ODTÜ, sadece okul değildir

ODTÜ, sadece okul değildir
ODTÜ, sadece okul değildir
25 Aralık'ta üniversitenin ve sadece üniversiteyi değil toplumu da ilgilendiren değişimin bütün parçalarının katılacağı ortak eylemler düzenlenecek
Haber: ALİ EMRE MAZLUMOĞLU / Arşivi

Salı günü Tayyip Erdoğan ’ın Göktürk-2 uydusunun uzaya fırlatılması için ODTÜ’ye gidişi, ülke gündemine oturacak olayların başlangıcı oldu. Başbakan, ODTÜ’ye girmek için dev bir ordu oluşturdu. Orduda kendisine 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç ve 3 bin 600 polis eşlik ediyordu. Tam da “Atalarına yakışır muhteşem” bir sefer başlatmıştı ODTÜ’ye. Aslına bakılırsa Tayyip Erdoğan’ın böylesine dev bir ordu kurmasının temelde iki sebebi var. Birincisi, iki yıl önce de ODTÜ’ye gittiğinde binlerce öğrencinin barikatlara aldırmadan kendisini protesto etmesi, ikincisi ise her daim emekten, halktan, eşitlikten, paylaşmaktan yana olan ODTÜ’nün bir türlü yok edemedikleri ideolojisinden korkuyor oluşu. 

ODTÜ’nün tarihi 

AKP iktidarıyla iyice ayyuka çıkan polis şiddetinin, ODTÜ’ye de diz çöktüreceğini zannettiler. Ancak işler diledikleri gibi gitmedi. Binlerce ODTÜ’lü saatler süren çatışmalar sonucunda polisi üniversiteden çekilmeye zorladı. ODTÜ’nün her yanı direnişle doldu. Polis çılgına dönmüş olacak ki, onlarca öğrenciyi yaraladı; Öğrenci Kolektifleri’nden bir öğrenci polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu beyin kanaması geçirdi.
Tarihi anlamak için o dönemde yaşananları tam anlamıyla bilmek yetmez. Yaşanılan olayların bugüne çıkarımını kavramak ve öğrendiğin şeyi yaşadığın zamanın pratiği haline getirmek gerekir. Ve o gün ODTÜ öğrencisi kendi tarihini ne kadar iyi bildiğini bir kez daha haykırdı. Tıpkı “Vietnam kasabı” olarak anılan CIA uzmanı ABD Büyükelçisi Commer’in ODTÜ’ye gelmesiyle, aracını ateşe verdiklerinde emperyalizme karşı direnişin bayrağını sırtladığı gibi, şimdi de faşizme karşı direnişin bayrağını mağrur şekilde eline aldı. Sakın ODTÜ o gün sadece Tayyip Erdoğan’a üniversiteyi dar etti sanmayın! ODTÜ bugün; en baskıcı, en karanlık en ağır günlerini geçiren Türkiye ’de milyonlarca insana onuru, direnmeyi ve güçler arasındaki uçuruma bakmadan mücadele etmeyi hatırlattı. Tıpkı ODTÜ öğrencileri Ulaş Bardakçı, Sinan Cemgil, Ertuğrul Karakaya, Taylan Özgür gibi... 

