Önce temel paradigma ve ilkeler

Türkiye'deki ulusal kurtuluş hareketi, yerel ve bölgesel kongrelerden başlayıp, Sivas Kongresi'nden geçerek Büyük Millet Meclisi'nin toplanması noktasına ulaşacak bir iradeyi göstermişti.
Haber: ÜMİT KARDAŞ / Arşivi

Türkiye'deki ulusal kurtuluş hareketi, yerel ve bölgesel kongrelerden başlayıp, Sivas Kongresi'nden geçerek Büyük Millet Meclisi'nin toplanması noktasına ulaşacak bir iradeyi göstermişti. Kurtuluş Savaşı koşullarında oluşan yeni devlet ve iktidar düzenine ilişkin kuralları gösterecek yeni bir anayasa ihtiyacı ortaya çıkmıştı. Böylece meşruluk ve hukukilik niteliğine sahip çıkılarak, kurtuluş hareketi yeni bir anayasayla sürdürülmek istendi. İcra Vekilleri Heyeti'nin hazırladığı Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Layihası adını taşıyan ve genel kurula sunulan metin bazı bölümleri gözönüne alındığında bir hükümet programını andırıyordu. Bu belgenin daha çok "halkçılık programı" adıyla anılması da bunu gösteriyordu. 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu, yerel kongre iktidarlarından ulusal Meclis'e uzanan bir sürecin ürünü olup Cumhuriyet'in kuruluşunda sivil unsurlar önplandadır. Teşkilatı Esasiye Kanunu iktidarı sınırlamayı değil, ulusal birliği amaçlıyor, egemenlik ve iktidarın kaynağında köklü bir değişiklik yaparak, milletin temsilcisi olan meclisi tek ve sınırsız güç olarak öne çıkarıyordu. 20 Nisan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununu ise ikinci BMM yaptı. Kanun-i Esasi Encümeni, anayasa tasarısı hazırlanması konusunda bir öneri olmadan, kendiliğinden bir tasarı hazırlayarak BMM genel kuruluna sundu. BMM kurucu bir meclis olmamasına rağmen, ulusun tek ve egemenlik hakkını kullanmaya tam yetkili temsilcisi sayıldığından yeni bir anayasa yapabileceği konusunda bir kuşku bulunmuyordu. Amaç güçlü bir devlet düzeni yaratmaktı. Ancak bu gücün toplandığı organ yürütme değil, temsili bir nitelik taşıyan BMM'dir. Yürütme erki de BMM'ye aittir. 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu insan hak ve özgürlükleri bakımından liberal bir dünya görüşünü yansıtıyordu. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kurtuluş mücadelesinden cumhuriyete uzanan dönemin koşullarından ortaya çıkmış, geçici bir nitelik taşıyan, nev'i şahsına münhasır bir düzenlemedir. 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da devrimlerin yaşama geçirildiği ve ulusal devletin kuruluşunun tamamlandığı bir dönemi işaret eder. Ancak çok partili rejim 1960'ta kesintiye uğradı ve yeni bir anayasa ihtiyacı doğdu. 1961 Anayasası bir askeri darbenin ve bu darbeyi besleyen koşulların ürünüdür. Bu anayasa bir askeri rejim ortamında hazırlandı, 37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi ve seçkinci bir karakter taşıyan Temsilciler Meclisi'nden meydana gelen Kurucu Meclis tarafından yapıldı. Türkiye'de bir anayasanın kurucu Meclis tarafından oluşturulması 1961'de yaşanan ilk deneydir. Mustafa Kemal dahi 1920'de aldığı tepkiler yüzünden "meclis-i müessisan"dan vazgeçerek daha ılımlı bir formülü seçmişti. 1961 Anayasası hazırlanması ve kabulünde üç aşama vardır. Ön tasarıların hazırlanması, tasarıların Kurucu Meclis tarafından tartışılıp kabulü ve halkoylaması. MBK ve TSK Başkumandanlığı yeni bir anayasa ön tasarısı hazırlamaları için İstanbul Hukuk Fakültesi'nden yedi öğretim üyesini görevlendirmişti. Bu bilim kurulu Ankara Üniversitesi'nden de üç üye alarak ön tasarıyı hazırlayıp MBK'ye sundu. Bu konuda hazırlanan ikinci taslak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin hazırladığı ön tasarıdır. 1961 Anayasası kabul edilirken yaşanan bir başka ilk, halkoylaması yapılmasıdır. 1961 Anayasası bir yandan hak ve özgürlükler bakımından Batı standartlarını getirmiş bir anayasa olmasına rağmen, diğer yandan askeri vesayetin ve çift başlı yargının yolunu açtı. 1971 askeri darbesinden sonra anayasada yapılan değişikliklerle 1961 Anayasası hak ve özgürlükler bakımından geriye gitti, askeri vesayet ise pekiştirildi. Anayasaya ilk kez Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (Askeri Danıştay) konularak, idari yargıda da çift başlılık yaratıldı. Özellikle 1975'lerden sonra iç terörle ve ekonomik baskılarla istikrarsızlaştırılan çok partili rejim 12 Eylül 1980'de sert bir askeri darbeyle karşılaştı. Beş orgeneralden oluşan Milli Güvenlik Konseyi 29 Haziran 1981'de çıkardığı bir kanunla, yeni bir anayasa yapmak üzere MGK ve Danışma Meclisi'nden oluşan bir kurucu meclis oluşturdu. Danışma Meclisi kendi üyeleri arasından anayasa tasarısını hazırlamak üzere 15 kişilik bir komisyon görevlendirdi. Tasarının hazırlık aşamasında kişi ve kuruluşlardan yazılı görüş alındı. Danışma Meclisi'nde görüşülüp kabul edilen anayasa daha sonra MGK'da kabul edildi, son sözü MGK söyledi. Bu anayasa 7 Kasım 1982'de halkoyuna sunuldu.
