Nükleer kaygı

İran doğumlu, Najmedin Meshkati, ABD'deki Güney California Üniversitesi'nde inşaat/çevre ve endüstri sistemleri mühendisliği profesörü. Ve nükleer güvenlik konularında uzman. Genişçaplı karmaşık teknolojilerin güvenilirliği alanındaki araştırmaları dünyadaki nükleer santrallar, petrokimyasal ve havacılık sanayinde dikkate alınıyor.

İran doğumlu, Najmedin Meshkati, ABD'deki Güney California Üniversitesi'nde inşaat/çevre ve endüstri sistemleri mühendisliği profesörü. Ve nükleer güvenlik konularında uzman. Genişçaplı karmaşık teknolojilerin güvenilirliği alanındaki araştırmaları dünyadaki nükleer santrallar, petrokimyasal ve havacılık sanayinde dikkate alınıyor. Meshkati, İngiltere'de yayımlanan New Scientist dergisinin 11 Temmuz 2007 tarihli sayısında çıkan mülakatında, Rus teknolojisi ve insan hatası yüzünden yaklaşık 20 yıl önce meydana gelen Çernobil nükleer kazasının benzerinin şimdi de İran'da olabileceğinden kaygı duyuyor. Kendisiyle yapılan mülakattan bazı bölümler:
Nükleer güvenlikle ilişkiniz nasıl başladı?
Üç Mil Adası'ndaki nükleer kaza (28 Mart 1979) meydana geldiği zaman, matematik modellerde karar analizlerini araştıran bir mühendislik öğrencisiydim. Bu kaza, benim araştırmalarımın ve yaşamımın yönünü değiştirdi. Kazanın, temel nedeni insan hatasıydı. Bu nedenle tezimin konusu, nükleer ve diğer santrallardaki operatörlerin zihinsel yoğunluğunu ölçmek oldu. Nükleer enerji santralları gibi karmaşık teknolojilerin güvenliğine dayalı olan kariyerimi üç büyük kaza belirledi. 1979'daki Three Mill Island, 1984'teki Bhopal (Hindistan) kimyasal santralı ve 1986 Çernobil. Bu felaketle sonuçlanan üç kaza da, tehlikeli madde içeren geniş çaplı teknolojik sistemlerde meydana geldi. Üstelik bu kazaların üçü de insan ve organizasyon hatalarından kaynaklandı. Three Mile Island ve Bhopal'deki kazalara yol açan tüm unsurlar, Çernobil'de de vardı. Rusların kontrol odaları tasarımları ve nükleer güvenlik kültürü bugün dünyanın en kötüleri arasındadır.
İran'daki nükleer santralın güvenliği konusunda sizi kaygılandıran ne?
Özellikle İran'ın Rusların eline bakması. Yaptırımlardan dolayı İran, güvenlik analizleri ve kalite kontrolleri yapacak kalifiye Batılı elemanları işe alamıyor. Dolayısıyla sadece Bushehr'deki nükleer santralı inşa etmekle kalmıyor, bir de denetliyor. Yani kümesin bekçisi tilki gibi bir durum. Projenin gözden geçirilmesi için İran, Çernobil'den sorumlu uzmanları işe almak durumunda. Bizim İran'da kullandığımız bir deyim var. Bıçak, kendi sapını kesmez. Yani, insanlar kendi çalışma arkadaşlarını ya da meslektaşlarını eleştirmezler. Yaptırımlardan dolayı İran kalifiye Batılı elemanları işe alamıyor ama aynı zamanda Rus elemanlardan da hesap soramıyor. Kendi kişisel ilişkilerimden bildiğim kadarıyla, İranlı yetkililer nükleer santralın inşaatını gerçekleştiren Rus firmasından en son teknolojik standardları ve tasarımları gerçekleştirmelerini istiyor ama Ruslar hem maliyetleri yükselteceği gerkçesiyle hem de son teknolojik yeniliklerle donanımlı olmadıkları için bu isteği yerine getiremiyorlar. Rusların çekilmesinden korktukları için diye İranlılar çaresiz ve Ruslara boyun eğmek zorunda kalıyor.
