tıklım tıklım olan troleybüse binmiyoruz". (Bunu öğrenmemiz iyi oluyor. Ben, burada onlarca kez bindiğim troleybüslerden bitlenmeden kurtulmayı(!) başarmışım bugüne dek. Eğer Ömer Faruk beyin söylemiyse bu, daha da acı. Çünkü kendisi de bu ülkeye yatırım yapıp emlak alıyor. Bir de, suyun pahalı olması nedeniyle insanların her 15 günde bir topluca yıkanma faslını gözünüzün önüne getirsenize bir. Nedeni? Su pahalı! Örneği kendimden vermek gerekirse, bizimkisi gibi üç kişilik ve ekonomik olarak oldukça iyi durumdaki bir ailenin geçen ayki su faturası 65 Ley -yaklaşık 7 YTL-, elektrik faturası ise 216 Ley -yine yaklaşık olarak 22 YTL- idi. Bu ülkenin en büyük derdi 'uyuz ve bitlenmek' değil, Yasemin hanım. İş alanlarının yetersizliğinden kaynaklı işsizlik.)
3. "Bir de yerleşik yaşayan Türkler var Moldova'da yüzyıllardır. Gagavuz Türkleri'nden bahsediyoruz. Başbakan Tarlev, 'İlişkilerimiz güçlü. Gagavuz Türkleri ile aramızda hiçbir sorun yok'' dese de, Kişinev halkı çoğu hırsızlık olayında, Gagavuzların başrolü oynadığına inanıyor. Gagavuzları çekik gözlerinden tanıyan Moldovalılar, onları gördüklerinde, çantalarına sıkıca sarılıyorlar. Bu durumu gözlemlemek bizi üzüyor". (Bu nasıl bir inceleme gezisidir Yasemin hanım diye sormamak elde değil. Bir zahmet, bir saatlik yolu göze alıp Gagavuzya'ya buyursaydınız da, bir de gerçekleri yöre halkından dinleseydiniz. Gagavuzya bölgesi 2006 suç oranı, istatistiki verilerde yüzde 3. Son altı ayda bölgede polis kayıtlarına geçen adli vaka sayısı 311. Bunların 204'ünü alkolün etkisiyle gerçekleşen kavgalar oluşturuyor. Hırsızlık olaylarının sayısı ise sadece 36. Ama Yasemin hanım, Gagavuz görünce korkuyla çantasına sarılan (!) insanları tespit edince, verilere gerek duymamış. Türkiye'de çalışan, yaklaşık 11 bin Gagavuz'a bu gözle mi bakacağız bundan böyle? Bu insanları evlerindeki en ağır işlerde çocuk bakıcılığı adı altında hizmetçi gibi çalıştıranlar ne düşünecekler, peki? Ayrıca çekik gözlü olanlar Kazaklar, Kırgızlar vs. olabilir ama Gagavuzlar değil. Yüzyıllarca bölge halklarıyla iç içe yaşamalarından kaynaklı, daha çok Slav ırkının karakteristik özellikleri olan sarı saç ve renkli gözlere sahipler.)
4. "Yanınızda götürdüğünüz paraya çok fazla şey gelecek sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü ülkenin fakirliğiyle fiyatlar ters orantılı. Örneğin bir kulüpte iki bardak portakal suyu içtiniz, gelen hesap 300 Lei. Yani 30 dolar. Bir bardak viski ise en az 50 dolar". (Bu satırları okuduğumda ise, siz nerelere gittiniz, nerelerde yiyip içtiniz demekten başka bir şey bulamıyorum. Elbette, buranın da birkaç tane Reina'sı var. Ama onun dışında, keyif alabileceğiniz, farklı ülkelerin mutfaklarını barındıran ve gayet ekonomik yerler çok fazla. Çok kaliteli bir yer olan İrlanda Pub'ında bile yiyebileceğiniz güzel bir yemek 20-25 YTL civarı.)
Son söz olarak, davetli olarak gelinen ülkede Yasemin Yurtman, oturup coğrafik, sosyo-politik ve sosyolojik çözümlemelere girişeceğine, katıldığı davetleri, yediklerini içtiklerini anlatsaydı, daha iddiasız ama daha bir keyifli yazı olurdu gibi geliyor.