Neofeodal devlette ilerlerken

Daha Refahyol hükümeti kurulmamıştı. 1995 yazında, içinde CHP'nin de mostralık olarak yer aldığı bir koalisyon iktidardaydı. Polislerin alenen milletvekili dövdükleri ve açılan idari soruşturmanın üzerinin örtüldüğü...
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Daha Refahyol hükümeti kurulmamıştı. 1995 yazında, içinde CHP'nin de mostralık olarak yer aldığı bir koalisyon iktidardaydı. Polislerin alenen milletvekili dövdükleri ve açılan idari soruşturmanın üzerinin örtüldüğü, İstanbul Emniyet Müdürü'nün iktidar ortağı partiyi açık bir şekilde tehdit ettiği ve arkasının devletin yüksek sorumluları tarafından sıvazlandığı bir dönemdi. Tunceli'de özel tim elemanları yerel idare amirleri aleyhine yürüyüş yapabiliyordu. Yargısız infaz operasyonları sıradanlaşmıştı. Haklarında dava açılan polislerin duruşmalarında polisler toplu gösteri yapıyor, siyasal sloganlar atıyorlardı. Bazı DYP ve ANAP milletvekilleri, bu gelişmeleri "ellerine sağlık vatan evlatları" hissiyatıyla karşılıyordu. CHP'nin o dönemdeki politikası ise, "polis teşkilatı ile barışmaktı". Refah Partisi, bu "milli şuur" tezahürlerini sessizce ama anlayışla karşılıyor, MHP ise devletin millici kanadını pekiştirip bu alanın sorumlu merkez partisi olarak kendini meşrulaştırma stratejisini güdüyordu. Devlet kurumlarında, özellikle güvenlik güçleri arasında büyük bir güç mücadelesi yaşanıyordu
Devleti parlamenter rejime ve ondan güç alan hükümete karşı koruyan bir iç hükümet işlevini MGK üstlenmişti. Hükümetten bağımsız bir siyasal güç odağı olarak çalışıyordu. Daha sonra Süleyman Demirel'in tarif ettiği gibi, o dönemde "hükümet bir siyasal kurumdu, MGK ise devletin kendisiydi".
Birikim dergisinin Temmuz 1995 sayısında Ömer Laçiner bu durumu şöyle tarif etmişti: "Devletin her aygıtı, özellikle de güvenlik aygıtları özerk güçler haline gelmiştir ve devleti kağıt üzerinde temsil eden siyasal iktidar, bu özerkleşme realitesini, bu konfederasyona benzer durumu kabullenerek iş görmektedir." Devletin birden fazla güç odağının konfederasyonu haline gelmesi, bir siyasal feodalite haline dönüşmesi demekti. Bunu, o dönemde yazdığımız birçok yazıda neofeodal devlet yapısı olarak tanımlamıştık. Kasım 1995 seçimleri arifesinde, milletvekili adayı olmak için görevinden geçici olarak ayrılan Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ı, emniyet teşkilatının, canavar düdükleri ve flamalar eşliğinde büyük bir gövde gösterisiyle uğurlaması, bu tespitimizi daha da doğrulamıştı. Aynı teşkilatın önde gelen birçok siması da benzer törenlerle milletvekili adayı olmuşlardı. Bu kişiler seçildiklerinde kimin milletvekili olacaklardı?
Neofeodal devletin özelliği çok güçlü olması değil, birbiriyle rekabet halinde olan birçok güç odağının toplamından oluşmasıdır. Tansu Çiller hükümetleri bu bakımdan, merkezi siyasal gücün en aciz ve basiretsiz olduğu hükümetler olarak Cumhuriyet tarihimizde yerlerini aldı. Feodal siyasal düzende, merkezin aciz kaldığı ortamda, bu boşluğu birbirleriyle rekabet halinde devlet içi güç odakları doldurmaya çalışır. Söz konusu olan demokratik bir güçler ayrılığı rejimi değildir. Hepsi kendi alanında mutlakiyetçi olan bir çokmerkezlilik, parçalanmışlık ve bunların rekabeti söz konusudur. Bu güçlerin merkezin varlığına kendi meşruiyetleri açısından ihtiyaçları vardır, ama aynı zamanda bu merkezin güçsüz olması kendi güçlerinin pekiştirilmesi, hatta meşrulaştırılması için gereklidir.
28 Şubat tasfiyesi
Bu neofeodal yapı, 28 Şubat harekatıyla kısmen tasfiye edildi. Güvenlik güçleri içindeki asker ve polis rekabeti sınırlandı. Polisin elindeki ağır silahlar alındı. "Özerk tim" haline dönüşmüş olan Özel Tim büyük ölçüde dağıtıldı. Jandarmanın faaliyet alanı hızla genişledi. İmzalanan EMASYA protokolüyle, Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde iç güvenlik tugayları kurulmasıyla, güvenlik TSK merkezli olarak yeniden yapılandırıldı.
Neofeodal yapıda, istihbarat konusunda her güç odağının kendi şebekesi oluşmuştu. Zaman içinde bunlar daha da kurumlaştılar ve MİT'in kısmen sivilleşmesine karşı önlem olarak, TSK içindeki iç istihbarat faaliyetleri özerkleşti ve pekiştirildi.
Bütün bunlar, Türkiye'de hükümeti siyasal bir kurum, MGK'yı ise devlet olarak tanımlayan zihniyetin neofeodal yapılanmayı hangi yönde pekiştireceğini gösteriyordu.
