Muhafazakâr demokratın sınırı: Eşitlik

Muhafazakâr demokratın sınırı: Eşitlik
Muhafazakâr demokratın sınırı: Eşitlik

Kadın erkek eşitliğine inanmadığını söyleyen Başbakan, AKP Kadın Kollarıyla birlikte.

Eşitlik, insanların yarattıkları bir ilkedir. Doğanın veya Yaradan'ın yapmadığını yapma, yanlış kurduğunu düzeltme mücadelesidir. Bu anlamda bütünüyle insana içkin bir ilkedir ve bütünüyle siyasaldır. İnsanların var ettiğiyle ilgilidir eşitlik ilkesi
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Başbakan, “demokratik açılımı” konuşmak için sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileriyle yaptığı uzun toplantıda, muhafazakârlık gerekçesine sarılarak, “kadın erkek eşitliğine inanmadığını” söylemiş. Bunu çok güçlü bir inançla ifade etmiş. Bu inancını savunmak için, partisinin muhafazakâr-demokrat olduğunu ve muhafazakâr bir partinin kadın-erkek eşitliğini savunmamasının doğal olduğunu belirtmiş. Bütünüyle haksız değil.
Gelgelelim muhafazakârlık örtüsü arkasına sığınmak, bu inancın demokratlık açısından son derece sorunlu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Mecliste kadın ve erkek eşitliği komisyonu kurulması gündeme geldiğinde, Başbakan’ın girişimiyle komisyonun adı, liberal öğretiye taviz verip ama demokrat zihniyete kapıyı kapatarak, Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na çevrilmişti.
Aynı toplantıda, “Kürt sorunu denirse ayrımcılık ortaya çıkar, bu nedenle bu sorunu çözmek için Milli Birlik ve Kardeşlik Açılımı” denmesini istediğini tekrarlamış Başbakan. Bu da herhalde milliyetçiliğinin bir gereği. Bu açıdan bakılırsa yanlış değil ama demokratlık açısından son derece sorunlu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Aslında Kürt sorununda da muhafazakâr AKP’nin ve Başbakan’ın yaklaşımı, adını böyle koymasa da, eşitlik değil, fırsat eşitliğidir. Kürtlere Türk olmaları fırsatının verilmesiyle eşitliğin sağlanmasıdır. Kürt sorunu önce aş ve iş sorunudur demenin tercümesi budur.
Ne demektir fırsat eşitliği? Bir Kürt veya bir kadın, önüne çıkan fırsatlardan yararlanma konusunda Kürt veya kadın olmaktan dolayı bir olumsuz ayrımcılığa maruz kalmamalı demektir. Kağıt üzerinde kabul edilir gibi gözüken bu öneri, aslında eşitsizliğin sorumluluğunu ayrımcılığa maruz bırakılanların sırtına yükler. Çünkü siyasal bir ilke olarak eşitliğin, aynıların eşitliği demek olmadığını ve aynılaşmayı hedeflemediğini gözardı ederek, farklılıkların eşitliğinin esas eşitlik mücadelesinin konusu olduğunu gizler. Sorun da zaten tam buradadır.
Modernliğe içkin olan muhafazakâr düşünce ve büyük ölçüde onu besleyen dini düşünce, kadınlar ve erkeklerin doğaları farklı oldukları için eşit olamayacaklarını iddia eder. Bunlar doğanın, Tanrı’nın, vs. sonuçta insanların dışındaki bir gücün var ettiği farklardır. Dolayısıyla doğaldırlar ya da Yaradan’ın iradesine uygundurlar. Halbuki eşitlik tam da bu değildir. Eşitlik insanların yarattıkları bir ilkedir. Doğanın veya Yaradan’ın yapmadığını yapma, yanlış kurduğunu düzeltme mücadelesidir. Bu anlamda bütünüyle insana içkin bir ilkedir ve bütünüyle siyasaldır. Kadınlarla erkeklerin eşit olduklarını söylemek demek, bu iki insan türünün birbirinin tamamlayıcısı olmasının ötesinde, insanların var ettiği her konuda ve alanda birey olarak eşit olabilecekleri iddiasını dile getirmektir. İnsanların var ettiğiyle ilgilidir eşitlik ilkesi.

