Nefret, sen ne sıkıcı bir şeysin!

Nefret, sen ne sıkıcı bir şeysin!
Nefret, sen ne sıkıcı bir şeysin!
İstanbul denen şehir ta Bizans'tan beri Rumların evsahibi. Ermeniler, Yahudiler de ezelden ebede bu şehrin dokusuna kayıtlı. Kaç kıyım, göç, talan sonrası bile o varlık sürüyor ve İstanbul'u İstanbul kılıyor
Haber: KARİN KARAKAŞLI / Arşivi

Gezi Parkı direnişinin artçı dalgaları genişleyerek sürüyor. Bir yanda her semtte mahalle sakinlerini buluşturan, öneri, eleştiri ve tepkilerin dillendirildiği park forumları, diğer yanda LGBT hareketin, gökkuşağı bayrakları ile taçlanan Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi kurtarılmış bölgesini halka iade eden onur yürüyüşleri… Grup toplantıları ve miting alanlarında haykırmaya devam eden Başbakan, her konuşması ile kutuplaştırma ve provokasyon hamlelerini sürdüredursun, Gezi Parkı direnişçilerinin Beşiktaş Dolmabahçe’deki polis müdahalesinden sonra sığındığı Bezm-i Alem Valide Sultan Camii Müezzini Fuat Yıldırım, Terörle Mücadele polislerine verdiği ifadede kimbilir kaçıncı kez “Ben cami içerisinde içki içen ya da elinde içki şişesi olan birini görmedim. Görmediğim şeyi söylemem” diyordu. Utanç, can pazarında içki şişesi arayanların, Terörle Mücadele’de müezzin ifadesi aldıranlarındır.
Çok muhteşem ve dehşetli şeylerin eşzamanlı yaşandığı günlerden geçmeye devam ediyoruz. Direniş pek çok şeyin yanı sıra dil ve üslup açısından da haşin bir sınav dayattı. İnanılmaz yaratıcıktaki sloganlar, alışılageldik hamasi ve militer söylemi mizahla yerle bir ederken, dipten dibe ortaya çıkan karşıt tepkilerdeki nefret unsurları ise maalesef bir hayli tanıdık. Gelsin yeniden iç mihrak Ermeniler ve Rumlar!

Akademide soy sop

Bu veciz tepkilerden biri Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Bölüm Başkanı Prof. Ahmet Atan’dan geldi. Atan, sosyal medyada paylaştığı yorumlarda “Yahudi, Ermeni ve Rum’sanız Gezi Eylemlerinde Aktif Rol Almanızı Anlayışla Karşılıyorum. Lütfen Soyunuzu Araştırın” deyince, Başbakan’ın dış güçleri, yabancı basını hedef gösteren konuşmalarına içeriden de yeni hainler eklenmiş oldu. Öyle ya bu kadar büyük bir ‘kötülüğü’ ancak gayrimüslimler yapabilir! Onlar ki zaten asla eşit vatandaş sayılamamıştır ve her nevi hedef gösterme harekâtının ilk akla gelecek ‘malzemesi’dir.
Atan’a gelen tepkiler içerisinden benim için en anlamlı olan Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinin başlattığı istifa kampanyası. Tavır ve talep son derece açıktı: “Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi’nin bugün getirildiği durum çoğumuz tarafından biliniyor olsa bile Ahmet Atan’ın yaptığı açıklamalardan önce durumun rezilliği çok da fark edilmemişti. Ahmet Atan ve benzeri ırk, din, dil, cinsiyet ayrımcısı kafaların bağımsız olması gereken üniversitelere yerleştirildiğini ve üniversiteler içerisinde kendi rezil görüşlerini yayarak örgütlendiklerini de biliyoruz. Ancak buna dur demenin zamanı geldi. Ahmet Atan sadece bir örnek. Bu örneklere karşı tavrımızı Ahmet Atan’dan başlayarak ortaya koymamızın zamanı artık. Bu nedenle Ahmet Atan istifa et, diyoruz.”
Direnişin temelini oluşturan genç kuşakların bu bildik nefretlere teslim olacak hali yok. Ne de olsa gelecek söz konusu ve o gelecek adına eşsiz günlerden geçildi. O yeni dile ihanet ettirecek her tür tuzağa karşı herkes çok uyanık. Hatırlayın, İstanbul ’da verilmeyen Hrant Dink caddesi ismini parkta gündeme getirenlerden, durma eylemlerini her Allahın günü Hrant Dink’in vurulduğu o kaldırımda sürdürenlerden bahsediyoruz. Kimliği kendi istediği zaman ve şekilde yaşayıp dayatmaya döndüğü, önyargıyla kuşatıldığı noktada ona karşı refleks olarak tepki verenlerden bahsediyoruz.

