Önleyici önlemler

Haber: ALİ HAYDAR FIRAT* / Arşivi

Türkiye AKP hükümetinin açıkladığı demokrasi paketini tartışırken gündeme Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının ortaklaşa hazırladıkları “Polis Paketi” damgasını vurdu. Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre daha önce hâkim ve savcı talebiyle uygulanan “önleme gözaltıları” bundan böyle 12-24 saate kadar polis yetkisiyle mümkün hale getiriliyor. Yani paketin yürürlüğe girmesiyle polis, “eylem yapma ve olay çıkarma olasılığı olanları”, hakim ve savcı izni olmadan direkt gözaltına alabilecek. Bu durum akla 11 Eylül sonrasında ABD’de neo-conların yürürlüğe koyduğu “Pre-emptive strike” yani “önleyici darbe stratejisi”ni getiriyor.

Polisin paketi

Gezi protestoları sürecinde altı gencin öldürülmesi, binlerce insanın yaralanması ve gözaltına alınması yetmezmiş gibi polisin yetkilerini yetersiz bulan AKP, şimdi polise geniş yetkiler vermeye çabalıyor. Polisle ortaklaşa hükümet etme stratejisi, öncelikle AKP’nin açıkladığı demokrasi paketini boşa çıkarıyor. Gezi direnişiyle ortaya çıkan ve Türkiye’nin bugüne kadar tanıklık ettiği en kitlesel ve en çoğulcu toplumsal muhalefet, AKP’nin en büyük korkusu haline geldi. AKP bu toplumsal muhalefetin bir daha ayağa kalkmaması için ikili bir stratejiyi yürürlüğe koymuş görünüyor. Öncelikle iddialı da olsa şu tespiti yapmak gerek: AKP’nin açıkladığı demokrasi paketi Gezi direnişinin bir sonucu. Gezi’nin ortaya çıkardığı tablo ve mücadele kararlılığı tek başına polis şiddetiyle bu muhalefetin bastırılamayacağını ortaya koydu. AKP bu kitlesel muhalefetin toplumsal meşruiyetini kırmak için demokrasi paketini açıkladı. Ancak AKP de, Gezi direnişine katılanlar da bu paketin istenileni vermediğini gördüler. Bu paket ne Kürtlerin, ne Alevilerin, ne azınlıkların ne de toplumsal muhalefetin diğer bileşenlerinin taleplerini karşıladı. AKP bu paketi toplumsal muhalefet için çıkarmadı. AKP’nin amacı geniş kesimlerde “daha ne istiyorlar” algısını hakim kılmaktı. Buradaki hedef, muhalefetin toplumsal meşruiyetini budamaktı. Yani bu muhalefetin yükseldiği zemini, ona güç veren kaynakları ve haklılık kazandıran insani talepleri elinden almak. AKP bu paketle geniş toplum kesimlerinde ‘demokratikleşme’ algısını yerleştirerek kaybettiği toplumsal rızayı yeniden üretmek istiyor. Ancak bu paketin toplumsal muhalefetin isteklerini karşılamadığını bilen AKP’nin ikinci hamlesi, bu muhalefeti baskı altına alacak yeni bir paket hazırlamaktı. İşte “polis paketi”, bu ihtiyaçtan ortaya çıktı.

Azınlık Raporu

En temel insan hak ve özgürlüklerine, uluslararası sözleşmelere aykırı olan bu paket, Gezi’deki polis şiddetine verilmiş bir ödül, polis devletinin kurumsallaştırılmasına dönük bir büyük hamle. Yıllarca Doğu ve Güneydoğu’da olağanüstü hal uygulayarak 17 bin faili meçhul cinayetin işlenmesine sebep olan zihniyet, şimdi bu olağanüstü hali tüm Türkiye sathına yayma peşinde. Olağanüstü hal döneminde de polis keyfi bir biçimde istediklerini gözaltına alabiliyordu. Sonrasında da o insanlardan bir daha haber alınamıyordu. AKP’nin bu yeni paketi de aynı işlevi görecektir.
Yazının başında bu paketin neo-con’ların “Pre-emptive strike”, yani “önleyici darbe stratejisi”ni akla getirdiğini yazmıştım. Bu strateji Irak’tan Afganistan’a kadar yüz binlerce insanın ölümüne ve binlerce insanın işkence görmesine neden olmuştu. Guantanamo Kampı da hâlâ herkesin aklında. Artık her 1 Mayıs, her Nevruz ve her yürüyüş öncesi polisler evleri basacak ve istediklerini gözaltına alacaklar.
Bu çerçevedeki son göndermemiz Steven Spielberg’in ‘Minority Report/ Azınlık Raporu’ filmine olsun. Filmde suç işleyecekleri önceden tespit eden sistem, bir gün kendisini yaratanların başına bela olur. Dünya halklarının daha fazla demokrasi, özgürlük ve eşitlik talepleriyle ayağa kalktığı bir dönemde polisiye önlemlerle bu talepleri bastırmak en sonunda bu kurguyu oluşturanlara zarar verecektir.
* Dr.