Mutluyum, mutlusun, mutluluk!

Geçen hafta bu sütunlarda Burçin S. Yalçın imzalı bir eleştiri yazısı yayınlandı. Yazı, filmim Mutluluk hakkındaydı ve şöyle soruyordu:
Haber: ABDULLAH OĞUZ / Arşivi

Geçen hafta bu sütunlarda Burçin S. Yalçın imzalı bir eleştiri yazısı yayınlandı. Yazı, filmim Mutluluk hakkındaydı ve şöyle soruyordu:
"Vizyondaki gösterim süresinden tam yarım saat kısaltılarak Altın Portakal'da yarışan bir film, nasıl jürinin gözbebeği olabildi?" Yalçın'ın yazısı ne yazık ki hatalı bilgilerle dolu ve hakkaniyet ölçülerine sığmayan bir yukarıdanlık sergiliyor, dolayısıyla sert bir yanıtı hak ediyor.
Önce durumu özetleyelim. Evet, filmimiz Mutluluk 16 Mart 2007'de vizyona girdi, 600 bin civarında seyirci tarafından izlendi. Film, Antalya dahil olmak üzere birçok festivale katıldı ve dipnotta listesini görebileceğiniz ödülleri aldı. Filmin ilk vizyon kopyası 126 dakikadır. Festival kopyaları da 110 dk civarındadır. Mutluluk geçen hafta Türkiye'de ikinci kez vizyona girdi ve 126 dk'lık versiyonu seyirci karşısındadır. Peki sorun ne?
Yalçın özetle filmin iki ayrı versiyona sahip olmasını eleştiriyor. Bu uygulamanın dünyada olmadığını söylüyor. Festival kopyalarının daha kısa olmasını seyirciye saygısızlık olarak görüyor. Söylediği her şey yanlıştır. Filmin yaratıcısı ve sahibi olarak filmimi istediğim şekilde montajlarım. Buna da kimse karışamaz. Filmlerin çeşitli montajları daima olur ve dünya sinema tarihi bunun örnekleriyle doludur. Hiç kimsenin bir sanatçıya ne yapacağını söylemeye hakkı yoktur. İstersem filmi alır tümüyle yeniden kurgular bambaşka bir film yaparım, bu da tümüyle yaratıcı ve prodüktör olarak benim inisiyatifimdedir. "Ne hakla bunu yaparsın" gibi bir soru örneğin heykeltraşa da ressama da şaire de sorulmaz/sorulamaz. Bu türden bir sorgulamanın sonu totaliterliğe varır çünkü.
Yalçın şunları söylüyor. Film "beklenmedik" bir seyirci başarısı yakalamış ama eleştirmen cephesinin tepkisi parlak olmamış. Yanılıyor. Film vizyona girdiği günden beri gayet güzel tepkiler alıyor. Eleştiriler de yorumlar da arşivlerde mevcut. Bakabilir. "Beklenmedik" diyor. Neye göre beklenmedik, kime göre beklenmedik? 600 bin seyirci gelmiş, demek ki bu insanlar bir şeyleri beklemiş, beklediğini görmüş ve seyretmiş.
Yalçın'a göre "30 dk. kesilen" film Antalya'nın "dillere destan ön jürisini atlatmış". 30 dakika mı? Ayıp denen bir şey var. Bu kadar kallavi bir hatanın iyi niyetle yapılmış olabileceğine ben şahsen inanmıyorum. Sayfanın editörleri de bu yanlıştan nasiplerini almıştır. Dikkate ve ciddiyete davet ediyorum.
"Atlatmak" diyor Sn.Yalçın. O sürecin adı Türkçe'de "geçmek"tir. Ön jüri beğeniyor, film yarışmaya alınıyor. Sorun ne peki? Biz Yalçın'ın imasıyla jüriyi kandırmış oluyoruz. Bu hakarettir.
Yalçın "bu ayıp bir de festivalin ana jürisi tarafından ödüllendirilmiş" diyor. Ödüllendirilen şey benim çektiğim film olduğuna göre Yalçın'ın bahsettiği ayıp da çektiğim film. Sayın yazar filmin kısalmasını ayıp olarak görüyorsa yukarıdaki açıklamaları tekrar okuyabilir. Ben bir sanatçıyım ve "gördüğüm lüzum üzerine" filmimi kısaltmışım. Bu benim en doğal hakkımdır. Size ne oluyor! Yalçın'a göre ben seyircilere "siz bayıla bayıla izlemiş olabilirsiniz ama ben bu filmi beğenmedim... En iyisi Portakal için yeniden kurgulayayım" diyemezmişim. Demiyorum ki. Bunu Yalçın söylüyor. Filmimden son derece memnunum. Seyircilere de son derece müteşekkirim.
Farklı montaj zenginleştirir
Yalçın'a göre montaj değişiklikleri sadece DVD'de yapılabilirmiş. Dünya sinemasının sayın yazarımızdan icazetle iş yapmak zorunda olmamasının talihli bir durum olduğunu düşünüyorum. Sn Yalçın! Farklı montajlar, zaman içinde yönetmenlerin işlerini yeniden yorumlamaları sinemayı zenginleştirir. Sanat eserleri durağan şeyler olmak zorunda değildir. Yazarımız dünyada bu uygulamanın olmadığını söylüyor. Dünya oldukça büyük bir yer ve Yalçın maalesef yanılıyor. Bu her zaman olur. Her yerde olur. Yalçın'ın olamaz dediği şey sanatçının hakkıdır ve bu hak ülkemizde ve birçok Batı ülkesinde yürürlükte olan fikir ve sanat eserleri kanunlarıyla da sabittir.
Burçin Yalçın seyircileri ve festival jürilerini kobay olarak kullandığımızı söylemiş. Çok talihsiz, yersiz ve maksadını aşan bir ifade. Bir sinemacı, seyirciden, jürilerden, eleştirmenlerden ve meslektaşlarından çok şeyler öğrenir. Onlardan faydalanır. Bu doğal bir süreçtir. Hiçbir sanatçının bu coşkulu etkileşim sürecini kobaylığa benzetebileceğini düşünemiyorum. Kavramlar kırılgan şeylerdir. Onlara özenle yaklaşmak gerekir. Sözcüklerin incelikli birer dünyası vardır. Zaten hemen her zaman insanın zikrindeki kabalık fikrindekinden kaynaklanır.
Sn. Yalçın son derece yerinde bir soru soruyor. Mutluluk hangi versiyonuyla yarına kalacak? Yanıtım basit: Bilmiyorum. Dünya tarihinde on binlerce film farklı montajlarla ve minutajlarla dolaşıma girmiş olduğuna göre, onlar nasıl hatırlandıysa Mutluluk da öyle hatırlanır diye düşünüyorum. Seyircinin gönlünde bıraktığı izle.
Bir film başka nasıl hatırlanır ki!

ABDULLAH OĞUZ: Yönetmen
'Mutluluk', 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde beş ödül aldı ve 15 uluslararası film festivalinde gösterildi.