Olur böyle şeyler hukuk devletinde

Bir emekli korgeneral kalkıyor, "hakimleri hizaya getirmek için evlerinin yakınına geçmişte bomba attırdığını" açık açık ve övünerek söylüyor. Türk Ceza Kanunu'na göre bariz bir suç olan bu eylemi nedeniyle, bildiğimiz kadarıyla herhangi bir cezai takibata uğramıyor.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Bir emekli korgeneral kalkıyor, "hakimleri hizaya getirmek için evlerinin yakınına geçmişte bomba attırdığını" açık açık ve övünerek söylüyor. Türk Ceza Kanunu'na göre bariz bir suç olan bu eylemi nedeniyle, bildiğimiz kadarıyla herhangi bir cezai takibata uğramıyor. Batman'da hakimlik yapmış, şimdi Ankara Kazan'da hakim olan Kemal Şahin, bir subayın "akıllarını başlarına toplamaları, hizaya gelmeleri ve disiplinli davranmaları için" hakimlerin evlerinin yakınında bomba attırmasının, Doğu ve Güneydoğu'da yaygın biçimde uygulanan pıstırma politikasının parçası olduğunu belirten bir yazı kaleme alıyor. Hakkında soruşturma açılıyor. İşte Türkiye'de hukuk devleti bu.
1999'da zamanın Yargıtay Başkanı'na yazdığı mektuptan alıntılar içeren ve Radikal İki'de 6.8.2006'da yayımlanan bu yazıda, Kemal Şahin, bölgede bir hakim veya savcının suç işleyen kişiler hakkında işlem yapmaya veya bunları uyarmaya kalktığında, suç işleyen kişi muamalesi görüp hakkında tahkikat yapıldığını yazmıştı. Genellikle bu tahkikatların Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından, bu hakim veya savcının cezalandırılmasıyla sonuçlandığını belirtmişti. Devlet görevlisi sıfatının ardına saklanıp suç işleyenlere karşı işlem başlatan yargıca yöneltilecek suçlama, duruma göre, PKK veya Hizbullah sempatizanlığıydı. Bu durumun tüm yargıçlar tarafından bilindiğini, dolayısıyla yargıçların çok ağır bir psikolojik baskı altında, eylemsizliğe itildiklerini, halkın gözünde inanç, tarafsızlık ve saygınlıklarını yitirdiklerini belirtiyordu Şahin.
Adalete sinyal
Bu sözleri nedeniyle, Ankara Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı, hakim Kemal Şahin hakkında, "hizmet dışında, resmi sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu" gerekçesiyle, soruşturma açma izni talep etti. Fezlekeyi Ceza İşleri Genel Müdürlüğü soruşturma izni verilmesi gerektiği görüşüyle Müsteşar'a iletti. Müsteşar Fahri Kasırga'nın "uygundur" parafını haiz fezlekeyi Cemil Çiçek hemen imzaladı. Soruşturma geçtiğimiz haftalarda başladı. Suçlu görülürse, Kemal Şahin'e HSYK'da kınama cezası verilebilecek. Emekli Korgeneral Altay Tokat hakkında herhangi bir işlem yapılmamaya devam edilecek.
1. sınıfa ayrılmış, terfilerinin hepsini "mümtaz" yapmış, 39 yaşındaki hakim Kemal Şahin, eğer ceza alırsa, bu onun geleceğini karartmayacak. Bu açıdan, suçun ve suçlunun ortada olduğu Şemdinli bombalamasında hazırladığı iddianame nedeniyle, HSYK kararıyla hem meslekten atılan hem de avukatlık yapma hakkı elinden alınan, geleceği karartılan, o yetmiyormuş gibi subayların kendisi hakkında açtıkları tazminat davaları altında boğulmaya çalışılan Ferhat Şenkaya'nın yaşadığı inanılmaz mağduriyetle, Kemal Şahin'in başına gelebilecek olanlar arasında elbette bir fark var. Ama bu nicel bir fark, nitel değil. Şahin'in kınama veya uyarı cezası alması demek, bütün yargıç camiasına verilecek güçlü bir yeni sinyal olacak. Adalet Bakanı'nın hakim ve savcıları hizaya getirme yöntemi de bu.