İran'ın nükleer programını sürdürmemesi için yaptırımlar gerekli değil mi?
Bazı teknolojilerin kullanımında yaptırımlar gerekli olabilir. Ama iş güvenlik sorununa gelince, bir yerde olan nükleer kaza her yerde olmuş demektir. Bunun örneği Çernobil'di. Yayılma, bütün Avrupa'da ve eski Sovyetler Birliği topraklarında oldu. İran'a nükleer yakıt ya da reaktör verip vermemek diplomatların ve politikacıların elinde ama konu kalite kontrol ya da kontrol odasının tasarımda uzmanlık sorununa geldiğinde, önemli olan güveliği sağlayabilecek "iyi huylu" teknolojiyi kullanmaktır. Bu teknolojiyle İran bomba yapamaz. Uluslararası Atom Enerji Ajansı Genel Direktörü Muhammed Elbaradei'in dediği gibi "Çernobil faciasından çıkartılması gerekli ilk ders, nükleer güvenliğin uluslararası işbirliğiyle ilgili olduğu"dur.
İran'da bir nükleer kaza olursa yayılma ne kadar uzağa olur?
Çok kirlenme olur. Eğer kaza Basra Körfezi'ndeki Bushehr'de meydana gelirse, Suudi Arabistan'ın , Kuveyt ve Dubai'nin tamamı etkilenir. Ayrıca Körfez'in diğer kesimlerini de etkisi altında alır. Eğer uranyum zenginleştirme merkezlerinden birinde meydana gelirse o zaman yoğun nüfusun bulunduğu yerler rüzgarın yönüne göre tehlikede olabilir. 1999'da Japonya'da Tokaimuru zenginleştirme ünitesinde meydana gelen kazada böyle olmuştu.
Nükleer Yayılmanın Önlenmesi Anlaşması'na göre nasıl oluyor?
İran dahil, (NPT) antlaşmaya imza atan her ülkenin, Uluslarası Atom Enerji Ajansı'ndan teknik yardım isteme hakkı vardır. Ancak ABD'nin baskısıyla, Ajans, 9 Şubat tarihinde, İran'la olan 55 teknik yardım projesinden 22'sini iptal etti, ki bunların birçoğu doğrudan nükleer güvenlikle ilgiliydi. Bağımsız güvenlik denetimi istemek için İran'ın başvurabileceği tek yer Uluslarası Atom Enerji Ajansı teknik işbirliği programıydı. Bu da, önlendi.
Güvenlik sorununun öneminden dolayı, İran'ı durdurmak için daha çok çaba harcanmalı mı?
Bu iki yanı keskin bir bıçak. NPT Antlaşması imzacı ülkelere nükleer enerjinin barışçıl amaçlı sivillere yönelik kullanımı kaydıyla nükleer santral kurma hakkı veriyor. Bu nedenle, onları durdurmak ne yasal ne de mantıklı. Eğer, İran'ın nükleer bomba yapımını durdurulmak isteniyorsa, bu müzakereler yoluyla yapılır. Ama, İran'ın güvenli nükleer teknolojiyi almasını önleyerek bütün gezegeni tehlikeye atıyorsunuz.
O halde uluslararası toplum bu kriz karşısında nasıl davranmalıdır?
Nükleer güvenlik, siyasal değerlendirmelerle bağlantılı olmamalıdır. Nükleer güvenlikle ilgili teknoloji ve 'know how' asla siyasal anlaşmazlıklara rehin olmamalıdır. Ünlü Fransız devlet adamı George Clemenceau'nun dediği gibi, nükleer güvenlik diplomatlara ve siyasetçilere emanet edilmeyecek kadar ciddi bir konudur.
(Bu yazı New Scientist dergisinden Nilay Karaelmas tarafından derlendi.)