Mutluyum, mutlusun, mutluluk!

Sinemacılarımız arasında son yıllarda yeni bir hastalık peyda oldu: Filmi yeniden montajlamak... Hadise şu: Bir yönetmen, diyelim Abdullah Oğuz, Zülfü Livaneli'nin Mutluluk romanını sinemaya uyarlıyor.
Haber: BURÇİN S. YALÇIN / Arşivi

Sinemacılarımız arasında son yıllarda yeni bir hastalık peyda oldu: Filmi yeniden montajlamak... Hadise şu: Bir yönetmen, diyelim Abdullah Oğuz, Zülfü Livaneli'nin Mutluluk romanını sinemaya uyarlıyor. Yaklaşık iki saatlik bir seyir süresiyle de 16 Mart 2007'de filmi gösterime sokuyor. Gişe hasılatı açısından gerçekten talihsiz bir sezon geçiren ülkedeki sinema salonları bu film sayesinde dolup taşıyor. Mutluluk, Türkiye'deki sinemasever tarafından taçlandırılıyor ve 600 bine yaklaşan izleyici sayısıyla beklenmedik bir başarı yakalıyor. Eleştirmen cephesinin filme tepkisi ise aynı oranda parlak olmuyor.
Aradan yedi ay geçiyor. Film bu sefer ülkenin en saygın film festivali namıyla maruf Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne katılıyor. Ama o da ne! Filmin süresi neredeyse yarım saat kısalmış. "Bre aman, nasıl olur!" demeye kalmadan Mutluluk, meğer önce festivalin bu seneki 'dillere destan' ön jürisini atlatmış. Yetmemiş, bu 'ayıp' bir de festivalin ana jürisi tarafından ödüllendirilmiş. Aynıyla vaki.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Bizde artık handiyse vakayı adiye sayılıyor bu ama dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey yok: Bir yönetmen vizyona soktuğu bir filmi bir festivale başka bir kurguyla yollayamaz, yollamamalı! (Buna bir festival komitesi öncelikle müsaade etmemeli.) Bir yönetmen bir festivalde yarıştığı filmi gösterime başka bir kurguyla sokamaz, sokmamalı! (Bu ikincisine de geçen sene Sen Ne Dilersen'in yönetmeni Cem Başesgioğlu imza atmış, Altın Portakal'da yarışan versiyonu 115 dakikaya indirip vizyona filmin bu 'yeni' halini sokmuştu.)
Hanımlar, beyler, bir dakika! Bunu yapamazsınız! Bu ahlaken yanlış değil mi? Bu, Mutluluk'a koşa koşa giden 600 bine yakın izleyiciye saygısızlık değil mi? "Siz bayıla bayıla izlemiş olabilirsiniz ama ben bu filmi beğenmedim... En iyisi Portakal için yeniden kurgulayayım" diyemezsiniz. Bu, sadece hatırı sayılır sayıdaki izleyiciye değil, o jüriye de saygısızlık değil mi?
Hangi Mutluluk?
Şimdi soru şu: Bu iki montajdan hangisi asıl Mutluluk filmi. Eğer festivale katılansa, onca insan niye ilk versiyonu izledi? Yok vizyondakiyse, o jüri neden -üç beş dakika da değil- tam yarım saat kısa versiyon üzerinden filmi değerlendirdi? Kısacası soru şu: Bu film hangi versiyonuyla yarına kalacak? Yıllar sonra insanlar "Mutluluk, beş dalda Altın Portakal kazanmış, 600 bin izleyiciye ulaşmış bir filmdir" dediklerinde akıllara filmin hangi hali gelecek? Gördüğünüz gibi mızrak-çuval durumu!
Tamam, Batı'da da çıkmıyor değil filmlerinin kurgusunu değiştirenler, ama DVD diye bir mecra var ve filmin alternatif versiyonu, üstelik aslıyla birlikte yer alıyor DVD'de. Ve sadece DVD için, montaj esnasında stüdyodan kolunu kurtaramamış yönetmenlere bahşedilmiş ikinci bir 'söz hakkı' bu genellikle, daha ötesi değil. Misal derseniz, Clive Owen'lı Antoine Fuqua filmi Kral Arthur'a bakabilirsiniz.
Döndük gene bize. Alın bir soru daha: Bir sinemacı, üstelik geniş bir izleyici desteğini arkasına almış bir sinemacı bir festivale katılırken neden filmine ve ona sahip çıkmış izleyicisinin beğeni düzeyine güvenmez?
Bütün bu serzeniş, son yıllarda gösterime soktuktan veya bir festivale yolladıktan sonra (yani her ikisinden de sanatsal bir geri dönüş yakalayamayınca) filmlerinin montajını değiştiren yönetmenler için geçerli.
Lütfen kamuoyuna sunduktan sonra filminizin yapısıyla oynamayın! Tek bir planın eklenmesi veya çıkarılması bile yeterince can sıkıcıyken, birkaç ödül toplamak uğruna bloklar halinde sahnelerden vazgeçmeyin! Vazgeçmeyin ki, sonra "Film artık seyircinin" gibi tumturaklı sözler sarf ettiğinizde komik olmayasınız...
Ne sinemalara koşan insanlar ne de festival jürileri sizin kobayınız! Filminizin 'olduğuna' sizinle birlikte kurgucunuz ve başka kimi istiyorsanız o karar versin! Ama nihayet çektiğiniz şeyin arkasında durun; kimse filminizin ortalıkta dolaşan on ayrı halini izleyip her birinin karşılaştırmalı analizi uğruna beynini paralamak zorunda değil zira.