scorecardresearch.com

Nasıl profesör olunur?

Nasıl profesör olunur?

ODTÜ de yıllarca hocalık yapan Mesut Yeğen, artık İstanbul daki Şehir Üniversitesi nde ve profesör.

Sosyoloji profesörlüğü için hazırladığım başvuru dosyamı değerlendiren beş profesörün hiçbiri ODTÜ Sosyoloji bölümü profesör atamalarında daha önce görev yapmamış
Haber: MESUT YEĞEN / Arşivi

2547 sayılı yasaya göre doçentlik unvanını aldıktan sonra en az beş yıl profesörlük kadrosuyla ilgili bilim alanında çalışmış ve ilgili alanda uygulamaya yönelik çalışmalar ve uluslararası orijinal yayınlar yapmış olmak gerekiyor. 15 yıl çalıştığım ve profesörlük başvurumun iki kez reddedildiği ODTÜ’nün kriterleri daha yüksek. ODTÜ Sosyoloji bölümünde profesör olabilmek için asgari dört uluslararası, dört ulusal yayın yapmış, en az üç tez yönetmiş, öğrenci değerlendirmelerinde ilk yüzde 80’lik dilimde ve bütün bu alanlardan en az 150 puan toplamış olmak gerekiyor.
Yine mevzuata göre profesörlük başvuruları, ilan edilen kadronun bilim alanıyla ilgili ve en az üçü üniversite dışından olmak üzere, beş profesörden oluşturulacak bir jüriye gönderiliyor. Yerleşik teamül de şu: Rektörlük, başvurunun yapıldığı bölüm başkanlığından 10 profesör ismi isteyip başvuru dosyasını bu 10 isim arasından seçilen beş kişilik bir jüriye gönderiyor. 

Mevzuat ve teamül
Doçentlik unvanını aldıktan beş yıl sonra, 2006’da beş uluslararası, 15 ulusal yayın yapmış, sekiz tez yönetmiş, öğrenci değerlendirmelerinde ilk yüzde 80’in içinde yer almış ve toplam 238 puan toplamış olarak ODTÜ Rektörlüğüne kadro ilanı için başvurdum. Rektörlük, dosyamı inceledikten sonra, ODTÜ tarafından istenen şartları yerine getirdiğime hükmederek, Haziran ayında profesörlük kadrosu ilan etti. Ben de başvurdum.
İlgili teamül gereği gelen talep üzerine, zamanın bölüm başkanı Sibel Kalaycıoğlu daha önce de ODTÜ Sosyoloji bölümü profesörlük atamalarında görev yapmış 10 profesörün ismini rektörlüğe gönderdi. Bu aşamaya kadar, her şey mevzuata ve teamüle uygun işlerken tuhaf şeyler olmaya başladı. Haziran 2006’da ODTÜ’de ilan edilen profesörlük kadrolarının atamaları birkaç ay içinde tamamlanırken, başvurum jüri raporları tamamlanmadığı gerekçesiyle bir türlü sonuçlandırılmadı. Rektörlükle defalarca konuşup bir sonuç alamayınca, geciktirme işlemi hakkında dava açtım. Bunun üzerine, başvurumun üzerinden 16 ay geçtikten sonra, Ekim 2007’de profesörlüğe atanmayacağım bildirildi. Rektörlüğün bu işlemi hakkında açtığım ikinci dava mucibince mahkemeye gönderilen işlem evrakı, profesörlüğe niye atanmadığımı pek güzel açıklıyor. Özetleyerek aktarıyorum. 