Bugün içinde bulunduğumuz durum, bu neofeodal yapılanmanın farklı biçimde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor. Bugün devlet içinde birçok istihbarat kuruluşu var ve bunların arasında birbirlerine karşı çok ciddi bir güvensizlik hakim. Geçen 10 yıl zarfında, bu kez polis ve yargı içinde farklı bir odak güçlendi. İçişleri ve Sağlık Bakanlıkları içinde ülkücü kökenli güç odaklarının yoğunlaşmasının yanında, yargıda, polis teşkilatı içinde ve mülki yönetim kademelerinde ciddi bir Fethullah Gülen çevresi etkisi kendini hissettiriyor. Hrant Dink'in katledilmesini izleyen günlerde basına çeşitli güvenlik güçleri ve yargı kaynaklarından yağan bilgiler, Danıştay cinayeti sonrasında askeri kurum önünde gerçekleşmesine özen gösterilen dezenformasyon amaçlı mizansen, tarafların karşılıklı olarak tuttukları ve stratejik anlarda servise soktukları dosyalar, görevden atılan savcı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda süregiden iktidar mücadelesi, bu çatışmanın su yüzüne çıkan kısmı.
Bugün durum, devlet içinde güç odaklanması mücadelesi açısından 1995'lere benziyor ama tarafları biraz farklı. Bir siyasal parti değil, muhafazakâr bir etki gücü, "siyaset dışı" bir güç odağı olarak örgütlenen bir çevrenin liderinin "savcı olun, vali olun, emniyet müdürü olun" emrinin yerine getirilişini izliyoruz. Bu çevre, diğer yandan, milliyetçi duyguları okşayarak, özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde Türkiye ve Türklük sempatizanı elit kadrolar yetiştirmeye yönelik misyoner faaliyetini sürdürüyor. Kültürlerarası, dinlerarası diyalog faaliyetlerini öne çıkararak, dayandığı güç odağına aydınlar nezdinde meşruiyet kazandırmaya özen gösteriyor. Yaygın bir eğitmen kadrosunu, dünyanın farklı ülkelerindeki okullarda istihdam ederek, istim üzerinde tutuyor.
Tehlikeli kardolaşma
Böyle bir durum, devlet yönetimi içinde, siyasal partilere bağlı olarak gerçekleşen partizan kadrolaşmadan farklı ve bir açıdan çok daha tehlikelidir. Çünkü siyasal partilerin son tahlilde seçmen nezdinde onaylanması veya dışlanması bir ölçüde mümkün iken, "siyaset dışı" siyaset yapan güç odakları böyle bir demokratik meşruiyete tabi olma gereğinden de muaftır. Siyasal bağımlılıktan öteye, devlet dışı bir kurumsal bağın, üstelik gizli ama çok ciddi bir iç hiyerarşisi olan kurumsal bağın söz konusu olduğu bir durumdur bu. Neofeodal yapılanmanın fay hatlarından yararlanarak, yasal siyasal alanda boy göstermek ve siyasal yarışmanın risk ve külfetlerine katlanmadan, devlet içinde güç odağı olma startejisidir. Bunu mümkün kılan da, DEP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak için 1990'larda siyaset adamlarına yönelik olarak "siyasal eylem suçu" kategorisi yaratan ve siyaseti siyasetsizleştiren zihniyettir. O dönemde güçlenen çevreye karşı, milliyetçi-muhafazakâr ve gözü yaşlı olduğu için mülayim gözüken bir çevreyi karşı güç olarak destekleyenlerdir. Fethullah Gülen'i ABD'de ikamet etmeyi tercihe zorlayan irade, daha önce onun sırtını sıvazlayan iradedir.
Günümüzde daha çok AKP ve laikçi veya "dinamik güçler" arasında devam eden bir bilek güreşi sahnenin önünü işgal etse de, asıl devlet içi çatışma pretoryen güçlerin merkezinde olduğu laikçi çevre ile yarı dinsel, yarı seküler bu nüfuz çevresi arasında sürüyor. "Altın nesil" yetiştirerek, devlet elitleriyle sivil toplum elitlerini birleştirmek, "toplumun gelenekleriyle devleti barıştırmak" amaçlarını ön çıkararak devleti denetim alına alma hedefini yürüten bu muhafazakâr-milliyetçi yeni elitizme karşı dikkatli olmak, demokratik hukuk devleti rejimini savunanlar için bir gerekliliktir.
Esas sorun ise, neofeodal devlet yapısının kendisidir. Rakip güç odaklarının bu çatışmasında demokratik siyasal alanda taraf olmak ne mümkündür ne de sağlıklıdır. Çünkü devletin içindeki güç odakları arasında yürütülen böyle bir mücadele, kazananı kim olusa olsun, bu güçlerin monolitik doğaları gereği, demokratik hukuk devleti yönünde atılmış bir adım olmayacaktır. Tam tersine, modern devletin üzerinde yükseldiği siyasal ve ahlaki değerlerin çiğnendiği bir çözülme ve çürümenin ifadesi olacaktır.
Neofeodal yapıdan, bu yapı içinde birbirleriyle iktidar mücadelesi veren güç odaklarından birinin yanında yer alarak çıkılamaz. Bu yolla ancak, neofeodal yapı pekiştirilir. Demokratik hukuk devletini ve özgürlükler rejimini savunanlar için arayış, güçler konfederasyonu olarak faaliyet gösteren bu devlet yapısının değişmesi yönünde olmalıdır.