Niro'nun 'Kirli Sırlar'ı

CIA, ajanlar aleminin mabedi. Robert De Niro'nun uzun süreli hayal projesi 'The Good Shepherd/Kirli Sırlar' bu hafta gösterime girdi de bu devasa kurumun ilk adımlarına tanık olma şansına eriştik.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

CIA, ajanlar aleminin mabedi. Robert De Niro'nun uzun süreli hayal projesi 'The Good Shepherd/Kirli Sırlar' bu hafta gösterime girdi de bu devasa kurumun ilk adımlarına tanık olma şansına eriştik. 'Kirli Sırlar', De Niro'nun 10 sene kolunun altında dolaştırıp gerçekleştirmek için çalmadık kapı bırakmadığı projesi. Rivayet, oyuncunun son dönemdeki kimi rol seçimlerinde de, bu filmi kendi kendine finanse etme isteğinin büyük rol oynadığı yönünde. De Niro 'Kirli Sırlar'da kamera önüne geçmekten de imtina etmiyor. Seyircisine göz kırpan bir tarzda, perdede görünme süresinin azlığına karşın filmin hikâyesini yönlendirme 'gücüne' sahip bir karakterde, CIA'in çekirdek kadrosunu kurmakla görevli General Bill Sullivan rolünde arz-ı endam ediyor.
Takip sahnelerini dahi düşük tempolu ama tıkır tıkır işleyen bir üslupta aktaran 'Kirli Sırlar', gizli saklı yaşayan, ölüm tehlikesini her an hisseden ajanların hangi dürtülerle bu işi yaptığının cevabını arayan bir hikâye. Matt Damon'ın canlandırdığı Yale öğrencisi Edward Bell Wilson'ın kötü şöhret sahibi (Bush erkeklerinin de üyesi olduğu) 'Skull and Bones' tarikatına girişinden acımasız bir CIA ajanına evrilişinin hikâyesi, bu istihbahrat biriminin temellerinin gözler önüne serilmesine yarıyor. CIA'in temel dürtüleri ifşa edilirken, filmin soğuk, nesnel ve mesafeli bakışından erkeklik, ülke gibi casus maceralarının iki odağı da nasibini alıyor.
CIA her dem revaçta
Tabii ki CIA, ABD'nin istihbarat birimi olmasından dolayı casus maceralarına en çok ilham veren kurumlardan. Hatta 'CIA filmleri' gibi bir derleme yapmak neredeyse imkansız. Ama bu hafta gösterime giren 'Kirli Sırlar', iz bırakmış CIA odaklı filmleri hatırlamak için de bulunmayacak bir fırsat.
Yakın dönemden başlarsak, son zamanlarda perdeyi en sık ziyaret eden CIA ajanları, aynı zamanda birer bestseller kahramanı olan Jason Bourne ve Jack Ryan. Jason Bourne, casus romanları yazarı Robert Ludlum'un, Jack Ryan ise Tom Clancy'nin seri romanlarının ana karakterleri. İlki, 'Kirli Sırlar'ın da odağındaki Matt Damon tarafından canlandırılıyor. Bourne da tıpkı 'Kirli Sırlar'ın Edward Wilson'ı gibi ketum bir ajan. Ama ondan daha farklı olarak işin aksiyon kısmına ağırlık veriyor. Doug Liman imzalı 'The Bourne Identity/Geçmişi Olmayan Adam' ve Paul Grengrass'ın yönettiği 'The Bourne Supremacy/Medusa Darbesi' ile perdeye geldi. İlk filmin başında okyanus ortasında ayılıp geçmişinden hiçbir şeyi hatırlamadığını fark edince yolunu kafa göz yararak bulmaya çalışıyor. İpuçları onu Avrupa'ya götürünce seyirci de eski usul, sağlam bir casusluk macerasıyla ödüllendiriliyor.
Jack Ryan karakterine hayat verenler arasında ise Matt Damon'ın kankası Ben Affleck var. Ama Jack Ryan karakterinin özelliği, tek bir oyuncuyla sınırlanmaması. Ryan sırasıyla 'Patriot Games/Tehlikeli Oyunlar' ve 'Clear and Present Danger/Açık Tehlike'de Harrison Ford, 'Hunt for Red October/Kızıl Ekim'de Alec Baldwin, son olarak 'The Sum of All Fears/En Büyük Korku'da Ben Affleck tarafından canlandırıldı. Belki bestseller çıkışlı ajanlar, Bourne ile Ryan arasında bir ayrım yapmak gerekirse ilkinin maceralarının CIA'i geniş bir komplo ağının sarmaladığı bir tehdit, diğerininkilerin ise özdeşleştirilecek taraf olarak sunduğu söylenebilir.