İşlemler
Mahkeme evrakından anlaşılan o ki, ODTÜ Rektörü Ural Akbulut başvuru dosyamı Sosyoloji bölümü başkanının önerdiği 10 isim arasından seçilecek beş kişilik bir jüriye göndermek yerine bambaşka bir beş kişilik jüriye göndermiş.
Jürinin bu biçimde oluşmuş olması şunları gösteriyor. Başvuru dosyam, mevcut teamül hiçe sayılarak, ikisi emekli olup biri de çalışma alanı uyuşmadığı gerekçesiyle çekilen toplam sekiz jüri üyesine gönderilmiş, ancak Sosyoloji bölümünün önerdiği 10 isimden tek bir tanesi bile bu sekiz kişilik jüriye dahil edilmemiş. Yine mevcut teamül hiçe sayılarak, 10 profesörü bulunan ODTÜ Sosyoloji bölümünden tek bir profesör jürimde görevlendirilmemiş. Mevzuatın ‘jüri ilan edilen kadronun bilim alanıyla ilgili beş profesörden oluşturulur’ hükmüne rağmen, Sosyoloji bölümü için yaptığım başvuru ikisi siyaset bilimi, biri gazetecilik, bir diğeri de iktisat bölümlerinde görevli dört profesöre gönderilmiş. Başvuru dosyamı değerlendiren beş profesörün hiçbiri ODTÜ Sosyoloji bölümü profesör atamalarında daha önce görev yapmamış. Bütün bu hal, başvuru dosyamı değerlendirmek için oluşturulan jürinin hem mevzuata hem de teamüle aykırı biçimde özel bir mülahazayla oluşturulmuş olduğunu gösteriyor. 

Jüri raporları
Mahkeme evrakı, dosyamı inceleyen beş profesörden birinin profesör olabileceğime, diğer dördünün ise olamayacağıma hükmettiğini gösteriyor. Profesör olamayacağıma hükmeden jüri üyeleri şunlar: Ayşe Ayata (ODTÜ Siyaset Bilimi), Feride Acar (ODTÜ Siyaset Bilimi), Mustafa Erkal ( İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi) ve Korkmaz Alemdar (Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi). Profesör olamayacağıma hükmeden jüri mensuplarının gerekçeleri özetle şöyle. Ayşe Ayata raporunda iki esas gerekçe öne sürülüyor. İlk gerekçeye göre, yayınlarım daha çok Kürt sorunu hakkında yazdığım doktora tezimden üretilmiş olup bazı yayınlar birkaç yerde birden aynen yayımlamıştır. İlkiyle bağlı ikinci gerekçeye göre de, yaptığım yayınlar Kürt meselesi üzerine yoğunlaşmış olup yeterince çeşitlenmiş değildir.
Feride Acar raporunun gerekçeleri de benzer. Acar da yayınlarımın birbirinin tekrarı olduğunu ve Kürt meselesi haricinde pek çalışma yapmadığımı iddia ediyor, ancak ekliyor: Kürt meselesi haricinde yapmış olduğum az sayıda yayın da hakemli olmayan dergilerde, derlemelerde ve bildirilerde yer almıştır.
İki buçuk sayfalık Korkmaz Alemdar raporu ise ilk iki sayfasında yayınlarımın adlarını sıralıyor, kalan iki paragrafta da (biri hariç) çalışmalarımın doğrudan ya da dolaylı olarak Kürt sorununa ayrılmış olduğunu ve ampirik veriye dayalı olmadığını iddia ederek profesörlük için yetersiz olduğuma hükmediyor.
Etnik kimliğimi, doğum yerimi değerlendirme konusu yapan Mustafa Erkal raporu ise zatıma ilişkin veciz sıfatlarla dolup taşıyor. Bu veciz sıfatlardan birkaç güzide örnek vereyim: “Etnik asabiyet gösteren”, “ilkel etniklik yapan”, “devlete sadakatsiz”, “anti-Türk ve anti-devlet yaklaşım gösteren” vb. 

