Newroz ya da Nevruz'un içeriği

Tendürek'te doğdum. Çocukluğumun bir bölümü bu küçük dağ köyünde geçti. Okulu yoktu. Geç de olsa Ağrı'ya taşındık. Burada okula başladım ve Türkçeyi öğrendim. Doğu Anadolu'nun kuzey yörelerine 'Serhad' deriz.
Haber: NACİ KUTLAY / Arşivi

Tendürek'te doğdum. Çocukluğumun bir bölümü bu küçük dağ köyünde geçti. Okulu yoktu. Geç de olsa Ağrı'ya taşındık. Burada okula başladım ve Türkçeyi öğrendim. Doğu Anadolu'nun kuzey yörelerine 'Serhad' deriz. Yöremizde 21 Mart Newroz bayramları kışa rastlar. Newroz'u kutlardık. Büyüklerin daha düzenli giyindikleri, neşeli olmaya çalıştıkları ve çocukların büyüklerden çerez, meyve ve pişmiş kırmızı yumurta alıp sevindikleri bir gündü Newroz. Genelde gençlerin tepelerde kuru ot ve odun yaktıkları da olurdu. Bunu aşan bir şey yoktu bayramlarımızda. Sonraları öğrendim Güneydoğu Anadolu yörelerimizde daha renkli ve coşkulu oluyormuş. Cumhuriyet'in 1930'lu yılları. Kürtlere ilişkin renk, türkü ve folklorik eylemlerin en aza indirildiği, hatta yasaklandığı, herkesin "resmi" alanlarda korkarak Kürtçe konuştuğu yıllar. Herkesin 'Türk' olması istenen yıllar.
Karaköse'ye (Ağrı) taşındıktan sonra Tendürek'teki Newroz'umuz da giderek bitti. Köy karakterli dış mahallelerde Newroz'dan artakalanlar da silikleşti. Halkevlerinde, Cumhuriyet bayramları nedeniyle toplantılar ve bandolu geçitler yapılırdı. Oraya da halk gidemezdi. Kutlamalarda genelde şehrin ileri gelenleri ve ticaret erbabı bu vesile ile memur ve subaylara yakın olma fırsatını elde ederlerdi. Newroz yok, resmi ve doğal olarak dini bayramlar vardı artık.
Sonra Ankara'da üniversite yıllarım başladı. O zaman sadece İstanbul ve Ankara'da birer tıp fakültesi vardı. Az da olsa, orta halli aileler ve memurlar ekonomik sıkıntılara katlanarak çocuklarını okutabiliyorlardı. Ankara'da bir avuç üniversiteli Kürt genciydik. Bu gençler yaşam, dil ve kültürleriyle taşralıydılar. Bu yöre insanları yakın zamana kadar baskı, şiddet ve eşitsiz koşullarda sıkıntılı ve acılı günler yaşamıştı. Hâlâ o olumsuzlukların izlerini taşıyorlardı. Bu yaşam tarzı onların ruhsal yapılarına yansımıştı.
Newroz, çocukluğumuzun nostaljik yıllarının konuları arasında yer alıyordu. Okuduklarımızda Kürtlerin Newroz bayramının yüzyıllar boyunca kutlandığını ve 'mutluluk' dönemlerini oluşturduğunu öğreniyorduk. İran ve Irak Kürtlerinin görkemli festivallere dönüştürdüklerini duyuyorduk. İran değil ama, Irak'ta resmi yöneticilerin engellemeleri nedeniyle olaylar yaşandığı anlatılırdı. Tıp fakültesinde Iraklı Kürt arkadaşlarımız, yaşadıkları Newroz gösterilerini anlattıklarında biz Türkiye Kürtleri etkilenirdik. Enver Dizey, polisler tarafından silahla yaralanmıştı. Newroz anlayışımız değişiyordu. 1953 yılında, 21 Mart'ta Ankara'daki Kürt üniversite öğrencilerinden bir bölüm, Newroz'u birlikte kutlamaya karar verdik. Iraklı öğrenciler öncülük etti. Yenişehir'de üç odalı bir öğrenci evinde toplandık. İran'lı ve Suriyeli bir-iki arkadaş da vardı. Kafamdaki Newroz, köyümüz Tendürek'teki Newroz değildi artık, ancak doğrusu, öyle ileri siyasal ve sosyal içerikli de değildi... Öğrenci olmayan birkaç ağabeyimiz, sonraların Urfa Milletvekili Kürt dildilimci Av. Kemal Badıllı, Karayolları Genel Müdürü Siverekli Yük. Müh. Şevket Çelikkanat ve Erganili İbrahim Türemiş de vardı. İlk Newroz'u Ankara'da kutlarken Musa Anter ve arkadaşları da İstanbul'da daha kalabalık bir şekilde kutlamaya başladılar. Konuşmalardan Zerdüştilik'ten gelen "ateş" yakma geleneğini öğrendim. Haksızlığa karşı mücadele eden demirci Kawa'nın ve despot yönetici Dahhak'ın da Kürt olduklarını öğrendim.
Bedel ödemek