Tarihin dönüm noktaları 

Üniversite tarihi, toplumun kolektif aklının en ilerici, politik ve pratik adımlarının atıldığı birçok dönemden geçti. 1980 darbesinin akıl almaz şiddeti karşısında ilk “ayağa kalkanlar” yine üniversiteliler oldu. Ankara ’da Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği açıldı. Ardından Marmara’da, Gazi’de... Daha sonra birçok üniversitede dernekler açılmaya öğrenciler bir araya gelmeye devam etti. Ancak bu bir araya geliş biçimi şiddet uygulamaya alışmış devlet erkini ciddi anlamda rahatsız etmişti. O dönem hükümet olan ANAP’ın planı gecikmedi. ANAP milletvekili İsmail Dayı’nın (Hitler’in ‘Kavgam’ kitabının yayınlayıcısı ve önsöz yazarı) 1987’de hazırladığı “Tek tip öğrenci derneği” yasası infial etkisi yarattı. 10 Nisan’da birçok kentte yemek boykotu yapan üniversiteliler, 14 Nisan’da İstanbul’da, 15 Nisan’da Ankara’da eylemler gerçekleştirdiler. İstanbul’da 63, Ankara’da 287 öğrenci gözaltına alınmıştı. Ancak bu tepki karşısında afallayan hükümet apar topar yasayı geri çekmişti. Devam eden süreçte polisi üniversiteden çıkaracak gelişmeler yaşandı. Bu yaşananlar 80 sonrası dönüm noktalarından biriydi.
İkincisi ise temel olarak 15 Ağustos 1995’te harçlara yüzde 350’lik zam yapılması neticesinde görünür oldu. Bu dönem bugün üniversitelerde tamamlanmak istenen piyasacı dönüşümün temellerinin atıldığı dönemdi. Yapılan bu zam, neoliberal tahakkümün üniversitelere dayatıldığının habercisiydi. Öğrenciler hemen harekete geçti. Toplanan binlerce imza meclise verildi. Ancak bir netice çıkmadı. Bunun ardından öğrenciler eylemliliklerini arttırdı. “Hayal gücü”nü Beyazıt’a taşıyan öğrenciler harçları ödememeye başladılar. Birçok kentte kitlesel eylemler gerçekleştirildi, işgaller yapıldı. 1996 yılında mecliste “Harçlara hayır” pankartı açıldı. O dönemlerde kurgulanan ve adımları atılan bu dönüşümün bugün hâlâ büyük oranda tamamlanamamış olmasının nedeni o dönemki üniversite mücadelesidir. 

25 Aralık’ta üniversite ayağa 

Bu kısa tarih hatırlatması nostalji yapmak için değildi. Üniversitelerimiz bugün YÖK yasasıyla beraber ciddi bir dönüşümün arifesinde. Her dönüşüm beraberinde büyük krizleri ve buna karşı doğrudan yana olan muhalefeti de beraberinde getirir. Yine öyle olacağı hem tarihe hem de bugün yaşananlara bakıldığında anlaşılıyor.
AKP’nin bu son üniversite atağının ilk adımlarına bakıldığında o dönem medyada da geniş yer bulan Başbakan’ın rektörler buluşmasını görürüz. Rektörleri karşısında el pençe divan dizen bu buluşmaya tepki olarak yapılacak alternatif foruma polis saldırmış, uygulanan şiddet ve öğrencilerin kararlılığı kamuoyunda uzun süre yankı bulmuştu. Hemen ardından Burhan Kuzu’ya hazırlanan ve hesap soran “Kolektif yumurta şenliği” daha ilk başlardan bu dönüşüme karşı bir muhalefet olacağına işaret etmişti. Bugün ise 9 Kasım’da yaşanan yıllardan sonra yapılan en kitlesel öğrenci mitingi, Eskişehir’de hazırlık öğrencilerin rektörlük işgali, asistanlar öncülüğünde öğrencilerin ve akademisyenlerin yoğun katılım sağladığı İTÜ eylemleri, YÖK başkanının yumurtalara bulanması ve elbette ODTÜ’de yaşananlar hareketliliği gözler önüne serdi.
Şimdi ise bütün bu tepkileri birleştirecek bir tarihe yaklaşıyoruz. 25 Aralık’ta üniversitenin ve sadece üniversiteyi değil toplumu da ilgilendiren bu değişimin bütün parçalarının katılacağı ortak eylemler düzenlenecek. Birçok şehirde yapılacak bu eylemler, YÖK yasasına karşı geleceğini, üniversitesini, bilimi, demokrasiyi savunan herkesin birleşeceği bir gün olacak.
* Öğrenci Kolektifleri Yürütme Kurulu Üyesi