Cevap veriyorum
Profesörlük unvanını hak etmediğime hükmeden jüri mensuplarının gerekçeleri özetle böyle. İlk elden söyleyeceğim şu: Bu gerekçelerin tümü, hepsi birden en hafif tabirle mesnetsiz. Tek tek gideyim.
Yayınlarımın büyük kısmının doktora tezimden türetilmiş olduğu gerekçesiyle başlayayım. Başvuru dosyamda yaklaşık 20 senedir üzerine çalıştığım Kürt meselesi hakkında yapılmış çokça yayın var, bu doğru. Ama iki doğru daha var, jüri üyelerinin görmekten imtina ettiği. İlk doğru şu: Kürt meselesiyle doğrudan ya da dolaylı ilgisi olmayan dokuz yayınım var: ‘Yurttaşlığın Diyalektiği, Yurttaşlığın Trajedisi’, ‘İmparatorluk: Eksik Bir Manifesto’, ‘Yurttaşlık ve Türklük’, ‘Sendikalar ve Kadın Sorunu: Kurumsal Gelenekler ve Cari Zihniyetler’, ‘Radikal Demokrasiden Liberal Demokrasiye: Geçiş(sizlik)ler’, ‘Tarihsel Materyalizmden Hegelyan Diyalektiğe, Hegelyan Diyalektikten Postmodern Farka: Orhan Pamuk Romanları’, ‘Türk Tarih Yazımında Türk Tarih Tezi’, ‘Bilginin Sosyolojisi, Sosyolojinin Bilgisi’, ‘Kemalizm ve Hegemonya: ?’.
İkinci doğru da şu: Kürt meselesiyle ilgili yayınlarımın pek çoğu doktora tezimden türetilmiş metinler değil. ‘Türk Milliyetçiliği ve Kürt Sorunu’, ‘Yahudi Kürtler ya da Türklüğün Yeni Hudutları’ ve ‘ Türkiye Solu ve Kürt Sorunu’ gibi yazılarım doktora tezim gibi Kürt meselesi hakkında olmakla beraber, her birinin ana meselesi doktora tezimin ana meselesinden farklı. Bu yazıların, çok değil referanslarının bile incelenmesi, 1994’te kabul edilen doktora tezimde kullanılanın haricinde yığınla yeni malzemeyi kullandığımı gösterir.
İkinci gerekçe ise yayınlarımın yeterince çeşitlenmemiş olduğu. Kürt meselesiyle ilgisi olmayan dokuz yayınım bu iddianın mesnetsizliğini yeterince gösteriyor. Başlıklarından dahi anlaşılacağı üzere, Kürt meselesinin haricinde yurttaşlık, kadın sorunu, demokrasi kuramları, Kemalizm, edebiyat incelemesi gibi çeşitli alanlarda yayınlarım var.
Feride Acar’ın “Kürt meselesi haricinde yaptığım yayınlarımın hakemli olmayan dergilerde ve derlemelerde yapılmış olduğu” şeklindeki özel iddiası ise açık bir bühtan. Kürt meselesi haricindeki yayınlarımdan bazıları Amme İdaresi Dergisi, Sosyoloji Araştırmaları Dergisi ile Toplum ve Bilim gibi hem ODTÜ hem de başka üniversitelerce hakemli olduğu kabul edilen dergilerde yayımlandı. Aynı şekilde, bu çalışmaların bir kısmı da İletişim Yayınlarınca hazırlanan ve başvuru kaynağı niteliğindeki derleme çalışmalarda yer aldı.
Öte yandan, rektörlük evrakı Feride Acar örneğinde ilginç bir duruma işaret ediyor. Dosyamın gönderildiği profesörlerden biri çalıştığım alanda yayınının bulunmadığı gerekçesiyle jüri üyeliğinden çekilirken, aynı durumda olduğunu rektörlüğe gönderdiği yazısında beyan eden Feride Acar, değerlendirme yapabilmek için ilgili ulusal ve uluslararası literatürü taraması gerektiğini bildirmiş ancak bu beyanın üzerinden bir ay bile geçmeden raporunu teslim etmiş. Feride Acar’ın bu kadar kısa bir sürede ve onca işi arasında bu taramayı nasıl gerçekleştirmiş olduğu benim için esrarını koruyor.
İki buçuk sayfalık raporunun iki sayfasında başvuru dosyamdan aldığı yayın listemi aynen aktaran Korkmaz Alemdar’ın biri hariç bütün çalışmalarımın doğrudan ya da dolaylı olarak Kürt sorununa ayrılmış olduğu ve ampirik veriye dayalı olmadığı iddiaları da mesnetsiz. Enteresandır, Alemdar raporunda Kürt meselesi haricinde yayınımın olmadığı iddiası, Kürt meselesiyle ilgisi olmayan dokuz yayınımın adları yazıldıktan hemen sonra yer alıyor. Bu da iddianın sadece mesnetsizliğini değil, ciddiyetsizliğini de gösteriyor. Alemdar raporunun, çalışmalarımın ampirik veriye dayanmadığı şeklindeki ikinci iddiası da ilki kadar mesnetsiz. Çalışmalarımda kullandığım meclis görüşme tutanakları, anayasa metinleri, kurumsal dokümanlar, gazete haberleri sıradan ampirik veri kaynaklarıdır ve günümüzde bilimsel araştırmalarda yaygın olarak kullanılır.
Etnik kimliğimi, doğum yerimi değerlendirme konusu yapıp etnik asabiyet göstermek, ilkel etniklik, devlete sadakatsizlik gibi veciz ithamlarda bulunan Mustafa Erkal raporuna cevap yetiştirmeye çalışmak elbette nafile bir iş. Lakin, şunu söylemeden edemeyeceğim: Aydınlar Ocağı başkanınca ilkel etniklikle itham edildim ya, bu da bana dert olsun! 

