Müslüman Müslümana tuzak kurar mı?

Müslüman Müslümana tuzak kurar mı?
Müslüman Müslümana tuzak kurar mı?
Dinler, Ortaçağ'da olduğu gibi, insanları, inançlı ve inançsız şeklinde, hiçbir gerekçesi olmayan sebeplerle, düşman kamplara ayırmaktan vazgeçmeli. Dinci aktivist, karizmatik kimseler, gençleri, kendi bildikleri ve inandıkları istikamete sevk etmeden önce, inançlarını ve doğru bildiklerini sorgulamalı
Haber: YASİNC CEYLAN* / Arşivi

İmam hatip liselerinin kuruluşunun 100. yıldönümünde konuşan Başbakan Erdoğan , “Müslüman Müslümana tuzak kurmaz” dedi. İdealde öyle olması gereken bir durum, ama gerçekte öyle mi? Değil. Bu memlekette ve diğer İslam ülkelerinde, tuzakların her türlüsünü, kötülüklerin her çeşidini görmek mümkün. İşin garip tarafı, bu tuzak ve kötülükleri, çoğu zaman İslam’ı bir yaşam biçimi olarak benimseyenlerin yapmaları. Bir taraftan büyük bir cemaatin lideri konumundaki bir din adamının, sevmediği diğer Müslüman bir kitle için “Evlerine ateş düşsün, yuvaları darmadağın olsun” gibi kötülük dilekleri. Diğer taraftan, 12 seneden beri milletin, iktidarı emanet ettiği, İslamca yaşamayı kendilerine şiar edinen hükümet ricalinin, adlarının rüşvet ve yolsuzluklara bulaşması. Birbirlerini suçlarken inanmış oldukları İslami değerleri referans göstermeleri ise konuyu daha da karmaşık hale getiriyor.

Altın ve dindar nesil

İktidar mücadelesinde birbirlerine düşmüş bu iki mütedeyyin grubun, bir de, yüklendikleri misyonları var: Biri “altın nesil”, diğeri “dindar nesil” yetiştirmek istiyor. Yani gelecek nesiller bize benzesin diyorlar. Faş olan vahim günahlarını küçültmek ve çeşitli biçimlerde tevil ederek, aslında, bu fiillerin birer erdem olduğunu iddia edecek kadar da pişkinler. İşlenen günahtan sonra pişmanlık gelmiyorsa, hadisenin vahameti kat kat büyür. Bu iki grubun aynı değerlere inandıkları halde, aynı dinsel pratikleri yerine getirmelerine rağmen birbirlerine bu denli fütursuzca saldırmaları, dinsel doğmalar üzerinde dayanışmanın, ne denli sorunlu bir birliktelik olduğunu gösterirken, bir taraftan da din merkezli yaşam modelinin insanı erdemliliğe ve kemale eriştirmede yetersiz kaldığını da apaçık ortaya koyuyor.
“Dindar nesil” veya “altın nesil”, aynı kapıya çıkar. Cemaat lideri Fethullah Gülen, altın neslin ne olduğunu, bir röportajda açıklarken, özetle şöyle diyordu: “Dava uğruna ve başkalarının saadeti için kendi mutluluğunu feda eden nesil…” Bunun anlamı, bu iki kesimin yetiştirmek istedikleri gençler, kendi mutluluklarını düşünmeyecekler, bundan vazgeçecekler, diğer insanları mutlu etmeye çalışacaklar. Ya bu diğer insanlar? Onlar da kendi mutluluklarını düşünmeyecek. Diğerlerini mutlu edecekler. Çünkü onlar da “altın bir nesil” olmaya aday. Böylelikle, bu tür nesiller zincirinden oluşan bir toplumda, aslında mutlu bir birey olmaz, herkes aşırı biçimde diğerkâmdır. Birbirlerine kurban olmuşlardır. Bu zihniyetin temelinde, “insan için mutluluktan daha yüce bir amaç vardır” iddiası mevcut. Bu yüce amaç, bazen başka bir insana (lider), bazen vatan, bayrak, bazen de bir ideoloji ve inanca, bireyin kendini adaması, tüm varlığını araçsallaştırmasıdır. Bu, bir bakıma, insanın dolaylı ve tedrici olarak intiharı ve kendisini, kendi eliyle bitirmesi demektir.

Mutlular mı?