Iraklı arkadaşlar Kürtleri yöneten devletleri eleştiren bir siyasi görüşü Newroz'a taşımışlardı. Biz Türkiye Kürtleri kimlik mücadelesindeki istemleri dile getiriyorduk, ama, öyle siyasi çerçevede değildi bunlar. Esir bir anneyi koca bir kartona resmetmişlerdi. Annenin elleri Ankara ve Tahran'da, ayakları Bağdat ve Şam'da zincire vuruluydu. Bu tablo herkesi duygulandırdı. 20'li yaşlardaki gençleri etkilemesi doğaldı. Kürtçe şiirler okundu, yakın tarihten konular dile getirildi. Newroz, artık giderek kültürellikten siyasallığa evrilmeye adaydı. Geleneksellik kazanmaktan başka, Newroz yeni bir içerik kazanıyordu. İddia ve simgeye göre, tarihte haksızlığa başkaldırıydı Newroz. Barışın, baharın ve doğanın dirilişi gibi, insanların dirilişiydi. Dünyanın başka ülkelerinde benzeri günler ve festivaller vardı. Ortadoğu coğrafyasında İran'ın resmi bayramı olan Newroz, aynı zamanda Kürt bayramı olarak biliniyordu. Azeriler ve Orta Asya'nın güney yöreleri, Tacik ve Horasanlılar da kutluyorlardı. Bunları zamanla öğrendik. Anadolu Türkleri ve Araplar nedense kutlamadılar. Kürtlerin kimlik mücadelesinin bir simgesi olunca, bedeller ödenerek kabul edildi Newroz. Devlet yöneticileri Kürt kimliğini reddedince, Newroz da kabul edilmedi. Pahalıya mal oldu ama, Kürtlerin bayramı olduğu, Amerika'yı yeniden keşfedercesine, kabul gördü. Resmi yöneticiler ve bu anlayışı paylaşan ulusalcılar, Newroz'u Nevruzlaştırarak içini boşaltmak, içeriğini değiştirmek ve Türkleştirmek istediler. Ergenekon'dan çıkışın şölenleriyle, başbakan, bakan, kumandan, vali ve müdürlerin müsamere gösterilerine dönüştürüldü. Anadolu halkı bu oyundan yana olmadı, halk Nevruz'u kutlamadı. Bu, hem anlamlı ve hem de önemlidir. Oysa her topluluk birbirinin bayramını kutlamaktan zevk alır; bu zoraki bayramı edinmeye ortak olmadı Anadolu halkı.
Newroz coşuyor
Ankara'da yaptığımız ilk Newroz'u o an hazır bulunanlar, bir fotoğrafla tespit ettik.
İşte 50 yıl önce yeni bir algılama ve içerikle bugünlere gelindi. Diyarbakır'da 500 bin kişiden aşağı olmayan Newrozlar kutlanıyor. Şimdi kadınlar renkli giysi ve coşkularıyla alanları dolduruyor. Eşitlik, barış, demokrasi ve daha çok özgürlük istiyorlar. Değişim ve yeni içeriği budur Newroz'un. Iğdır halkının Azeri ve Caferi olanları var, Nevruz'u kutladıklarında Kürtlerden daha coşkuluydular. Devlet sevmezdi coşkularını. Osmanlı-İran karşıtlığı, Sünni-Şii çekişmesinin etkisi olmalı. Son yıllarda Kürtler Newroz'u görkemli kutlayıp kimlik sorunu yapınca, devlet şimdi Iğdır Azerilerine artık sıcak bakıyor ve onları özendiriyor. Silvanlı gençler eski araba lastiklerini götürüp tepelerde yakarak Newroz'u kutladıklarında büyük ilgi toplamazken şimdi tüm Silvan halkı Newroz'da alanlara koşuyor. Devlet yasakladıkça, baskı yaptıkça ve Kürtlerin bayramlarını Türkleştirdikçe Newrozlar görkemleşerek yeni içerik kazandı. Ulusal demokratik mücadeleleri gecikmiş toplumların uyanışlarında böylesi simgeler de düşünsel, içeriksel, niteliksel ve niceliksel olarak gelişir.
Şimdi sorun çağdaş, demokratik ve hümaniter duygularla simgelere çerçeve bulmada, onları sorunsuz kılmada. Newroz yalnız Kürtlerin değil, Ortadoğu toplumlarının müşterek bayramı. Newroz'u Kürtleştirmek gibi bir sorun olmadığı gibi, istense de olmaz. Doğasına aykırıdır bu bayramın. Ancak Türkleştirerek yeni form yüklemek, Kürtleri rahatsız ediyor.
Aktüel'in son sayısında (89/2007-12) emekli General Korkmaz Tağma bunların gereksizliğini dile getirmekle, insanlara umut veriyor. "Herkesi Türk yapmaya kalkışmak doğru değildi. Şimdi herkes kabul etti Kürt varlığını. Hatta abarttılar. Nevruz'u önce reddettik, sonra kabul ettik. Yetmedi hızımızı alamayıp Türk bayramı bile yaptık. Elimize çekiç alıp da Ergenekon'dan çıkışa kadar götürdük. Yahu Nevruz Kürtlerin ata dini saydığı Zerdüştlükten gelmedir, Zerdüştlüğe ait en büyük festivaldir..."
Zaman ve gelişmeler böylesi sorunları elbette halledecektir. Açmazı ve hataları gecikerek de olsa göreceğiz. Zira "yaşam" gibi bir öğreticimiz var.

NACİ KUTLAY: Dr.