HSYK 27.6.2006 tarihli ve 353 no'lu kararıyla, yargı etiği ve yargı bağımsızlığı konusundaki en önemli uluslararası belgelerden biri olan, Bangalor Yargı Etiği İlkelerini kabul etti. BM bünyesinde hazırlanan ve 2003'te kabul edilen bu ilkeler, daha önce Avrupa Konseyi'nin Avrupa Hakimleri Danışma Komitesi tarafından Bakanlar Komitesi'ne tavsiye kararı vaz'etmek üzere önerilmişti. Bir yıla yakın bir zamandan beri HSYK'yı da bağlayan bu ilkeler içinde, 4.11 sayılı ilkede şöyle yazıyor: "Yargısal görevlerini tam ve eksiksiz bir şekilde icra etmek kaydıyla, hakim (...) hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularda yazı yazabilir". Hakimler ve Savcılar Yasası'nın 48. maddesi de benzer bir yazı yazma hakkı öngörüyor. Bu metinlerde, yargıçlar sadece övücü yazılar yazabilir veya suya sabuna dokunmayan teknik görüşler dile getirebilir denmiyor. Metinde ayrıca, hakimin düşünce ve ifade hürriyetine sahip olduğu da vurgulanıyor. Bu hakları kısıtlayan yegane koşul, "yargıçlık makamının onurunun zedelenmemesi" gereği. Anlaşıldığı kadarıyla, Adalet Bakanlığı bomba atarak yargıçları hizaya soktuğunu kıvançla dile getiren subayın, yargıçlık makamının onurunu zedelediği kanısında değil. Buna karşılık, bu örnekten hareketle, fiili dokunulmazlık zırhına bürünmüş kimi görevlilerin eylemlerinin Türkiye'de adaletin halk nezdinde itibarını yok etmesine Kemal Şahin'in dikkat çekmesi, bu "sayın" bakan, müsteşar ve adalet hiyerarşisinin üst katlarını işgal edenlerce onur zedeleyicidir. İnsan bazen aynı dili mi konuşuyoruz, "onur" kelimesinden aynı şeyi mi anlıyoruz diye sormaktan kendini alamıyor.
Türkiye'de bir mahkuma "sayın" diye hitap etmeyi, suçu ve suçluyu övme fiili içine sokmayı başaran bir zihniyet egemen bugün adalet sistemimizde. Savcılar bir merkezden düğmeye basılmış gibi, "sayın Öcalan" diyen birini buldular mı, hakkında ceza kanununun ilgili maddesinden işlem başlatıyorlar. 6 ay hapis cezası verebiliyorlar. Buna karşılık, aldığı ağır hapis cezasını çekmekte olan bir mahkuma, her vesileyle hakaret etmek suç değil Türkiye'de. Savcılar, Roj TV yayını serbest bırakılsın diye mektup yollayanlara, terör örgütüne yardım ve yataklıktan dava açıyorlar. Yapılan işle, buna biçilen suçlama arasındaki dengesizlik, ortaçağdaki engizisyon mahkemelerini anımsatıyor.
