Neden barış şart?

Neden barış şart?
Neden barış şart?

Her ikisi de oğullarını kaybeden akrabalar Gülizar Duman ve Fatma Karatay.

Savaş biraz da böyle işliyor bu topraklarda. Aynı ailenin çocukları, akrabalar, hatta kimi zaman kardeşler bile iki taraf için silah kuşanabiliyor
Haber: FARUK ARHAN / Arşivi

Cemil Duman, 1979’da 17 yaşındayken PKK ’ye katıldı. Ağrı il merkezine bağlı Başçavuş köyü sakinlerinden Duman ailesinden Gülizar-Faik çiftinin oğlu
olan Cemil Duman, aynı zamanda, aynı köyde ikamet eden Karatay ailesiyle de anne tarafından akrabaydı.
1984’ten sonra bölgede başlayan silahlı çatışmalarla birlikte ailelerinden PKK’ye katılan Kürtler, devlet tarafından daha çok baskı görmeye başladı. Cemil Duman’ın köyü de bu baskılardan nasibini aldı. Güvenlik güçlerinin köye sürekli baskın düzenlemesi nedeniyle Duman ailesi İstanbul Sultanbeyli’ye, kendileriyle birlikte göç kararı alan Karatay ailesi de İzmit Gebze’ye taşındı.
Cemil Duman “Bişar Rubar” kod ismiyle yıllarca dağlarda dolaştı. PKK’nin kamplarının neredeyse tamamında bulundu. 1990’larda şiddetlenen çatışmalarla birlikte doğduğu topraklarda görevlendirildi ve burada “bölge komutanı” olarak çatışmalara girdi. 1996’nın Mayıs ayında Küçük Çemçe Dağı’nda girdiği bir çatışmada, elindeki son bombayı bedeninde patlatarak hayatına son verdi.
Haber tez zamanda ailesinin bulunduğu Sultanbeyli’ye ulaştı. Duman ailesi cenaze işlemleri için
köylerine gittiğinde yanlarında Karatay ailesinden olan akrabaları da vardı. Cenaze töreni asker denetiminde hızlıca yapıldı ve Cemil Duman çarçabuk toprağa verildi. Cemil Duman, Karatayların yeğeniydi. Köydeki taziye birkaç gün sürdü. Askerler, cenaze sahiplerinden taziyeyi çabuk bitirmelerini istedi. Taziye boyunca Cemil’in
annesi Gülizar Duman’ı, akrabası Fatma Karatay teselli etti. Birlikte ağladılar, birlikte ağıt yaktılar. Taziyeleri uzun sürmedi. İstanbul’a, evlerine dönmeden önce mezarlığı son kez ziyaret edip birlikte dua ettiler ve birlikte tekrar İstanbul’a, evlerine döndüler. 

