Öfkesel dönüşüm

Adım Ayşe Adanalı. Başbakanlığını yaptığınız bu ülkenin vatandaşıyım ve hiçbir suçum yokken 72 saat gözaltında tutuldum
Haber: AYŞE ADANALI / Arşivi

Siz beni etiketlemeden önce kısaca ben kendimi tanıtayım: Yurtdışında, iki farklı ülkede burs ile üniversite okudum. Sekiz ülkede kendi çapımda projeler ürettim. Şimdi ise haber ve belgesel yapımcılığı yapıyorum. 28 yaşında ailemin küçük kızı olmaktan hâlâ kurtulamadım.
Tam altı yıl önce toprağıma döndüm; fazlaca enerji ve büyük bir iştahla. Zamanımın kontrolünü kendi elimde tutmak, üretmek ve sevdiklerime yakın olmak gibi basit bir derdim var benim bu hayatta.
Geçenlerde annem beni görmeye Mersin’den geldi. Uzunca bir süredir görüşemediğimizden çok özlemiş. Günlerden pazartesiydi. Onunla görüşmek için işlerimi hızlıca bitirdim. Buluşma yeri olarak Taksim’i seçtik. Çünkü annem başka semtlerde tek başına dolaşmazken Taksim’de gönlünce vakit geçirebiliyor. Saat 5 gibi aradım annemi: “İstiklal’de her zamanki yerimizde buluşalım, 10 dakikaya yanındayım” dedim. O her zamanki gibi tam vaktinde oradaydı. Bense bu sefer 72 saat kadar geç kaldım. Bu kadın beni 72 saat boyunca merak ve korku içinde bekledi. Ben hâlâ onu niye beklettiğimi bilmiyorum. Belki siz bana söylersiniz.
O gün Taksim’de gözümün gördüğü her yer düşmanına saldırmaya hazır çevik polis doluydu. Attığım beş adımdan üçünde durduruldum. Az buçuk sorgulayan bir insan olarak bir polise “neden” diye sorma gafletinde bulundum: “Neden istediğim yere gidemiyorum?” Bir an için bilemedim “neden”in suç unsuru olduğunu. Bir an için düşünemedim “neden” diye sorduğumda üzerime bir polisin saldırıp sonra da “mukavemet”ten beni içeri attıracağını. Yanlış yaptım. Doğru olan başımı önüme eğip usul usul istedikleri yere sürüklenmekti. Susmaktı. Polis ordusunun istila ettiği kamusal alanlardan çıkıp evimde oturmaktı.
Polislerden birinden duyduğuma göre tüm bunlar “emniyet” içinmiş. Cehaletimden ötürü anlayamadım işte o an; halkı düşman belletmişken siz, “emniyet” kimin için olabilirdi?
İşte ben işlediğim bu büyük suçlardan ötürü tam 72 saat gözaltında kaldım. Benimle birlikte hemen hemen aynı suçları işlemiş arkadaşlar da vardı. Gerçi bazıları daha da büyük suçlar işlemiş. Örneğin parka gitmek isteyenler olmuş. Öyleleri vardı ki çantalarından “yeşil renk” çıkmış. Bir ikisi de kanunsuz yapılan projelere karşı mücadele vermeye adamış hayatlarını. “Mücadele” ne büyük bir kabahat olsa gerek!

Öfkelendim

Gözaltında uyuşturucu kaçakçısı gibi aradılar beni. İnce arama deniyormuş buna; aşağılandım, utandım, öfkelendim. “Araca binince ya da hücreye girince bana/bize neler yapılacağını göreceğim” söylendi sıklıkla. Tehdit edildim. Öfkelendim. Leş gibi tuvaletlerde temizlenme imkanım olmadı. Kadın olmanın ek bir cezaya dönüştürüldüğüne tanık oldum. Örselendim, öfkelendim.
Hastalara yaşamsal ilaçlarının inatla geciktirildiğini, ölümle şaka yapıldığını gördüm. Yıprandım, öfkelendim.
Sebepsiz yere darp edildim. Canım acıdı, öfkelendim. İstemediğim şeyler zorla yaptırıldı. Canım acıdı, öfkelendim. Temel haklarım göz göre göre elimden alındı. Öfkelendim. Ben bu 72 saatte oldukça öfkelendim. Öyle öfkelendim ki artık burada yaşamak istemediğime karar verdim. Burada üretmek istemediğimi hissettim. Buradan nefret ettim. Burası; sevdiklerimin ruhuna korku salan, içinde artık nefes alamadığım, günbegün fiili olarak boğulduğum bir yer oldu. Burası tecavüze uğrasam polisini çağırmayacağım bir devlet oldu.
“O zaman 72 saat beklettiğin anneni de al git” dediğinizi duyar gibiyim. Ama ben toprağımda kalacağım. Çünkü bu topraklar üzerinde babamın bir bir diktiği yüzlerce portakal, limon, mandalina, zeytin ağacı var. Beslemek zorunda olduğum ve beni besleyen keçilerim, ineklerim var. Yani anlayacağınız, “ecdadıma saygımdam” ötürü ben toprağımı bırakıp da gitmem.
Bu kararı verdikten sonra tek bir şey için söz verebilirim. O da beni etkisiz hale getirmek için içimde yarattığınız derin öfkeyi mümkün olan en verimli şekilde kullanmak olur. Artık sizin ağzınızdan “demokrasi” kelimesini duymak can yakacak kadar komik oluyor. Sürekli tekrar ettiğiniz “sandık” kelimesi sizi demokratik yapmıyor.
Mutlu kentler için mücadele eden beyinler var, onlara kulak verin. Yaşam alanlarımız üzerinden rant sağlamayı bırakın artık. Bu mektubu okumayacağınızı bilerek yazıyorum. Bir olasılık belki kulağınıza bir iki cümle gelir. Siz de açılışlardan birinde “bunlar” diye başlar, “biz iyi biliriz” ile devam eder ve o hep tekrarladığınız birkaç iddiayı yine inanarak ve inandırarak haykırırsınız.