Tırnak kim?
Tamamlayıcı olmak eşitliğin değil, çok güçlü bir hiyerarşinin de ilkesi olabilir. Zaten Türklerle Kürtler “etle tırnak gibidir” denirken, kimin parmak kimin tırnak olduğu pek belirtilmez. Türkler Kürtlerin tırnağı olmak isterler mi? Yoksa bunu ifade ederken, Kürtleri tırnak gibi mi görürler? Kadınlık konumu erkeğin tamamlayıcılığına indirgendiğinde de durum aynıdır.
Göğsünü gere gere farklılıkların eşitliğini kabul etmemek, muhafazakâr olmaya, liberal olmaya, milliyetçi olmaya engel değildir. Hatta tersine bunlardan biri veya üçü birden olmak için gereklidir. Fırsat eşitliği, muhafazakâr veya liberal yaklaşımın eşitsizliğin doğal olduğu inancından hareketle varabileceği en ileri noktadır. Milliyetçi gözden bakıldığında, eşitlik “ya asimile ol ya da ikinci sınıf kal” ile “ya sev ya terk et” seçenekleri arasında salınır.
Diğer tektanrılı dinlerde olduğu gibi İslam’da da erkeklerle kadınlar arasında, sorumluluğu Tanrı’ya yüklenen, son derece sorunlu bir eşitsizlik kabulü vardır. Tek tanrılı dinler erkek egemen yaklaşımı en fütursuz biçimiyle sergilerler. Bu sorumluluğu Yaradan’a havale etmenin rahatlığı içindedirler.
Muhafazakâr (Müslüman) bakış açısını özetlemek için, “Kadın-erkek eşitliği söz konusu mudur?” (www.sorularlaislamiyet.com) başlıklı yazısından uzun bir alıntı yaparak sözü Prof. Dr. Alaaddin Başar’a bırakmak en doğrusu olacak: “... Soruyu bir de psikolojik yönden ele alabilir ve şöyle sorabiliriz: Kadınla erkek arasında psikolojik yönden farklılık var mıdır? Bu soruya hiç tereddüt etmeden elbette diye cevap veririz. Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir.
Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır. Kabiliyet yönünden de iki cins arasında bariz bir fark var. Erkek, terkip ve tahlilde, kadın ise taklit ve ezberde daha ileri. Bir misal ile anlatmak gerekirse; erkek bir mimari eseri ortaya koymakta, onun bütün bölümlerini güzelce yerleştirmekte, kadından daha ileri. Kadın ise, o eserin herhangi bir bölmesini ince nakışlarla süslemekte erkekten çok daha hassas. Erkek dış aleme daha açık. Şefkatte kadından geri, ama teşebbüs kabiliyetinde ileri. Kadın ise erkeğe nispeten daha içe dönük. Bunun en büyük faydası, yavrusuna ve yuvasına göstereceği ihtimam.
Bu iki cinsin zafiyetleri de farklılık gösteriyor: Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı.
Kadının en bariz bir özelliği de hassasiyetidir. Buna ‘teessürilik’ deniliyor. Kadın, çevreden etkilenmekte erkekten daha hassas. Dolayısıyla, telkine kapılmaya, aldatılmaya ondan daha müsait. Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli. Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta, yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibarıyla ve güç ile kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor. Ama bazılarında bu ihtiyaç, aşağılık kompleksine dönüşüyor; bu da erkeklik kompleksi olarak kendini gösteriyor.
Kadın, hayat arkadaşına (ona nispetle) daha çok bağlı. Ondan daha vefalı. Dünya sevgisinde erkekten çok ileri. Kadını bu psikolojisi içinde değerlendirmek ve onun erkekleşmesine değil, ideal bir kadın olmasına çalışmak gerekir. Etrafımıza şöyle bir göz atalım. Bütün canlılarda bedenler ve ruhlar arasında mükemmel bir uygunluk var. Ceylan ruhunu, aslan bedenine sokmak ve onu aslanca davranmaya zorlamak, en başta o sevimli ruha zarar verir. Her kükreyişte ruhundaki letafetten birazını kaybeder; her hamlede kendi öz güzelliğinden bir parçayı harap eder. Kadın ve erkek eşitliği diyerek kadını erkekçe davranışlara itmek de en başta kadına zarar verir.
Aslında, bu vadide gösterilen kasıtlı ve yoğun faaliyetler, bir bakıma hiçbir şeyi değiştirememiştir. “Hüküm çoğunluğa göre verilir” kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz: Kadınlar yine fabrikatör olmaktan çok işçi, hâkim olmaktan çok kâtip, amir olmaktan çok sekreter, pilot olmaktan çok hostes, patron olmaktan çok tezgâhtardırlar. Zira, yaratılışı değiştirmek mümkün değildir. Maalesef, kadına lâyık olduğu yeri bir türlü veremedik. Ya onun rızkı bize bağlıymışçasına, kendisine aşırı derecede hükmetmeye kalktık, ona haksız muamelelerde bulunduk, yahut, kendisine çok fazla fırsat verdik, onu erkekliğe heveslendirdik ve mahvettik.”
Muhafazakâr dünyanın eşitlik konusundaki epistemolojik sınırlarını, türünün ılımlı bu örneği yeteri açıklıkta özetliyor. Benzer değerlendirmeler Kürt sorunu konusunda da üretiliyor.
Muhafazakâr Başbakan Tayyip Erdoğan’ı kadın-erkek eşitliği konusunda zorlamak nafile bir çabadır elbette. Ama kendini sadece muhafazakâr değil, demokrat olarak da tanımladığı zaman, kadın-erkek eşitliği kadar Türk-Kürt eşitliği ve Alevi-Sünni eşitliği taleplerinin muhatabı olmaktan sıyrılamayacağını bilmelidir. Çünkü demokrasi özünde eşitlik talebidir.