Öğrencilerimden özür diliyorum!

Haber: TÜRKAN YALÇIN SANCAR / Arşivi

Mezun olup artık meslektaşım olan ya da halen öğrencilikleri devam eden ve benden ceza hukuku dersi alan tüm öğrencilerime yöneliktir bu kısa yazı. 

Sizden özür diliyorum!

Çok sevgili öğrencilerim! Bazılarınız tatilin keyfini çıkarırken bazılarınız da bütünleme sınavlarına çalışıyorsunuz. Ben de yaptığım bir hatayı alenen dile getireyim de, günah benden gitsin çabasındayım.
Size daha birkaç ay önce anlattığım ve yıllardır da anlatmakta olduğum bir konuda bir düzeltme ya da ilave yapmak ihtiyacını duyuyorum.
Size neler anlatmıştım, hatırlayın
Anlattıklarım özetle şöyleydi: “TCK’nın 125. maddesi; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişiyi cezalandırır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan; kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Asgari bir şeref ve itibar her insan için vardır. Bu sadece insan olmanın bir sonucu olarak kabul edilmesi gereken bir husustur. Kişi maddi ve manevi varlığını korumak ve geliştirmek hakkına sahiptir (Anayasa m. 17).” Manevi kişilik iki yönlüdür. Kişinin kendine bakışı ve toplumun kişiye bakışı. Bu iki kimlik birbirini besler.
“Şeref, kişinin sosyal değerini oluşturan şartların bütünüdür. İnsanın öz değerinin, başkaları tarafından zarara sokulması kabul edilemez. Bu fiiller cezalandırılmakla, bireylerin, sosyal kişiliklerine gerekli saygıyı sağlamak amacı güdülür. Kişinin kendisi hakkındaki saygınlık düşüncesinin azalması ve yok edilmesi de gerekmez. Yani suçun oluşması için, kişinin bizzat kendisini aşağılanmış hissetmesi, toplumda gerçekten itibarını, şöhretini kaybetmesi şart değildir.”
Hakaret aslında bir düşünce açıklamasıdır diyebilir miyiz? Hani Türkiye’de sıkça insanların başının derde girdiği konunun bir parçası mıdır gerçekte, diye sormuştuk derslerde ve cevap aramıştık:
“Düşünce terimi, düşünme etkinliğinin çok çeşitli ürünlerini kapsar. Düşünme zihinsel bir süreç, düşünce ise onun bir ürünüdür. Düşünme kendiliğinden bir süreç değildir, çaba ve emek ister.”
“Düşünce özgürlüğünün kapsamına doğal olarak ‘düşünce’ niteliğindeki ifadeler girer. Kişinin iç dünyasında oluşup bir şekilde söz ya da yazı ile dış dünyaya yansıyan her ifadeyi düşünce açıklaması saymak mümkün değildir. Günlük kullanımda ‘düşünce’ saydığımız herhangi bir şeyi, ‘düşünce özgürlüğü’ bağlamında da düşünce saymak yanlıştır; yani bu ikisi arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Bir fikir mücadelesi çerçevesinde yer alan tutum, telakki ve kanaatler söz konusudur burada.”
“Fikrî nitelik taşımayan ifadeler, düşünce özgürlüğünün özel korumasından yararlanamazlar. Örneğin müstehcen, saldırgan, onur kırıcı söz ve yazılar, hakaret, küfür ve iftiralar düşünce açıklaması kapsamına girmezler. Yine toplumsal sorunlarla ilgili olmayan birtakım beyanlar, örneğin bir kimsenin özel yaşamı hakkındaki beyanlar, dedikodular düşünce açıklaması değildir.”

Bakın, Yargıtay neleri bile hakaret sayıyor
Hatta sevgili öğrencilerim, sizlere Yargıtay kararlarından örnekler vermiştim. Bazen gülmüş bazen şaşırmıştınız. Birkaçından söz edeyim:
“...komünist sözü sövme suçunu oluşturur...” (2. CD. 21.10.1996- 9965/10863)
“Allahsızlar, vicdansızlar sözleri beddua değil, sövmedir” (2. CD. 28.11.1991- 10971/12162)
“...hâlâ insan olmadınız mı, insan bu kadar adi olabilir mi, insan bu kadar küçülmez gibi sövmeyi içeren sözcükler...” (2. CD. 12.9.1991- 8804-9232)
“Sanığın tükürmek şeklindeki eylemi hakaret teşkil eylediği halde..” (2. CD. 25.12.1988 617-860)
“...sanığın müdahile ‘terbiyesiz’ demek suretiyle hakaret ettiği sabit olduğu...” (2. CD. 10.3.1988 1137-1300)
“Ulan sözü sövme suçunu oluşturur” (2. CD. 24.5.1984 5036-5647)
Ve daha yüzlerce örnek verilebilir.

Ben nerede hata yaptım?
Buraya kadar bir hata yapmadım.
Ancak, çok daha ağır sözlerin bazı kişilere yöneltilmesi halinde; şayet bu kişiler “resmî ideolojiyi sorgulayan”, “bazılarını rahatsız eden düşünceleri dile getiren” insanlarsa, söylenenlerin hakaret sayılamayacağını, sayılmaması gerektiğini söylemeyi unuttum. Yani küçücük, önemsiz bir parantezi açmadım. Burada açıyorum: “Çanağına yal konulunca ve etli kemik vaadini duyunca yaltaklanan, kuyruk sallayan kanişler, uyanık geçinen şapşallar, salak, tescilli hain, zavallılar. TC devletine-milletimizin birliğine kalleşçe ihanet hançeri sokanlar”; “Azınlık arayanlar, analarına, babalarının kim olduğunu bir kez daha sorsunlar”, “Bunlar bir avuç zibididir”, “Siz o uydurma azınlıklarınızı alın da gidin Avrupanıza sokun” gibi sözler, söyleyene ve özellikle de söylenene bakılarak yapılacak değerlendirmeye göre hakaret sayılmayabilir.
Yeri gelmişken, unuttuğum bir iki şeyi daha söyleyeyim:
Ülkenin bir yerinde, birilerine “dışkı” yedirmek suç değildir, “dışkı yedirildiğini söylemek” suçtur.
Bazılarına işkence yapmak mubahtır, işkence yapıldığını söylemek suçtur.
Hrant’ı öldürenin beresine benzer berelerle ortalarda dolaşıp gözdağı vermek suç değildir ama “Hepimiz Ermeni’yiz demek” suçtur.
Hiçbir ayırım yapmadan tüm hak ihlallerine karşı sesinizi yükseltmek pek iyi değildir ama sadece birilerine dokunan hukuksuzluklara karşı çıkmak, iyi hukukçuluktur.
Bu vesileyle hepinize sevgilerimi gönderiyorum.

TÜRKAN YALÇIN SANCAR: A.Ü., Doç. Dr., Ceza ve Ceza Usulü Hukuku