Nişanlıma kart atın

Feride hanım, 31 Aralık 2006'da Radikal İki'de çıkan "Bir zamanlar tebrik kartları vardı" yazınızı okudum. Hem hüzünlendim, hem kederlendim hem de bir şeyler söylemek istedim. Ege'nin küçük sahil kasabalarından birinde doğdum.
Haber: EMRİYE DEMİRKIR / Arşivi

Feride hanım, 31 Aralık 2006'da Radikal İki'de çıkan "Bir zamanlar tebrik kartları vardı" yazınızı okudum. Hem hüzünlendim, hem kederlendim hem de bir şeyler söylemek istedim. Ege'nin küçük sahil kasabalarından birinde doğdum. Küçük şirin kasabamızın küçük bir kırtasiyesi vardı. Sizin bahsettiğiniz o kartları her bayramda, yılbaşında ya da gazeteden mektup arkadaşı köşesinden yazdığım insanlara gönderdiklerimin içine ekledim.
İşin ilginci kendi kasabamızın manzaralarının da olduğu kartlar vardı. İlginç diyorum çünkü ne doğru dürüst turist vardı gelen ne de benim gibi birkaç öğrenci dışında bunlardan alıp gönderen.
Yine de benim en çok sevdiklerim üstü simli olan manzara kartlarıydı. Çoğunlukla kar manzarası eşliğinde olurdu bunlar. Dalların üzerindeki kar kadar sim de olurdu. Mektup zarfına koyarken dökülürdü simleri, üzülürdüm. Acaba karşı tarafa ulaşana dek sürtünmeden sim kalmaz mıydı üstünde?
Dediğiniz gibi oldu, aradan yıllar geçti, ben üniversiteden çok daha önce, lise eğitimi için ayrıldım kasabadan, ver elini İstanbul...O küçük kırtasiye kapandı, onun yerine iki tane kocaman kırtasiye var, bizim okuldan sonra iki ilkokul daha açıldığı gibi... Kesilen mandalina ağaçlarının yerini çekirge sürüsü gibi talancı villalar aldı. Ovayı zenginler talan ederken, yoksullar dağ eteklerine gecekondular dikti...
Akıllı, sevecen ve bana ilk defa güven hissi veren bir erkeği sevdim. Yedi yıldır seviyorum onu. İTÜ'de okuyordu. Ben öğretmenlik yapıyordum. Çok ayrı kaldık. Ayrılıklar uzaklaştıracağına bağladı bizi. Tanımadığım birine bunları niye yazıyorum? Dedim ya, mantıksız da olsa birilerinin bilmesini istiyorum. Sessizlikle boğulmaya çalışılan o, ben, geçmişimiz ve geleceğimiz.
"Bana mektup yaz" derdim ona. Bilgisayarda yazardı, sinir olurdum. El yazısının sıcaklığını içermezdi. Ne düşündüğünü anlayamazdım. Oysa karalamaları, acele yazılmış harfleri ya da özeni olsa, ne çok şey çıkarırdım ben o satır aralarından
Siyasiyse olmaz
Yıllar böyle geçti, ta ki geçen yıl 28 Nisan'a dek. Gözaltına alındı ve tutuklandı. Önce Bayrampaşa... Bir ay boyunca adı Metin Şentürk olan müdürden özel izin istedim, nikah işlemleri için, alamadım. Bir gün Sultanahmet Adliyesi'ne gittim, savcıyla yüz yüze görüşmek için. Özel şoförü (-ki, ben polis olduğunu bile bilmiyordum, sivil giyimliydi) durumu anlattığımda "Olur" dedi, kalemini kağıdını çıkardı. "Adı" dedi. "Ulvi Yalçın" dedim. "Suçu?" dedi. "Siyasi" dedim. Yüzünün rengi değişti, "Olmaz" dedi kestirdi attı. Gözümde biriken yaşları ona göstermemek için arkamı döndüm.
Bir ay sonra Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Hapishane'sine sevk edildi. Sonrasını anlatmak, imkansızı tarif etmek gibi... Bana artık bilgisayarda değil, elinde kartlar yapıyor. Yapıştırıcı verilmediği için, pirinç tanelerini ezip onlarla gönderiyor gazetelerden kestiği çiçek resimlerini... Onun bana benim ona gönderdiğim mektuplar, fakslar keyfi olarak çiziliyor...
Dışarıdan içeriye hemen hemen hiçbir şey alınmıyor... Yaratıcılığını kullanıyor, güzel kartlar yapmak için... Gazete kağıtlarını ıslatıp hamur yapıp, kurutuyor, ayakkabı boyasıyla boyuyor, ataş gibi şeyler olmadığından dikiş ipliğiyle dikiyor.
Altı yıldan beri binlerce insanın yaşadığı tecriti, şimdi o da yaşıyor... Üstelik 1 Ocak'tan itibaren şimdilik üç aylık kapalı görüş yasağımız var. Açık görüş yapmaksa zaten "ceza"lar yüzünden mümkün değil. Onun elini en son 4 Şubat'ta tutmuştum. Şimdiyse bir yıl daha tutamayacağım kesinleşti... İlla ki sevdiniz, aşık oldunuz, bunun nasıl bir his olacağını tahmin edebilirsiniz. Sizi tanımıyorum, ne iş yaparsınız, hoşlanır mısınız bu mektupçuktan, yoksa çoğu insan gibi "teröristin sevgilisi" der geçer misiniz bilmiyorum... Ancak yazınızın dili, bunu düşünmeyeceğinizi söylüyor bana. Bu kadar hassas biri, yok düşünmez diyorum, ama istediğinizi düşünebilirsiniz tabi...
Bu birbirinden kopuk, darmadağınık cümlelerin oluşturduğu mektubun tek bir amacı var. Size nişanlımın adresini gönderiyorum, belki bir kart gönderirsiniz diye: Ulvi Yalçın, 1 No'lu F Tipi Hapishane C-79 PK.101/Tekirdağ