Öfkeli kadınlar, mutlu anneler

Tori Amos'u artık hepimiz az çok tanıyoruz. "Garip küçük kızlar" temalı cover albümünde Slayer'dan Eminem'e birçok erkek şarkısını yapıbozuma uğratarak kadın şarkılarına dönüştüren, sahnede piyanosuyla bir nevi sevişen, şu dağınık kızıl saçlarıyla çok narin ve çok vahşi kadını...
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Tori Amos'u artık hepimiz az çok tanıyoruz. "Garip küçük kızlar" temalı cover albümünde Slayer'dan Eminem'e birçok erkek şarkısını yapıbozuma uğratarak kadın şarkılarına dönüştüren, sahnede piyanosuyla bir nevi sevişen, şu dağınık kızıl saçlarıyla çok narin ve çok vahşi kadını... 2005 yazında piyanosunun başında Açıkhava Tiyatrosu'nun rüzgarlarında dalgalanan uçucu beyaz kıyafetinin içinde kanatlanıverecek bir melek ve kirli çarşaflar arasında kendisini, kadınlığını aramış bir "günahkâr" olarak selamlamıştı bizleri...
"Öyle üzüntülüyüm, iyi bir kitap gibi..." der, A Sorta Fairtale'de (Bir Çeşit Masal). Tori Amos'un şarkıları Virginia Woolf romanlarının karakterlerinin ağzından söylenir gibidir... Klostrofobik aile hayatlarıyla, dış dünyanın acımasız ataerkilliği arasında sıkıştığı yerde deliliğin sınırlarında dolaşan kadınların şarkılarıdır bunlar. Ve bu klostrofobiyi, bu tünellerde oluş halini, bu çatışmaları sadece şarkı sözleriyle değil, bizzat müziğin kendisiyle, hani "biçim anlamdır" diyen biçimci edebiyat teorilerini anımsatır biçimde yapar: Anlık iniş çıkışlarla ruh halinin tamamen değiştiği kesintili şarkı yapıları, yankılanan vokaller, sakin piyano tuşelerini yıkıp geçen çığlıklar. Sanki bir şizofreni halidir onun müziğindeki. Kapalıdır, kolay değildir Amos'un dünyasına girmek.
Kilise korosundan rock'a
Maryland'de metodist kilisesinde vaizlik yapan bir babanın kızı olan Tori Amos, dört yaşındayken kilise korosunda şarkı söyleyip piyano çalmaya başladı. Baltimore'daki Peabody konservatuarında burslu olarak okurken rock'la ilgilenmeye başladı ve henüz 20'lerine basmamışken şarkıcı olmak için Los Angeles'a gitti.
Başarısız bir ilk albümün sonrasında Me and A Gun EP'siyle İngiltere'de verdiği konserlerde beğenildi. Little Earthquakes (1992), God ve Cornflake Girl gibi hitleri içeren Under the Pink (1994) albümlerinin açıkça ortaya koyduğu özgün stiliyle kısa sürede bir külte dönüştü. Rock'ın böylesine yaratıcı biçimde kullanılan bir piyano ve büyüleyici, şaşırtıcı bir vokalle birleştiği; tanımları, türleri aşan bir müzikti onunki. Bir yanı şarkıcı-şarkı yazarı geleneğinin olabilecek en alternatif açılımına, diğer yanı ise mükellef bir alternatif pop-rock tabanına dayanan bu müzik en çok Kate Bush'a benzetilmekle beraber; Patti Smith'den PJ Harvey'ye, Björk'e türleri aşan diğer kadın müzisyenlerle karşılaştırıldı.
Sıkı hayranlarına özel, kapalı ve zor, olağanüstü Boys for Pele'den (1996) hipnotize edici vokal kullanımlarıyla unutulmaz From the Choirgirl Hotel'e (1998), bulutların ötesinden duyulan To Venus and Back'ten (1999), ülkesinin her bir eyaletini ziyaret ederek kadınlığın hikâyesini aradığı Scarlett's Walk'a (2002), dinleyiciyi içine daha kolay alan Beekeeper'a (2005) idiyosenkratik müziğinin özü hep çok belirgin kaldı, ama hiçbir zaman kendini tekrarlamadı. Amos, bu yıl her biri klasik mitolojiden bir başka kadın tanrıçaya gönderme yapan beş kadın arketipinin ağzından söylenen 23 şarkıdan ibaret American Doll Posse albümüyle hem iyi müzik yapmaya hem de "tehlikeli" temalarla cesurca oynamaya devam etti. Amos 15 Temmuz akşamı, Masstival'de, davulda Matt Chamberlain, basta Jon Evans ve gitarda Steve Caton'la birlikte sahnedeyken, acaba bize hangi tanrıçayı hatırlatacak?
