Mültecinin sesi duyuluyor mu?

"Bir seferinde kulüpte çalışanlarla birlikte yemek yerken biri yanıma oturan arkadaşıma 'Niye bu siyah kızla birlikte yemek yiyorsun?' diye sordu."

"Bir seferinde kulüpte çalışanlarla birlikte yemek yerken biri yanıma oturan arkadaşıma 'Niye bu siyah kızla birlikte yemek yiyorsun?' diye sordu." Meme, Etiyopya. "Mülteciler burada sürekli misafir gibi hissederler. Kendimi buraya yabancı hissediyorum ama turist gibi de değil, sürgünde gibiyim. Kimliksizim" Deleran, Somali. "Bir keresinde dolmuştayken adamın biri bana döndü, benim gibi Afrikalı insanları sevdiğini çünkü Afrika'da ekmek ve su olmadığını söyledi" Mahad Mahmoud Omer, Somali.
Mültecilerin hayatına dair bu içeriden bilgilerin kaynağı üç ayda bir çıkan Mültecilerin Sesi bülteni. Helsinki Yurttaşlar Derneği Mülteci Destek Programı'nın ücretsiz dağıttığı bültende, mülteciler kendi deneyimlerini aktarıyor, mültecilik statüsü üzerine düşüncelerini kaleme döküyor, yaşadıkları koşulları fotoğraflıyor. Yani "Türkiye'ye kaçak yollardan giriş yaparken yakalandılar" tarzı haberlerden daha fazlasının peşine düşenler için ideal bir kaynak. Zira zulüm görecekleri konusunda haklı bir korku duyarak (Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi) ülkelerini terk eden ve BM tarafından üçüncü bir ülkeye kalıcı olarak yerleştirilene kadar Anadolu'daki uydu kentlere yönlendirilen mültecilerin yaşadıkları, kısa haberlerle geçiştirilemeyecek yoğunlukta. Mültecilerin Sesi'ni konuşmak üzere başvurduğumuz Destek Programı Yöneticisi Özlem Dalkıran'la sohbetimiz de bu yoğunluğun kanıtı.
Türkiye'deki mülteciler sorunlarını duyurmak konusunda ne kadar istekliydiler? Çünkü medyada görünmek istemiyorlar çok fazla.
Birine sen yaz demediğimiz için zaten niyetli olanlar yazıyor. Hatta bazı makaleler geliyor. "Bunu yayınlamayalım, sen olduğun çok belli. Başın belaya girer" diyoruz. Birçoğu mahlas kullanıyor. Bu biraz kendilerinin gazetesi artık. Dolayısıyla çok sahiplendikleri için bir tehdit olarak algılamıyorlar.
İkamet ettikleri yerlerin sakinleriyle ne kadar kaynaşabiliyorlar?
Şehirden şehire değişiyor. Oradaki yabancılar şubesi polisinin tutumu, sivil toplum örgütlerinin olaya etkisi ya da mültecilerin geldiği ülkelere göre bile değişiklik gösteriyor. Mesela Afrika ülkelerinden gelen mültecilerin entegrasyonu biraz daha zor oluyor. Ten renkleriyle hemen ayırt edilebiliyorlar. Sonuçta bir İranlı ya da Asyalı o kadar ayırt edilmiyor.
Türkiye'deki mülteci profili nedir? Daha çok hangi sebepten iltica etmek istiyorlar?
Şimdi İran'dan Bahailer de geliyor, siyasi fikirlerinden dolayı gelenler de oluyor. Afrika'dan kabile savaşından dolayı gelmiş olan da devletle çatıştığı için gelen de var. Yol boyunda yaşadıkları da başka bir travma. Mültecilere destek programı olarak onların psikolojik tedavilerini de yürütüyoruz bir yandan. Çünkü o travmayla gidip mülakat yaptıklarında eksik bilgi veriyorlar, hatırlamıyorlar ya da konuştukça travma derinleşiyor.
Ahmedinecad 'İran'da eşcinsel yoktur' gibi bir açıklama yaptı. Cinsel yönelimin kabul görmemesi de iltica nedenleri arasında yer alıyor mu? Sonuçta burası da pek parlak değil.
