Muhafazakârlar da değişir

Muhafazakârlar da değişir
Muhafazakârlar da değişir
Moda deyimle cipe binen türbanlılar, bir zamanlar Bebek ve Nişantaşı'ndakilerin sözlü tacizine uğrarken, şimdilerde daha çok Fatih'in, Üsküdar'ın yoksul dindar sakinleri tarafından İslam'ın yüz karası olmakla itham ediliyor ve hakarete uğruyorlar
Haber: HÜSEYİN KALAYCI* / Arşivi

Başörtüsü ilerici-gerici, modern-yobaz gibi kısır tartışmaların malzemesi olmaktan nihayet çıkıyor, başörtülü kadınların kamusal alanda temsili sorunu çözülemese bile başörtüsüyle modernlik arasında kurulmuş bağ yavaş yavaş gevşiyor derken Gezi Parkı eylemleri sonrasında yeniden başörtüsü krizi çıktı ortaya. Meğer Başbakan başörtüsü krizini, ak akçe kara gün içindir hesabı bugünler için saklıyormuş. Başörtüsü konusundaki ürkekliği, sorunu çözmekten imtina etmesi, bu meseleyi tekrardan seçim mezesi olarak kullanabilmek içinmiş.
AKP hükümetinin başörtüsü sorununu çözme konusunda elinin kolunun bağlı olduğu, kapatma davası yüzünden yoğurdu bile üfleyerek yediği iddialarını ciddiye almak zor. Hele ki hem laik hem de muhafazakâr siyasi partilerin başörtüsü geriliminden nasıl nemalandıklarına, bu gerilimi besleyerek güya savunuculuğunu üstlendikleri kadınlar üzerinden nasıl oy bezirgânlığı yaptıklarına bunca yıldır tanıklık ederken... 12 Eylül darbesinin en büyük kötülüklerinden birisi de başı açık ve başörtülü kadınları korku siyaseti üzerinden birbirlerine düşmanlaştırmak oldu. Kadınlar arasına ekilen nifak tohumları yüzünden bir yandan siyaset alanının kapıları kadınlara sıkı sıkı kapatılırken, bir yandan da olası kadın dayanışması ve kardeşliği başarıyla engellendi. Kadınlar yıllardır asıl mücadele etmeleri gereken ataerkil anlayış yerine birbirlerini yiyerek erkeklerin ekmeğine yağ sürerken erkekler de kendileri için ciddi bir oy deposu olan başörtüsü sorununun çözümünü olabildiğince yokuşa sürüp bir taşla iki kuş vurdular.

Sadakat çatırdayacak

Başörtülü kadınların, özellikle de üniversitede okuyan gençlerin AKP’ye büyük minnet borcu duydukları, bu nedenle şimdilerde bu meseleyi çözme konusunda kılını kıpırdatmayan AKP hükümetine bir süre daha geniş kredi verdikleri sır değil. AKP iktidarında kendi yaşam biçimlerinin güvence altında olduğunu hisseden ve Bebek’te, Nişantaşı’nda eskisine oranla daha kolay kabul görmelerini kendi burjuvalaşma süreçleriyle ilintilendirmek yerine, AKP’nin hükümette olmasına bağlayan bu gençlerin, Erdoğan ve partisine minnet borcu sonsuza dek sürmeyecek. Bu kadınlar mezun olmaya başladıklarında hâlâ kamuda iş bulamaz, iş buldukları muhafazakâr kurumlarda ise daha düşük maaş gibi ayrımcı uygulamalara maruz kalmaya devam ederlerse, AKP hükümetine sadakatlerinin çatırdayacağına şüphe yok.
Kemalist devrimin sekülerleştirmeyi başaramadığı muhafazakârların son on küsur yılda kapitalizme eklemlenmeleriyle birlikte hızla sekülerleştiğini bazı laiklerin görememesini ideolojik körleşmeyle açıklamak mümkün. Ancak Başbakan Erdoğan’ın AKP’nin tabanını oluşturan bu kitledeki, özellikle eğitimli başörtülü kadınlardaki önemli değişimi görememesi ya da görmemekte diretmesi şaşırtıcı. Erdoğan başörtülü kadınların ötekisi olarak sadece laik kesimi bellediğinden, son yıllarda sayıları gittikçe artan burjuva kültürüne asimile olmuş başörtülü kadınların özellikle kentin yoksul bölgelerindeki dindar kişilerin sözlü tacizine maruz kaldığını görmezden geliyor. Son günlerin moda deyimiyle cipe binen türbanlılar, bir zamanlar Bebek ve Nişantaşı’ndakilerin sözlü tacizine uğrarken, şimdilerde daha çok Fatih’in, Üsküdar’ın yoksul dindar sakinleri tarafından İslam’ın yüz karası olmakla itham ediliyor ve hakarete uğruyorlar. Öyle ki, burjuva başörtülü kadınlar için Bebek’te dolaşmak İstanbul’un bazı muhafazakâr semtlerinde dolaşmaktan daha az riskli. Bu yüzden Başbakan, başörtülü kadınlara yapılan iğrenç saldırıları toplumu daha da kutuplaştırabilmek için sürekli gündemde tutarken, homojen bir muhafazakârlık algısından hareket ediyor ve fena halde yanılıyor. Oysa Başbakan’ın, temsil ettiğini iddia ettiği muhafazakârlar onun inanmak istediği kadar homojen değil. Vapurda, sokakta gençlerin İslam’a uygun olmayan şekilde hareket etmelerinden duyduğu rahatsızlığı pervasızca dile getirirken, Başbakan başı açık kadınları olduğu kadar bazı başı örtülü kadınları da incitiyor. Başbakan’ın, İslam’ın erkek egemen okumasına karşı çıkan ve kadınları daha kapsayıcı yeni bir okuma yapmaya çalışan ve benim de bazı önyargılarımı kırdıkları için hepsinden ayrı ayrı gurur duyduğum, bazısını sosyoloji derslerimden tanıdığım İslamcı feministlerden haberi var mı acaba?