Kim yetersiz?
Profesörlük başvurumun reddedilmesine dayanak oluşturan jüri raporlarının çalışmalarım hakkındaki yetersizlik iddialarının mesnetsizliğini gösterebildim sanıyorum. Akademik performansımın profesörlük için (Feride Acar’a göre doçentlik için de) yetersiz olduğunu öne süren bu dört profesörün akademik performansına dair enteresan bir notla bitirmek isterim. Başlarken belirttiğim üzere ilgili genel mevzuat profesör olabilmek için uluslararası düzeyde orijinal yayınlar yapmış olmayı, ODTÜ mevzuatı ise ilave olarak Social Science Citation Index (SSCI) tarafından taranan dergilerde yayın yapmayı şart koşuyor. 2007’de yaptığım tarama, profesör olamayacağıma hükmeden bu dört profesörün SSCI tarafından taranan dergilerdeki yayın sayılarını şöyle veriyordu: Ayşe Ayata 0 (sıfır), Feride Acar 0 (sıfır), Korkmaz Alemdar 0 (sıfır) ve Mustafa Erkal 0 (sıfır). Hal budur! 

MESUT YEĞEN: Prof. Dr., Şehir Üni.

http://www.radikal.com.tr/103988810398888

YORUMLAR
(8 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Bu yazının devamı için - emrahgoker

Yeğen öyküsünün geri kalanını 21 Şubat'ta Taraf'ta yayınlattı: http://www.taraf.com.tr/haber/nasil-profesor-olunur-2.htm İkinci kısmın tamamına erişim: http://istifhanem.com/2011/02/21/nasilprofesorolunur2-mesut/

ODTÜ'yü babasının çiftliğine çevirenler - farukcemil

Odtü içini yakından bilen kimsenin şaşırmayacağı bir yazı olmuş. Ayşe Ayata ve Feride Acar (ismi buarada geçmese de işin içinde Ayşe hamınım eşi eski sosyoloji bölüm başkanı Sencer Ayata'nın olduğunu da unutmayalım) yıllardır kendi fikirleri dışında herhangi birinin yükselmemesi için ellerinden geleni yapmışlardır. Lafa geldi mi her biri diğerinden demokrat ve aydın bu kimseler, küçük bürokrat kafasının en nadide örnekleri olagelmişlerdir. Kendileri bölüm başkanlıkları, rektörlükler, parti danışmanlıkları yaparken Kürt sorunu çalışmayı hakir görüp, Mesut Yeğen gibi pek çok özgür düşünceli bilim insanının kariyerlerine çomak sokmaktan geri durmamışlardır.

SSCI ve akademi ... - ep

ODTU sosyolojide aldigim egitimi, hocalarimla sohbetlerimi hep heyecanla andim. Unal hocam, Bahattin Hocam, Mesut Hocam, Meyda hocam ... Yaptigim ise - kuruma hala saygim varsa, hala heyecanimi tasiyabiliyorsam ODTU'deki hocalarim sayesinde derslerine, yaptiklari ise tasidiklari heyecan, birikim ve elestirel kivraklik sayesinde. Mesut hocamin yasadiklarindan zaten cogumuzun haberi vardi mide bulandirici. Sunu soylemek istiyorum ictenlikle ve kizginlikla Kanada'da da bir suru hocam oldu- herpsinin SSCI'da isimlerini bulmak mumkun. Ama hicbiri ne Ulus hocamn, ne Unal hocamin, ne de Mesut hocamin eline su dokebilirler ya da benzer sekilde anilabilirler...