‘Meydan Ermenilerin’

Gelgelelim, başka tür gençlik de maalesef mevcut ve pek revaçta. Mersin’de başlayan 17. Akdeniz Olimpiyat Oyunları’nın açılış seremonisinde Türk bayrağını taşıyan güreşçi Rıza Kayaalp, Gezi Parkı direnişi için Twitter’dan “Ermenilere bıraktınız meydanı, Allah belanızı versin eylemci çapulcuları. Ermenistan halkı kutlama yapıyormuş. Taksim’i işgal ettik, Türkiye ’ye rahatça hakaret edebiliyoruz diye. Sizin yaptığınız eylemi s.... vatan hainleri” buyurmuştu.
Sorsan hayatında bir Ermeni tanımamıştır. İhtimal Ermenilerin bu toprakların en eski halklarından biri olduğundan bihaberdir de Ermenistan halkının da yatıp kalkıp sınırı kapalı Türkiye’ye diş bilediğini düşünüyordur. Asıl mesele duruşu bu olan bir sporcunun ödüllendirilir gibi bir ülkeyi topyekûn temsil göreviyle donatılması. Siyaset dünyasında, yönetici kesimde benzer görüşlere sahip kimlerin olduğunu düşünmekse zaten ayrı bir ürperti konusu.

Bu da park terörü

Allah biliyor ya, mahalle sakinleri akşamları parklarda oturup dert ve taleplerini hep birlikte konuşur hale geleli beri, şu mis gibi ortamı nereden nasıl bozarlar diye düşünmüyor değildim. Bu reflekse de yakın tarih fobisi deniyor herhalde. Olayları Abbasağa Parkı’ndan beklerken, piyango Yeniköy Parkı’na çıktı. Mahalle muhtarının kışkırtmasıyla bir grup, forum düzenleyen gençlere saldırdı.
Görgü tanıklarının anlatımına göre, bu parka yapılacak cami için ağaçların kesilmesi üzerine konuşmalar yapılırken, parkta bulunan muhtar forum katılımcılarına, “Siz burada oturmuyorsunuz; Emirgan’dan, Sarıyer’den geliyorsunuz” diyerek başladığı kışkırtmayı, “Rumların peşine takılıp gelmişsiniz buraya. Herkes kendi parkına gitsin! Buraya gelmiş, insanların ibadet etmesine karşı çıkıyorsunuz” ifadeleriyle noktaladı. Durumdan vazife çıkaranlar saldırmaya başlamıştı bile.
İyi de, İstanbul denen şehir ta Bizans’tan beri Rum sakinlerine evsahipliği yapıyor. Ermeniler, Yahudiler de ezelden ebede bu şehrin dokusuna kayıtlı. Kaç kıyım, göç, talan sonrası bile o varlık sürüyor ve İstanbul’u İstanbul kılıyor. Yoksa bir eksik kalırız hep birlikte.
O zamanlar bu direnişten yoktu ne yapalım, yaşanan acı yaşandığıyla kaldı. Ama şimdi bir tarihi birbirine karşı değil bir arada yaşamış herkes aynı şeyi haykırıyor: ‘Nefret, sen ne sıkıcı bir şeysin!’