Devlet aklı
HSYK, 10.10.2006 tarihinde, 424 sayılı kararla, Budapeşte İlkeleri olarak bilinen, Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları'nın benimsenmesine karar verdi. Bu esasları okuduğunuzda, Türkiye'de bazı savcıların "devleti koruma" misyonu çerçevesinde, söz konusu ilkelerle taban tabana zıt bir pratik sergilediklerini çok daha açık biçimde görüyorsunuz. "Toplumun genel çıkarı ile birey hak ve çıkarları arasındaki adil dengeyi bulmaya çalışmaktan" çok, devlet aklının emrettiklerini koruma ve kollamaya Türkiye'de önem veriliyor. Aksi takdirde, velev ki bir suç örgütü ile ilişkili olduğu konusunda güçlü karineler bile olsa, bir TV kanalının izlenmesini talep etmeyi veya bir mahkumdan bahsederken sayın tabirini kullanmayı nasıl suç olarak tanımlayabilirlerdi? Bir subayın savcı ve yargıçlar hizaya gelsinler diye evlerinin önünde bomba patlatmasını anlayışla karşılayanlar, bugün Türkiye'de bay ve bayan yerine yaygın biçimde kullanılan bir kelimeyi suç ve suçluyu övme fiili içine rahatlıkla alıyorlar. Devlet aklı hele bir emretsin, daha neler neler icat ederler.
Şahin hakkında açılan soruşturmadan önce de, benzer soruşturmalar yargıçların tepesinde sürekli bir tehdit olarak yer alıyordu. Kenan Evren hakkında darbe yaptığı için soruşturma başlatmak isteyen savcının, ardından Van Savcısı'nın ümmüğüne basıldı. Şimdi sıra, hukuk ve adalet sistemi üzerine eleştirilerini dile getiren, yazan, konferanslara katılan yargıçların çanına ot tıkanmasında. Kemal Şahin'in dile getirdiği ve Türk adalet sistemininin onurunun gerçekten onulmaz biçimde zedelenmesine yol açan uygulamaları soruşturmak değil Adalet Bakanlığı bürokratlarının endişesi. Onlar kurumsal uzlaşmanın bekasından başka bir şey düşünmüyorlar. Bu kurumsal uzlaşmanın adalet kavramının özünü nasıl tahrip ettiğini, belli ki Adalet Bakanı anlayacak durumda değil.
Genelkurmay İletişim Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanıp, Genelkurmay Genel Sekreteri'nin onayıyla Genelkurmay İkinci Başkanı'na sunulan ve askeri savcının karargâh içinden çıktığını teyit ettiği, "TSK karşıtı ve yandaşları gazetecileri" içeren bir listenin varlığı değil bugün Türkiye'de suç olan. Kemal Şahin'in yazısında çizdiği tabloya uygun biçimde, bunun varlığını ortaya çıkarmak, kamu hizmeti yükümlülüğü taşıyan bir kurumun böyle bir tasarrufunun hukuk devletine aykırılığını belirtmek suç.
Ankara Barosu Başkanı, geçtiğimiz günlerde, Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığını bir kez daha dile getirdi. Gerçekten de, Türkiye güçlünün hukukunun hakim olduğu bir devlettir. Bunun önümüzdeki yeni göstergelerinden biri, ünlü günlüğün kaderi olacak. Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı'na ait olduğu iddia edilen günlük ve eğer bu günlük gerçekse, burada not edilen ve TCK açısından ağır suç teşkil eden fiiler hakkında nasıl bir işlem yapılacağını şimdilik bilmiyoruz. Merakla bekliyoruz. Ama şundan eminiz: Türkiye Cumhuriyeti'nde, kendisine teslim edilen güvenlik görevini, yönetime el koyma gibi bir amaç için kullanmaya teşebbüs etmeyi aklından geçiren, bunun için temaslarda bulunan kişilerin hizaya kanun yoluyla geldikleri gün, anayasamızda yer alan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma ilkesi kulağa hoş gelmekten başka bir anlamı olmayan, ritüel bir kalıp olmaktan çıkıp bir gerçeğin ifadesi olacaktır. Bunun gerçekleşmesi için, kanunun eşit biçimde herkes için geçerli olduğunu savunacak hakim ve savcılarımız kadar, onlara özenle sahip çıkması gereken kamuoyuna çok büyük sorumluluk düşüyor.