Nâzım'la bir karede...

Nâzım'la bir karede...
Nâzım'la bir karede...

Ayakta ortada Orhan Kemal ve Nâzım, oturan genç Necati Akgün.

Haber: GÜNEY ÖZKILINÇ / Arşivi

Necati Akgün.

Bugüne kadar üçü haftalık, biri de günlük olmak üzere dört gazete çıkarmış Bursalı gazeteci Necati Akgün. Aynı zamanda yaşamımı devam ettirebilmek için yıllarca Hürriyet, Milliyet gibi büyük gazetelerin de Bursa sorumluluğunu yüklenmiş.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı’nı 10 yıl aralıksız sürdüren Akgün, Bursa Olayları ve Yüzyıl ile BTSO’nun Tarihçesi isimli iki kitabın yazarı, Uludağ Üniversitesi ile Bursaspor’un kurucuları arasında yer alan bir çınar...
Necati Akgün’ün diğer önemli bir özelliği ise Nâzım Hikmet’le tanışıklığı. Nâzım Hikmet ve Orhan Kemal’le birlikte Bursa Cezaevi’nde çektirdiği gün yüzü görmemiş siyah beyaz fotoğrafı bana verirken başlıyordu anlatmaya: “Nâzım Hikmet’i 1941-42’den beri tanırım. Cezaevinde çeşitli uğraşlarının yanı sıra çorap işiyle de uğraşıyordu. Cumartesi günleri jandarma eşliğinde Bursa Kozahan’a gelir, Hafız Yahya Yaleoğlu’ndan iplik alır, hesap görürdü. Yaleoğlu’nun oğlu İsmail benim sınıf arkadaşımdı. Ben gençlik yıllarımda ve yazları Bursa Kapalıçarşı’da çalışırdım. İsmail, Bursa Cezaevi’ne iplik götürürken ben de onunla giderdim. Yedi sekiz kez gittim. O, Orhan Kemal’le beraberdi. Nâzım bu kısacık anlarda dahi bizimle sohbet eder ve yazdıklarını okurdu. Hiç unutmam bir gün sarı kağıtlar üzerine yazdığı ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ başlıklı bir yazısını verdi ve benden bu yazıdaki anlamını bilmediğim kelimelerin altını çizmemi istedi. Yazıyı okumuş ve anlamadığım çok az kelimenin olduğunu görmüştüm. Belki de onun bu önemli eserini ilk okuyanlardan biriydim.
Bu fotoğrafı uzun zamandır saklarım. 1942 yılında Bursa Cezaevi’ne gidişimde çektirmiştik...
Bir başka gidişimde bana Sait Faik’i okumamı öğütlemişti. Nâzım, o dönem yazarlarını iyi takip ederdi. Çok kitap okurdu. O dönem Bursa Cezaevi’nde sağ görüşlü hükümlüler de kalıyordu. Nâzım, mahkûmlarla futbol oynardı. Mahkûmlar onu ‘üstad’ diye çağırırlardı.
Ne ilginçtir ki 1959 yılında, bir yazımdan dolayı Nâzım’ın hapis yattığı cezaevinde ben de yattım. Ve Nâzım’ın dokuz yıl önce çıktığı bu cezaevinde onun herhangi bir izini bulabilir miyim diye koğuşları, depoyu, arşivi gezdim. Bulduğum tek şey depoda eski bir ziyaretçi kayıt defteriydi. Bu defterde Nâzım Hikmet’i ziyarete gelenler kaydedilmişti. O dönem bu bölümde, Milli İstihbarat’tan emekli olan Mehmet Ali bey görevliydi.
Nâzım Hikmet, benim de yağlıboya resmimi yapmıştı fakat 1980 darbesinde o da yakıldı. Nâzım’ı en son 1950’de, cezaevinden çıktıktan sonra Beyoğlu’nda Ağa Camii’nin önünde gördüm. Bana İpek Film Stüdyoları’nda çalıştığını söylemişti”.
Unutulmuş siyah beyaz bir fotoğraf. Bursa’nın tam yüreğinde... Şiir gibi, roman gibi bize bir şeyler anlatır...

GÜNEY ÖZKILINÇ: Bursa Yazın ve Sanat Derneği üyesi