Paranoya= CIA
CIA'le tehditin en çok özdeşleştirildiği yıllar ise 'Yeni Hollywood' akımının hüküm sürdüğü 1970'ler. Hollywood'da o dönem esen liberal rüzgarın aslarından Sydney Pollack'ın filmi 'Three Days of the Condor/Akbabanın Üç Günü', kurumu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde karşısına alıyor. CIA'in analiz biriminde çalışan, muzip kitap kurdu Joe (Robert Redford) yemek almak için dışarı çıkıp şirkete döndüğünde tüm iş arkadaşlarının katledildiğini görüyor. Bir sonraki kurbanın kendisi olduğu hükmüne varıyor ve başta zorla alıkoyduğu fotoğrafçı kadının (Faye Dunaway) yardımıyla (aşk kaçınılmaz) hayatta kalıyor. Neden sonra kötü adamların CIA bünyesinde olduğu ortaya çıkıyor da dönemi etkisi atına almış genel paranoya, statükoya güvensizlik hali perdeye akacak kanal buluyor. (Robert Redford yıllar sonra Tony Scott'un 'Spy Game'inde yine CIA ajanı oldu ve genç meslektaşı Brad Pitt'i kurtardı.)
Bu kanaldan yıllar sonra 1985'te John Schlesinger imzalı 'The Falcon and the Snowman/Şahin ve Kardanadam' nasiplendi. 'Kirli Sırlar'da da kısa bir süreliğine gözüken Timothy Hutton, 'Şahin ve Kardanadam'ın başrolünde. Hem ABD'ye hem de başka ülkelerin içişlerine karıştığını öğrendiği CIA'ye inancını yitiriyor, arkadaşı Lee'nin (Sean Penn) yardımıyla Sovyetler'e bilgi sızdırmaya başlıyor. 1985'te CIA'in tekinsizliği bir komediye de zemin sağladı. 'Spies Like Us', ne bütçede ne de setlerde sınır tanıyan ve elindeki tüm şatafatı deli bir mizahın emrine veren yönetmen John Landis imzalı. Durum komikleri de dönemin iki yıldızı Chevy Chase ve Dan Aykroyd. Kendilerini CIA ajanı zannediyorlar. Ne var ki çatışma bölgesinin ortasında, Afganistan'a doğru yol alırken Soğuk Savaş'a kurban edilecek yemler olduklarını anlıyorlar. İkisinin sakarlıkları, dönemin atmosferini belirleyen Soğuk Savaş'a gülünmesini sağlıyor. CIA hesabına çalışan bir suikastçi olduğunu iddia eden televizyon yapımcısı Chuck Barris'in hayal ürünü mü, gerçek mi olduğu belirsiz anılarından uyarlanan 'Confessions of a Dangerous Mind/Tehlikeli Aklın İtirafları' da (George Clooney) CIA'e farklı bir bakış atan ayrıksı maceralardan. Filmin bu payesinde övgünün büyük bir kısmı, gerçeklik algısı bölük pörçük kahramanın.
Soğuk Savaş bitti ama...
CIA'in baştaki varlık sebebi olan Soğuk Savaş'ın dinmesi, haliyle yapımcıların böyle zengin bir madenden yararlanmasını engellemedi. Zaten sonraki gelişmeler de CIA eksenli maceralar için filmcilere bayağı ilham verdi. Artık sosyalist blok olmasa bile Araplar, Rus mafyası, ABD dışında dünyanın herhangi bir yerinden ama tercihen Doğu'dan gelen çılgın teröristler, CIA'in düşman kontenjanındaki stereotiplerden birkaçı. Tabii bu iklimde ezeli düşmanlar, muhbirler de etkinliğini sürdürüyor. Colin Farrell'in yeteneğinin sinyallerini verdiği, Al Pacino'lu ajan macerası 'The Recruit/Çaylak', (Roger Donaldson) CIA'de kimseye güven olmayacağının altını çizen son maceralardan. Al Pacino emektar ajan, Colin Farrell da onun köstebeği bulmak için görevlendirdiği çaylak rolünde.
CIA, hem ajanlık fantezilerimize hitap eden hem de başa çıkamayacağımız komploların ortasında olduğumuzu imada bulunan maceralarla perdedeki yoluna devam ediyor. Soğuk Savaş sonrası bir süreliğine zorlama düşmanlar yaratmak zorunda kalsalar da CIA filmleri 11 Eylül sonrasında inandırıcı hikâyeler anlatma 'şansına' yeniden kavuştu. Ne de olsa komplo teorileri altın çağını yaşıyor. Robert De Niro da filmi 'Kirli Sırlar'la bu güvensizliğin cisimleştiği CIA'yi ve dolayısıyla bu haleti ruhiyenin ta kendisini mercek altına alıyor.