İnsanın bizzat kendisini, değerlerin merkezine almayan ve insan için en yüksek amacın kendi mutluluğu olduğunu prensip olarak kabul etmeyen inanç ve ideolojiler, tarih boyunca insana ve insanlığa zarar verdi. Önüne daha yüce amaçlar koyarak, eylemlerine gizemli değerler biçerek, onu mutsuz etti, erdemlilik yolculuğunda yolunu kesti. Altın nesil, dindar nesil dedikleri mutsuz nesillerdir. Daha yüce amaçlar için yaşayıp, içten içe mutluluk isteyen nesillerdir. İçlerinden gelen mutluluk arzusunu dillendirmek yerine, bilinçlerine dayatılmış sığaları tekellüm eden mağdurlardır. İçinden gelen ses ile dıştan dayatılan ses arasında gidip gelen çaresizlerdir. Hizmet hareketine gönül vermiş, gençliklerini ve tüm enerjilerini gurbet ellerde Cemaat okullarına adayan insanlarımız mutlular mı? Değiller! Bunu, cemaatlerde uzun seneler, bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum. Çok az parayla, kıt kanaat geçiniyorlar. Çoğu dünya nimetlerinden mahrum. Ne uğruna? Başka bir dünyada mutluluk uğruna mı? Bundan eminler mi? Bu dünyada mutluluğu elde edemeyen, öbür dünyada mı elde edecek? Bu dünyanın mutluluğu, öbürüne engel mi? Bu dünyadaki mutluluğu küçümseyen, onu başka yaşamlar için öteleyen, hangi hikmete dayanarak bunu yapar? Başka bir dünyanın varlığı konusundaki kanıtlarımız, mevcut dünyanın varlığı hakkındaki kanıtlardan daha mı kuvvetli? Gerçek varlık ve saadet öbür taraftadır diyenin akli heyetinin sağlamlığına güvenebilir miyiz?

Dünyevi mutluluk

Hem dünya mutluluğuna neden tepeden bakılır? Dünyevi mutluluk erdemsiz bir mutluluk mu? Çalıp çırpan, bedensel hazlara gark olmuş insanın mutluluğu mu? Erdemlilik, mutluluğun temel şartı değil mi? Erdemli olmak için mutsuz ve başka bir dünyanın varlığına inanmak mı gerekir? Böyle yapanların erdemlerden nasıl yoksun olduklarını görüyoruz. Mutsuz olan, erdemli de olamaz. Mutsuz kimse başkasına mutluluk bahşedemez. Başkalarının mutluluğuna kendini vakfeden bir nesil, ancak kendisi gibi mutsuz bir nesil yaratabilir! İman sahibi insanın en büyük yanılgısı, din adına inandığı şeyleri erdem saymasıdır. Bununla kendine keyfi bir imtiyaz sağlamasıdır. Çeşit çeşit inanç sistemi var. Bunlara inananların hepsi erdemli mi? Yoksa bazıları mı? Bunun kriteri nedir? Kriter, eylemdir. Eylem biçiminde iyiliğe dönüşmeyen inancın hiçbir değeri yoktur. İyilik olarak ortaya çıkmış eylemin, başka bir kimlik veya referansa ihtiyacı yoktur. Bu erdeme mebni eylem, kendi adına bir kanıttır. Yeterliliği kendindedir. Başka bir ifadeyle, erdemli bir eylem icra eden kimsenin, erdemliliği esastır. İnanç mensubiyeti aranmaz. Bunun bir kanıtı, hiçbir dine mensup olmayan agnostik ve hümanist kimselerin erdemli tavırlarıdır. Bunun diğer bir kanıtı, iman ve ibadetlere gark olmuş bazı fertlerin utanılacak seviyede ortaya koydukları erdemsizliklerdir.

Gençleri rahat bırakın

Durum böyleyken, lider pozisyonundaki bazı kimselerin gençleri yönlendirme gibi, kendilerine vazife çıkarmaları büyük bir vebal. Gençleri yeniden inşa projesi, gençler için kurulmuş bir tuzaktır. Gençlerin yönü, çağın mevcut ruhunun gösterdiği yöndür. Bu, bilimdir, teknolojidir; din, ırk, milliyet aramaksızın evrensel kardeşliktir. Erdemliliktir, dürüstlüktür, yardımlaşmadır. Kısacası mutluluktur. Çünkü bu vasıflar olmadan mutluluk olmaz. Tüm dünya gençliği, böyle evrensel bir bilinçle, bir bütün halinde, geleceğe doğru ilerliyor. Global kültür ve akademik değerlerle bir araya getirilmiş olan dünya gençliğini, dinler veya ulusal kültürler birbirinden ayıramayacaktır. Dinler, Ortaçağ’da olduğu gibi, insanları, inançlı ve inançsız gibi, hiçbir gerekçesi olmayan sebeplerle, düşman kamplara ayırmaktan vazgeçmeli. Dinci aktivist, karizmatik kimseler, gençleri, kendi bildikleri ve inandıkları istikamete sevk etmeden önce, inançlarını ve doğru bildiklerini sorgulamalı. En büyük yanılgılara, tarih boyunca, mutlak doğru iddiaları sebep oldu.

* Prof. Dr., ODTÜ, Felsefe