Alternatif liseli genç kız
Şimdi, geriye bakıp bizim çocukluğumuzun, ilk gençlik yıllarımızın pop yıldızlarıyla bugünküler arasında yapılacak bir karşılaştırma gerçekten moral bozucu. Madonna'nın 1984'teki Like a Virgin turnesinde alt gruplar Beastie Boys ve Run DMC'ydi mesela. Artık bir zamanların George Michael'larının yerini güleryüzlü Ricky Martin'ler, bir zamanların Madonna'larının yerini -bunu müzikal olarak karşılaştırmak bile olanaksız ama- kültür endüstrisi içindeki konumları itibarıyla Britney Spears'lar alıyor. Çok şaşılacak bir şey değil gerçi, bir zamanlar Napolyon gibiler kalkıyordu dünyaya hükmetmeye şimdi bisküvi yemeyi bile beceremeyen adamcağızlar...
Böyle bir piyasada, bir nevi Britney Spears'a alternatif olarak tanıdık Avril Lavigne'i. Kendisi de yeri geldiğinde röportajlarda onu eleştirdi, cinselliğiyle prim yapıp sonra da bakireyim demesine gıcık olduğundan bahsetti. Avril Lavigne'in müziği eğlenceliydi, biraz dans edebilir, nakarata eşlik edebilirdiniz, taksinin radyosunda ansızın çalmaya başladığında hoşunuza gidebilirdi. Bu açıdan gerçekten Britney'den çok iyiydi. Bir de tabii, güzel olduğuna inandırmaya çalışan Britney'nin karşısında güzel olduğunun çok fazla farkında olan biri olarak çok daha sahiciydi! Anti pop-star imajlı bir pop-star olarak kendisine de plak şirketine de epey kazanç sağladı.
Personalar arasında
Kanadalı Avril'in en çok karşılaştırıldığı isim elbette ki vatandaşı Alanis Morissette oldu. Alanis, 1995 tarili Jagged Little Pill albümüyle öfkeli genç kızların dünya çapında sesi olmuştu. Lavigne de ergenlik bunalımlarını, o yaşta hissedilen o dipsiz yalnızlık duygusunu yansıttı sözlerinde ama bunu Morissette gibi, yaşına göre bilgece yaptığını söylemek güç. Aralarındaki bir büyük fark da, Morissette'in mizah duygusunun Lavigne'de olmayışı. Aslında, bu Lavigne'le ilgili sorunlardan biri. Ergenlik insanın her şeyi çok fazla ciddiye aldığı bir dönemdir ama yeniyetmeler dalga geçmeyi, tiye almayı da severler. Bu kız bunu pek beceremiyor, ya çok öfkeli ya da çok kırgın.
Lavigne'in ilk albümü Let Go (2002) bir teen pop albümü olarak, o dönemde pop rock dinleyen gençlik kitlesi tarafından da beğenilmişti. Bir sonraki albüm Under My Skin (2004) ise prodüktörler tarafından daha az süslenip püslenmiş, daha sade ve daha rock bir albümdü.
Herhalde Lavigne'le ilgili en iyi şey zihinlerde hep safça gülümseyen pilili etekli bir kız olarak beliren liseli genç kız imajını kravatlı, bol pantolonlu sert bakan bir liseli kız imajıyla değiştirmesi oldu. Tabii hep lise çağında kalmayacaktı, bunu herkes biliyordu, ama üçüncü albümü The Best Damn Thing'i (2007) evlenmiş barklanmış biri olarak çıkardığında persona konusunda radikal bir değişime imza atmış oldu. Altını çizmek için de Blender dergisine üstsüz poz verdi. Bu albüm ilk albümden daha olgun, ikinci albümden de daha renkli bir albüm olarak değerlendirildi.
Avril Lavigne'i, 14 Temmuz akşamı ana sahnede öfkeli, alternatif liseli kız olarak görmeye gidecek olanları uyarmakta fayda var. O artık seksi bir genç kadın. Bakalım bir sonraki albümünde nasıl bir personayla çıkacak karşımıza? Boşanmış, öfkeli bir kadın mı yoksa mesut bir anne mi? Nedense bunların, mesela bir Tori Amos'da, farkına bile varmıyoruz. O sessiz sedasız evlendi, 37 yaşındayken bir kız çocuğu annesi oldu. Ama bütün bunlar Tori Amos şahsiyetinde, o imgede, o personada hiçbir değişiklik yaratmadı. Ama böyle bir değişiklik Lavigne gibi bir figür söz konusu olunca onun bütün algılanış şeklinde kökten bir değikliğe yol açabiliyor. Zaten hep böyle değil mi, kimi insanda özü görüyoruz, kimisinde kategorileri...
Masstival, Parkorman, Maslak. Avril Lavigne (Sinead O'Connor'la): 14 Temmuz, 20.50, Ana Sahne. Tori Amos (Lauryn Hill'le): 15 Temmuz, 20.50, Ana Sahne. Biletler; tek gün: 90, kombine: 140 YTL, www.biletix.com