Öbür çocuk 

Cemil Duman’ın toprağa verilmesinden bir süre sonra Fatma Karatay’ın büyük oğlu Milazim Karatay askere çağrıldı. “Jandarma komando” seçilen Milazim Karatay, önce Foça’ya sonra Van’ın Gevaş ilçesine gönderildi. Milazim çocuk sayıldığı yaşlarda ayrıldığı topraklara Cemil Duman’ın savaştığı tarafa karşı, asker olarak geri döndü.
Bu arada Milazim yaşadığı Gebze’de bir kıza aşık olmuştu. İzin günlerinde Gebze’ye geldiğinde sevdiğiyle buluşuyor, ailesinden sevdalısını istemelerini istiyordu. Sonunda aileler rıza gösterdi ve bir dahaki izinde düğünlerini yapalım diyerek söz kestiler. Ancak Milazim bir daha evine sağ salim dönmedi.
Kayıtlara, 9 Ağustos 1997 olarak geçen günün akşamında haber bültenlerinde Milazim Karatay’ın ismi Van Gevaş’ta çıkan çatışmada “şehit er” olarak geçti. Damat olarak beklenen Milazim’in cansız bedeni bir tabutta evine geri geldi. Gebze’de askeri tören hazırlandı. Her şey düzgün ve nizamındaydı. Bayrağa sarılı tabutla gelen cenaze, bir süre askerlerin omzunda taşındıktan sonra namaz kılındı ve selamlar çakıldıktan sonra toprağa gömülmek üzere son yolculuğuna uğurlandı. Törende birçok sivil de vardı. Cenaze sahipleri ön saflara alınmıştı. Burada yer alan ailelerden biri, bir yıl önce oğullarını Ağrı’da toprağa veren Duman ailesinin fertleriydi. Milazim aynı zamanda gerilla Cemil’in annesi Gülizar Duman’ın da yeğeniydi. Cemil’in cenazesinde birlikte ağlayan anneler, burada da birlikte ağladılar. Askerler, gelenekselleşen öfkeyle PKK’ye lanetler okurken onlar sükunetle oğullarını toprağa vermenin acısını yaşadılar. Birlikte ağıt yaktılar, oğullarını birlikte toprağa gömdüler, yine birlikte dua ettiler.
Savaş biraz da böyle işliyor bu topraklarda. Aynı ailenin çocukları, akrabalar, hatta kimi zaman kardeşler bile iki taraf için silah kuşanabiliyor. Şemdinlili Hamit Kaplan yine böyle bir acı ve duygu parçalanması yaşayan bir baba. Geçtiğimiz ay Akşam gazetesine verdiği mülakatta, üç oğlundan ikisinin askerde, diğerinin PKK saflarında olduğunu anlatıyordu: “Yanımdakiler dışında üç oğlum daha var. İkisi askerde, diğeri PKK’ya katılıp dağa çıktı. Bir kulağım kışlada, diğeri dağda. Askerdeki oğullarımdan biri Adıyaman, öbürü Malatya’da. Kapımız çalındığında kötü bir haber gelecek diye yüreğimiz ağzımızda. Ama artık asker de ölmesin, dağdaki gençler de.”
Anne Zeliha Kaplan daha acılı ve çıplak hakikati ciğeriyle dillendiriyordu: “Üç oğul doğurdum, üç can parçası. Ama kurşun kardeşlik bilmez, vurup geçer. Ben hangisinin yaşadığına sevineyim? Ben bir anayım. Aklım da çocuklarım, vatanım da çocuklarım. Dağdaki oğlumdan üç yıldır tek bir haber dahi alamıyorum.” 

Savaş bitmeli 

Yine New York Times gazetesinde de haber olan Şırnaklı ailenin yaşadığı dramın benzeri ‘Güneşi Gördüm’ filmine de konu olmuştu. Kızı henüz 14 yaşındayken PKK’ye katılan Mevlude Gürgen’in diğer oğlu askerdi. Türk basının ilgi gösterdiği habere konu olan Mevlude Gürgen, “Öteki çocuklarım, kardeşlerinin nerede olduğunu anlamıyor. Ben de bazen birbirlerini öldürebileceklerinden korkuyorum” demişti. Güneşi Gördüm filminde biri PKK gerillası diğeri asker olan iki kardeşin diyaloglarına şöyle yer verilmişti: “Abi çatışmada karşılaşırsak ne olacak?” “Ben ölürsem terörist sen ölürsen şehit olacaksın.”
Bu satırlar yazılırken AKP ’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde uzun bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan’ın sözleri tartışılıyordu. Başbakan Erdoğan konuşmasının bir yerinde, “Terör örgütünün Kürt gençlerini zorla dağa kaçırdığını” söylüyordu. AKP’nin kongresinden bir gün sonra, Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) geçtiği bir haberde, Pozantı Cezaevi’nde yaşanan cinsel tacizin kurbanlarından T.T., ailesine bıraktığı bir mektupta Başbakan’ı adeta tekzip ediyordu: “Bu yaşta çok acılar çektim. Başıma geleceklerden Türk devleti sorumludur. Türk Kürt kardeştir. Ama Türk devleti her zaman ırkçılık yapıyor. Ama biz bunlara taviz vermedik, hep mücadele verdik. Çünkü bizler her zaman bu ülkede barış istedik, istemeye de devam edeceğiz. Artık özgür dağlara gidiyorum.”
Fotoğraf böyle. Fotoğraf bize, “PKK-TSK savaşı artık bitmeli” diyor. Samimiyetle, tarafları ortaklaştıracak onurlu bir barış, yeni bir savaşın nedeni olmayacak bir barış artık hepimizin görevi olmalı.