O bir Kürt, bir öteki...

O bir Kürt, bir öteki...
O bir Kürt, bir öteki...
Geçmişteki algıya göre, uygar Türk'ün karşısında Kürt, modern insanın sosyal melekelerinden yoksundur. Ya bugünün algısı?
Haber: EVRİM KARAKAŞ / Arşivi

Cumhuriyetin Türkiye ’de yaşayan fakat Türk olmayan unsurlarla olan ilişkisi, oldum olası sorunluydu. Bu sorunlu halin sebeplerinden biri de Türk olmayan toplulukların, öteki olarak algılanması. Cumhuriyet’in hakimiyet mekanizmaları, makbul vatandaş yaratma çabasıyla, ötekinin statüsünü kendi sübjektif kriterlerine göre değerlendirdi ve “öteki”lerin toplumsal statüsünü belirledi. Örneğin Mahmut Esad Bozkurt, Türkiye’de Türk olmayanın statüsünü hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı olarak çizdi.
Kürtler bu durumu kabul etmeyip kendileri olarak değerlendirilmeyi ve eşit vatandaş hakkını istediklerinde ise adil, inkılâpçı, uygar ve ilerici olduğunu iddia eden Türk karşısında her zaman , hırsız, tefeci, gerici, vahşi, gayriinsani ve terörist olarak algılandı. Günümüzde bu durum kılıf değiştirse de temelin aynı kaldığını görüyoruz. Bu durum Türklüğe atfedilen değerlerle, Onur Öymen’in 10 Kasım 2009’da kullandığı deyimle ifade edilirse, “taban tabana zıt” bir durum arz eder. Bu durumda Kürtlere düşen ise doğal olarak Türklüğün zıddı bir rol. 

Geçmiş ve bugün benzerliği
Geçmişteki algıya göre, uygar Türk’ün karşısında, Kürt her zaman vahşidir. Modern insanın sosyal ve fiziki melekelerinden yoksundur. 1 Eylül 1930 tarihli Akşam’a göre “Şapkalı ve bıyıksızsanız, kâfirsiniz. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu keserler ve öyle öldürürler.” Dersim Kürtleri, Naşit Hakkı Uluğ tarafından şöyle tarif ediliyor: “Dersimlinin kuvveti ayağında, baldırında ve ciğerindedir. İyi koşucudur, fakat yapıcı değil. Kazmayı kayaya kuvvetle vurup saplayamaz, omuzu ve beli, meselâ bir Orta Anadolu çocuğunun vücudu gibi ‘yapıcı insan’ gövdesi halinde teşekkül etmemiştir. Kazmayı vurup kayaya saplayamayan bu omuzlar, kuvvetli bir bel hareketiyle bir parçayı koparıp yerinden sökemez.” Bu söylem yakın zamanlara kadar Kürtlerin evrimleşmemiş bir insan tipi olduğuna vurgu yapan “kuyruklu Kürt” söylemine doğru evrilecektir.
Bununla beraber, dönemin basına yansıyan resimlerinde de ilginç bir Kürt portresi çizildiği görülüyor. Türk askeri üniforma içerisinde, sakalı ve bıyığı olmayan, süngülü silahıyla modern bir görüntü oluşturur. Fakat bunun karşısında Kürt, sakallı ve bıyıklıdır. Giysileri, gericiliğin ifadesi olan, sarık, şalvar, yelek ve çarıktır. Göğsü karadır, açlıktan ve yoksulluktan dolayı zayıftır. Yakalanmadan önce basında yer alan fotoğraflarında da Seyit Rıza’nın sarıklı, sakallı ve bıyıklı, fakat mahkeme girişinde şapkalı olduğu görülür. Buna karşın, devlete yardımcı gazeteci Niyazi Ahmed Banoğlu tarafından “iri yarı ve yakışıklı” olarak tasvir edilmiş (Kurun, 18.07 1937). Bugün de benzer bir anlayış söz konusu. Rojin Akın’ın katıldığı programda belirttiği gibi Kürt, sakallı, bıyıklı ve şalvarlıdır. Türkçesi düzgün değildir ve yüksek öğrenim yapamaz.
Kürt her zaman güçsüzdür. Kendi kendini özgürleştirme ve özgür yaşama duygusundan yoksun ve cahildir. Bu nedenle her zaman ağa ve beylerin emrinde bir istihsal vasıtasıdır. Bu nedenle bir tek Türk askeri, 7 Kürdü çelik çember içerisine alabilir. Tunceli şakilerinin sığındığı yerlerde, kahraman bir Türk çavuşu tek başına koca bir dağı zapt edebilir. Ağanın tarafında yer alan ve sürekli devlete direnen Dersim Kürdü, sadece askeri gücün karşısında boyun eğer ve ansızın “geniş iltica” (Kurun, 26 Haziran 1937) başlatabilir. Bu durum da söylemlere yansıdığı gibi Kürdün sadece, “yalnız kuvvet önünde boyun eğe[n] ve bu eğişte kin gayz ve fırsat bekleyen mücehhez bir tip” olarak algılandığını bize gösteriyor.
Dini bakımdan da Kürt’ü her zaman Türk’ün zıddı bir konumda görürüz. Şevket Süreyya’nın ifadesiyle, “Eski Türklerde din bir gönül rabıtasıydı. Hâlbuki Kürt tekkesinde aslolan koyu bir dinsizliktir.” Cumhuriyetin çizdiği makbul vatandaş profili Sünni Türk iken, Dersim Kürdü Alevi’dir. Günümüzde de yakalanan militanların bazılarının sünnetsiz olmaları, sürekli dile getiriliyor ve hatta bu durum tarihi bir perspektife oturtularak örneğin Öcalan’ın “Ermeni dölü” olduğu iddia edilebiliyor. Yine son günlerde yaşanan domuz eti polemiği de bu konudaki en net örnek.
Geçmiş algıya göre kadına özgürlük, Kürt coğrafyasında söz konusu dahi olamaz. Kadın her zaman kocasının emrindeki kul statüsündedir. Oysa Türk, kadına saygılıdır ve kadınlar erkeklerle eşit vatandaş statüsündedir. Seyit Rıza’nın kendisini “gebertmek” isteyen kadını öldürtmesi ve “karısını diğer reislere yollayarak yardım dilenmesi”, hem kadına verilen değeri hem de Seyit Rıza’nın itibarını gösteriyor. Günümüzde Kürt coğrafyasının sürekli bir biçimde töre cinayetleriyle gündeme gelmesi de kadına olumsuz değer verildiği gibi bir algının göstergesi. Buna karşın siyasi organizasyonlardaki kadın sayısı ve kadınların eşbaşkanlığı yalnızca satır aralarında kalıyor. 

Algıdaki temel hata
Bölge artık “şaki” ve “şekavet” kelimeleriyle anılmıyor, fakat buna anlamca pek uzak olmayan ve evrensel olarak kabul gören “terörist” ve “terörizm”le anılıyor. Fakat temelde var olan ve sürekli kılıf değiştiren “düşmanlık” baki. Geçmişten günümüze kullanılan terminoloji, bu sorunun (müzakere dönemleri hariç) Kürtlük tarafını gizliyor, asayişe ve adli vakalara dair kısmını öne çıkarıyor, ki meselenin doğru algılanmasındaki temel parametreyi dıştalıyor.