Var var. Onlar için de Türkiye'deki LBGT dernekleriyle işbirliğine giriyoruz. Çünkü burada bir sosyal yalnızlığa da itiliyorlar doğal olarak. Şu çok travmatik bir durum tabii: Eşcinsel olduğunuz için ülkenizden kaçıyorsunuz çünkü hayati tehlikeniz var ve burada da eşcinselliğinizi gizlemek zorunda kalıyorsunuz. Ya da İran'dan Bahai olduğunuz için kaçıyorsunuz. Sonra burada farklı inanışlara önyargıyla yaklaşan bir kente geliyorsunuz ve Bahai olduğunuzu yine söyleyemiyorsunuz. Bir tane mülteci şöyle bir şey demişti: "Ben dinimi özgürce yaşamak için ülkemden kaçtım ama burada yine gizlemek zorundayım". "Çünkü İranlıyım deyince otomatikman herkes Müslüman varsayıyor, ben de ters düşmüyorum" demişti. Eşcinseller burada belki biraz daha rahatlayabiliyor. Ama bu sefer de sosyal yalnızlığa itiliyor. Ya da onu da göze alıyor, burada da bir partneri olabiliyor. Kimliğinin parçasından da kopmak istemiyor.
Siyasi görüşleri dolayısıyla iltica talep edenlerde de böyle çekingenlik gözlemlendiği oluyor mu?
Oluyor tabii. Siyasi görüşleri nedeniyle ülkesinde o kadar baskı görüyor ki o bir refleks haline geliyor ve aman ben yerleşinceye kadar susayım diyor. İstisnalar yok mu, var. Mesela Nevşehir'de kendine feminist aktivist diyen (İranlı) bir kadın oradaki kadın örgütleriyle çalışıyor. Kadınlar her zaman daha girişken olur bu tip şeylerde.
Mülteci sayısı belli mi?
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği rakamlarıyla 11 bine yakın mülteci var.
Peki yasal yollara başvurmayanlarla ilgili bir sayı var mı?
Zaten mültecilerin birçoğu yasal olmayan yollarla geliyor. Türkiye'de bu yasadışı yol meselesi biraz yanlış anlatılıyor. Birçok insan doğrudan Türkiye'den Avrupa'ya başka bir ülkeye geçmeye çalışıyor. Yani "Kaçaklar tırlarda yakalandı" gibi acayip kelimelerle anlatılan bu mevzularda, o insanlar öyle bir durumda ben sığınma talebinde bulunmak istiyorum dediği an, bu talep değerlendirmeli. Hemen sığınma talebinde bulunmazlarsa sınırdışı ediliyorlar.
Peki onlar arasından sizinle irtibata geçen oluyor mu?
Biz tamamen iltica başvurusunda bulunmak isteyenlere hukuki yardım verdiğimiz için o anlamda başvuran olmuyor. Ama şöyle şeyler olabiliyor. Kumkapı'da yabancılar misafirhanesinde kalırken yakalanıp sığınma başvurusunda bulunamamış insanlar arayabiliyor. Ya da bir şekilde irtica talebi olmamış ama burada yaşayan ve polis şiddetine maruz kalanlar olabiliyor. Mesela bu Papa olayı (Papa'nın ziyaretinde polis Afrikalıları zorla çalıştırmıştı) ya da Festus Okey olayıyla ilgili bize ilk bilgileri getirenler bizim müvekkillerimizden değildi. Festus Okey bizim tanıdığımız birisiydi. Ama öldüğünü herhangi bir iltica talebinde bulunmamış bir arkadaşımız haber verdi.
Mülteciler Festus Okey sonrası daha çok görülmeye başladılar? Böyle bir tetikleyici etkisi oldu mu?
Festus Okey olayıyla birlikte daha önce mültecilerle ilgili bir bilgisi olmayan sivil toplum örgütleri bile daha fazla bilgilendiler. Festus Okey'i savunurken terminolojiyi yanlış kullanmamak için en azından mültecinin ne olduğunu öğrendiler. Ama saman alevi gibi... Çok çabuk gündem değişiyor bu ülkede. Festus'un davası başladığında tekrar gündeme gelir muhtemelen. Ondan sonrası meçhul. Ama sanıyorum Meclis'in İnsan Hakları Komisyonu en azından bunu gündemine almış. Bu da önemli bir şey. Tabii altı ay sonra bir daha bakalım mevzuyu kim hatırlayacak?
Erman Ata Uncu