Okla şeytan avı

Nepal, Hindistan ile Çin arasında sıkışmış, dünyanın en mistik ülkesi. Son yıllarda Kraliyet ailesinin skandallarıyla gündeme gelen Nepal, monarşi ile yönetiliyor.
Haber: ZAFER KANTAR / Arşivi

Nepal, Hindistan ile Çin arasında sıkışmış, dünyanın en mistik ülkesi. Son yıllarda Kraliyet ailesinin skandallarıyla gündeme gelen Nepal, monarşi ile yönetiliyor. Halkı Hinduizm ve Budizm dinlerinin etkisi altında. Aslında iki dine de inananlar aynı Tanrıya tapıyor fakat değişik adlar altında ibadet ediyorlar. Nepal'e mistik havasını veren şeylerden biri, ülkenin her yerinde bulunan tapınaklar ve çarşafları ile dolaşan hoşgörülü, yardımsever din adamları veya Budistler. Diğer nedeni ise, bir tarafa baktığınızda karla kaplı dağlar, diğer tarafa baktığınızda yeşillikleri gördüğünüz, trekking, rafting ve dağcılık yapılabilen belki dünyanın en güzel vadileri. En alçak bölgesinin deniz seviyesine yüksekliği 70 m., en yüksek yeri ise 8,848 m. ile dünyanın en yüksek dağı olan Everest. Başkent Katmandu, ülkenin kültürel, politik ve turistik merkezi. Şehir asırlar boyu, Hindistan ile Çin arasında gidip gelen tüccarların geçiş yolu üzerindeymiş. Milattan sonra 723 yılında bu tüccarlar Katmandu'yu, mola verme yeri olarak şimdiki yerinde kurmuş. Ancak şehri Hindistan'a bağlayan ilk ve tek karayolu 1956 yılında yapılmış. Bu tarihe kadar, son derece yüksek dağları ve engebeli vadileri insanların nasıl aştığını hâlâ herkes merak ediyor.
Dağları zor aştık
Bizim asıl görmek istediğimiz dünyaca bilinen Budistler değil, ülkenin diğer bölgelerindeki yerli halktı. Nepal'in kuzeyine doğru gitmek için doğal olarak uçağı kullanmamız gerekiyordu. Biz de pervaneli, küçük, eski bir Rus yapımı uçak kiralayarak Katmandu'dan havalandık. Gökyüzünden uçsuz bucaksız karla kaplı dağları seyretmek hem heyecan hem de büyük bir keyif veriyordu. Fazla havalanamayan uçağımız bazen yüksek tepelerin yanından uçuyor ve dağların arasından zikzak yaparak belki de hayatımızda bir daha göremeyeceğimiz bir manzarayı bize sunuyordu. Himalaya'yı sıyırarak Dolpo bölgesinin merkezi Juphal köyüne indik. 4 bin metre yükseklikteki bu köye vardığımızda bizim için en küçük bir hareketi yapmak bile çok zordu. Oksijeni bol, çok temiz ama sert bir havası olan bu bölgede devamlı nefes nefese kalıyorduk. Zaman geçtikçe ortama alışıyor, fakat saatlerce yürüyüş yapan turistleri görünce şaşkınlığımızı gideremiyorduk. Sadece doğa sporu yapmak için yılda binlerce turistin bilhassa buraya geldiğini ve çoğunun bölgeyi birden fazla kez ziyaret ettiğini öğrendik. Yabancılar buranın, el değmemiş ve dünyanın en iyi saklanmış vadisi olarak insanın ömrünü uzattığını ciddi ciddi savunuyorlar.
Konuksever bir halk
200 yıl evvel Nepal'e dahil olan Himalayalar'ın eteklerindeki Dolpo bölgesi, yıl boyu karlarla kaplı sarp dağların arasında bir vadi. Dağlar, sadece Tibet'e giden bir pasaj yola izin verdiğinden 1000 yıl önce buraya Tibetliler göç etmiş. Dolayısıyla bölgenin 5 bin nüfuslu halkı Gurka ve Tibetlilerin karışımı Dolpolulardan oluşuyor. Bunlar Nepal'in diğer bölgelerindekinden farklı Tibet Budizmine sahipler. Taşlardan yapılmış ve kerpiçle sıvanmış 20-30 hanelik köylerde yaşayan Dolpo halk'ı bölgeye gelen turistlerin sayesinde yabancıya oldukça alışkın. Bizi evlerinde hiçbir ücret talep etmeden ağırladılar. Trans-Himalaya denilen ekosistemin yegâne canlıları mavi renkli koyun, siyah renkli ayı, kurt ve kar leoparına vadinin derinliklerine doğru ilerledikçe rahatlıkla rastlıyorsunuz. Dolpolular korkmak bir yana, gayet rahat ve bu vahşi hayvanlarla neredeyse iç içe yaşıyorlar. Gelenek ve inançlarında ok atmanın önemi çok büyük. Her biri çok usta okçu olan bu insanlar, bambulardan yaptıkları oklarla metrelerce uzaklıktaki hedeflerini tam isabetle vurabiliyorlar. Ancak, canları tehlikede olmadığı müddetçe bu vahşi hayvanların hiçbirini öldürmüyor, usta manevralarla uzaklaşmayı tercih ediyorlar.
Değişik bir inanç
Onların canlarına kast eden tek şeyin şeytan olduğuna asırlardır inanmışlar. "Biz hiçbir hayvandan şeytandan korktuğumuz kadar korkmayız" diyorlar. Şeytanın her türlü canlıdan daha tehlikeli olduğuna inanıyorlar. Eğer köylerinde biri hastalanır, ölür veya kavga gibi kötü, olumsuz herhangi bir olay çıkarsa köyün tüm erkekleri ok ve yayları ile toplanıp dağlara çıkıyorlar. Hepsi birlikte, gökyüzüne doğru yüzlerce ok atıyor, bazen de mağaraların içine, ağaçların gövde veya dallarına, kayalıklara nişan alıyorlar. Her yere ok atınca mutlaka bir tanesi şeytana isabet eder ve onu öldürür inancını taşıyorlar. Oktan başka bir silahın şeytanı öldüremeyeceğini iddia ediyorlar. Saatlerce süren bu eylemin amacı şeytanı vurduktan sonra şeytanın sebep olduğu köydeki olumsuz olayı da bitirmek. Eğer hasta ölür, halen kavga bitmez ise şeytanı ellerinden kaçırdıklarına inanıyorlar.