‘Tehlike’nin farkında mı?

Başbakan olarak değil de Tayyip Erdoğan olarak konuşup daha doğrusu zehrini akıtırken muhafazakâr gençlerin anne babalarından hızla farklılaştıklarını, onların anne babaları gibi görücü usulü evlenmek istemediklerini, hatta birçoğunun erkek arkadaşının olduğunu, flört etmek istemekle kalmayıp flörtleştiklerini göremeyecek kadar tabanından uzaklaştığının farkında mı? Her fırsatta 3-5 çocuk doğurmalarını buyurduğu kadınlardan muhafazakâr olanları da bu tavsiyeye uymaları durumunda ölene dek kocalarına bağımlı kalacaklarının bilincindeler. Kocasına sonsuz biat etmek yerine birey olmayı dileyenlerin sayısı hiç az değil. Muhafazakâr gençler de Gezi Parkı eylemcileri gibi daha fazla özgürlük talep ediyorlar. Tayyip Erdoğan’ın söylemleri onların mücadele ettikleri anne babalarının köhnemiş söylemi, bu bakımdan minnet duydukları Başbakan bir yandan da kurtulmaya çalıştıkları eski zihniyeti yansıtıyor.

Bedel ödeyen hep kadın

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında muasır medeniyet seviyesine erişme hedefindeki Kemalistler, kamusal alanda sadece modernliğin simgelerinin yer almasına izin vermiş, modernliğin en önemli simgesi olma görevini de kadına yüklemişlerdi. Bu nedenle kamusal alanda kadının başını açması Türkiye ’nin modern/medeni bir ülke olduğunu gösterebilmek bakımından elzemdi. Bu modernist kamusal alandan dışlanan dindarların bir bölümü şimdi AKP iktidarı sırasında benzer bir tutumla kamusal alanı bu sefer İslami simgelerin temsil edileceği şekilde yeniden tanımlama çabasındalar. Onlar da Kemalistlere öykünerek İslam’ın kamusal alandaki temsili için kadınları görevlendirmiş durumdalar. Başörtüsü takıp takmamanın modernliğin bir simgesi olarak kabul edilmesine haklı olarak itiraz eden dindarlar, şimdilerde başörtüsünü takma biçimleri ile kılık kıyafetlerini onaylamadıkları genç başörtülü kadınlara İslam dinini yanlış tanıttıkları ve Müslümanlara kötü örnek oldukları için çıkışıyorlar. Dindar erkekler İslam’ı nasıl yaşadıkları konusunda pek baskı görmezken, kadınlar bir kere daha erkekler tarafından bu sefer İslam’ın imajını bozdukları için baskıya ve hakarete maruz kalıyorlar. Bir başka deyişle modernist kamusal alandan sonra muhafazakâr kamusal alanda da kurban kadınlar.
Kadınlar laik-muhafazakâr geriliminin kaybedenlerinin kendileri olduğunu fark ettiğinde Türkiye’de siyasetin dili değişmek zorunda kalacak, kimse bu gerilimi besleyerek oy toplama uyanıklığını gösteremeyecek. Dindarlardaki CHP korkusu yüzünden kendisine gösterilen teveccühün sınırsız olmadığı Başbakana duyurulur.
* Fatih Üni., Sosyoloji, öğretim üyesi