1921 ve 1924 Anayasaları özel dönem ve koşulların düzenlemeleri olup doğrudan BMM tarafından ilkelerde toplumsal mutabakat aranmadan oluşturulmuştu. 1961 ve 1982 Anayasaları ise askeri darbeler sonucu, askeri darbeyi yapanlarca oluşturulan kurucu meclislere dayatmacı bir yöntemle yaptırıldı. Sonuç olarak bugüne kadar yapılan anayasalar ilkelerde bir toplumsal mutabakat aranmadan yapıldı ve uygulamada da başarısız kaldı. Bugün elimizde tarihsel bir fırsat bulunuyor. Bu fırsat, temel paradigması ve ilkeleri geniş bir toplumsal mutabakatla oluşturulacak özgürlükçü, demokratik ve sivil ruhlu bir yeni anayasanın oluşturulması imkanıdır. Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Bu toplumsal mutabakat, geniş bir toplumsal temsil niteliğine sahip bir kurulun anayasanın temel paradigması ve ilkeleri üzerinde mutabakata varmasıyla sağlanmalı daha sonra uzmanlardan oluşan bir kurul teknik çalışmayla maddeleri yazmalıdır. Bu aşamalarda çalışmalar açık ve şeffaf olmalı, toplumun ve bireylerin katkısı sağlanmalıdır.
İzlenen yöntem
Yeni anayasanın içeriği kadar oluşturulma sürecinde izlenen yöntem de çok önemlidir. Yeni anayasanın ilke ve amaçlarının gerçekleştirilebilmesi geniş bir toplumsal mutabakatla oluşturulmasına bağlıdır. 1787 tarihli Amerikan Anayasası ile 1978 tarihli İspanyol Anayasası buna örnektir. Yeni anayasa öyle bir yöntemle oluşturulmalı ki azınlıkta olan insanlar da "bu benim anayasam" diyebilsinler. Madde yazımı teknik bir iş olup son aşamayı ifade eder. Ayrıca teknik maddeler üzerinde mutabakat sağlamak zordur. Oysa ilkeler üzerinde mutabakat sağlamak daha kolaydır. Bu nedenle ilkeler üzerinde tartışmanın ve mutabakata varmanın kolaylığını göstermek aynı zamanda da önerilerde bulunmak üzere aşağıda bazı ilkeleri belirtmek istiyorum.
Öneriler
1. Anayasa askeri vesayete olanak sağlayan kurumları barındırmaz. Askeri bürokrasi sivil otoritenin emrinde olup ordunun görevi dış güvenliğin sağlanmasıdır.
2. Hakim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi, tabii hakim ilkesi ve yargılama birliği ilkesi adil yargılanma hakkının asli unsurlarıdır. (Böylece çift başlı yargı sorunu çözülmüş olur.)
3. İnsanlar özgür doğarlar. İktidarın ve devlet kurumlarının görevi insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasını sağlamak ve hukuk güvenliğini garanti etmektir. Hak ve özgürlükler düzenlendikten sonra, bu hak ve özgürlükleri kullanılamaz hale getiren istisnalara ve sınırlamalara yer verilemez. Hak ve özgürlükler uluslararası sözleşmeler ve AİHM kararları ışığında yorumlanır.
4. İfade özgürlüğü ancak şiddete teşvik ve tahrik, iftira ve hakaret oluşturma nedenleriyle sınırlanabilir.
5. Anayasa Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların ve halkların haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini korumayı ve hukuk güvenliğini garanti eder. (Farklılıklarımızla birlikte birarada barış ve özgürlük içinde yaşamayı sağlar.)
6. Tek ve bölünmez bir bütün olan Cumhuriyet, yerel özerklikleri yerinden yönetimin güçlendirilmesine yönelik olarak ve idari sınırları (bölgeleri) dikkate alarak tanır ve gerçekleştirilmesini kolaylaştırır. (Kürt sorununun çözümüne açılım sağlamak açısından önemli.)
7. Devlet, bireyin ve toplumun tüm kesimlerinin hak ve özgürlüklerini korumak ve kullanılmasını sağlamak, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve yoksulluğu aşmak için hukuk içinde hareket etmek üzere oluşturulmuş, ideolojisi bulunmayan bir aygıttır.
8. Güvenlik sektörünün (ordu, polis, jandarma, MİT) güvenlik harcamaları ve faaliyetlerinin denetimi, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin hazırlanması ve denetlenmesi parlamentonun denetimi ve gözetimi altındadır.
Yukarıda belirtilen ve örnek olarak sunulan ilkeler düzeyinde bir toplumsal mutabakat sağlanması, yeni anayasanın sivil bir süreçle inşa edilmesi bu anayasanın ilke ve amaçlarının gerçekleştirilmesi ve halk tarafından sahiplenilmesi açısından önem gösteriyor ve tarihi bir fırsat sunuyor. Hükümet bu süreci, "benim anayasam diyebilmen için sen de sürece katıl" sloganıyla başlatmalıdır.