Böyle olunmaz... - hadicanimsende

Bu adamcağız birisi sonunda bu masala inanıncaya kadar anlatıp duracak korkarım. E, ne demişler? Gerçekler senin tarafındaysa gerçekleri savun, hukuk senin yanındaysa hakkını savun, ikisi de değilse o zaman avazın çıktığı kadar bağır! Deniz Moser'e katılıyorum bağırsın bağırmasına da, niye Radikal mürekkebiyle bağırıyor? Bu Mesut Yeğen'den çok Radikal'in ayıbı tabii. Son olarak, wolwerin'e: Sen yoluna devam et, yüksek lisansını da bitir, doktora da yap, hiç canını sıkma... Akademi özünde bir meritokrasidir, iyi niyetle çalışır ve gerçekten bilim üretirsen önünde sonunda seni istediğin yere getirir. Mesut Yeğen de bilmem kaç senedir sistemi sömürmeye çalışmakla uğraşacağına işini yapsaydı şimdiye kadar 'gerçekten' profesör olmuştu.

Cesaret verici - wolwerin

Bu haberi oku hadi gel kariyer yap. Daha yolun başındayım y.lisans yapıyorum ama böylesi haberler beni korkutuyor.

"Bu kisisel mesele neden Radikal'de?" - Deniz Moser

Bu yazinin neden ulusal gazetede yayinlandigini anlayamadim. Mesut Yegen kendisine bir haksizlik yapildigina inanmis ve bu haksizliga yol acan kisilere karsi bir savunma/aciklama yayimlamak istemis. Bu son derece anlasilir. Soyledikleri dogru da olabilir. Ancak bu kisisel mesele neden ulusal bir gazete ustunden duyurulur ki? Yegen kendin yasadiklarindan yola cikarak, sistem elestirisi yapiyor degil. Yazi, yaniltici basliginin aksine, genel bir soruna/ kamuyu dogrudan ilgilendiren bir meseleye yonelik de degil. Ara baslikta belirtildigi gibi, Mesut Yegen'in basvurusunu degerlendiren hakemlere detayli yanitindan ibaret. Bu sahsi yanit neden ulusal gazetede? Radikal, Mesut Yegen'in kisisel blog'u mu?

Yazıda bir miktar çarpıtma var... - chocolatte

Konunun etnik hassasiyetlere gelip dayandırılması ile ilgili eleştirinin bir Prof.'un atamasında kullanılabilecek bir kriter olmaması gerekir elbette, bu üniversitelerin ruhuna ve özgür düşünceye taban tabana zıt düşen bir durum. Ne var ki Feride Acar ve Ayse Ayata'nın ikisi de sosyoloji kökenli, master ve doktorlarını da sosyoloji üzerine yapmışlar.Feride Acar kadın çalışmaları, sosyal politika üzerine çalışıyor. Ayse Ayata ise İslam, etnisite, kadın çalışmaları, sivil toplum,kimlik politikaları, Türk politikası v.s alanlarında çalışıyor.Merak edenler için yayın listeleri de şu şekilde: http://staffroster.metu.edu.tr/my_staff_roster.php?ssn=NzQzMzE=&action=Publications http://staffroster.metu.edu.tr/my_staff_roster.php?ssn=NTIzNzA=&action=Publications Hal böyleyken, Siyaset Bilimi Departmanı'nda hoca olmaları, sosyoloji uzmanlığını çürüten bir şey değil..Her departman sadece kendi alanında hoca barındıracak diye bir kaide olsaydı, her disiplin sığ ve tekyönlü kalmaya mahkum olurdu.Kaldı ki bu tür jürilerde ataması yapılacak öğretim üyesinin mensubu olmadığı departmanlardan hoca seçilmesi de sık rastlanan bir teamül, Mesut yeğen'e has bir uygulama değil bu. Kısacası, Mesut Yeğen'in rahatsız olduğu başka noktalar olabilir, kendince haklıdır da belki, Citation Index beklentisi konusundaki çelişkiye dikkat çekmesi de düşündürücü hatta ama jüri üyelerinin akademik birikimine bakmaksızın "Siyaset Bilimi" departmanından seçilmesini eleştirdiği cümlesinde çarpıtma olduğunu düşünüyorum...