Örnekleme toslayan 'kafa'

Örnekleme toslayan 'kafa'
Örnekleme toslayan 'kafa'
Okan Bayülgen'in yeni programları 'iyisinden' birer Bayülgen şovu, ancak sadece yüzde 2 reyting aldı! Eğer Beyaz Şov, geceyarısından sonra yayına girip yüzde 5 reyting alabiliyorsa 'örneklem'i tekrar analiz etmek zorundayız
Haber: ORHAN TEKELİOĞLU* / Arşivi

En çok eleştirenlerden biri olduğum için rahatça yazabilirim, birçok kusuruna rağmen Okan Bayülgen’in özellikle ‘Gece Kuşu’ ve ‘Televizyon Çocuğu’ ile açtığı kulvarın Türkiye televizyon tarihinde çok önemli bir yeri olduğunu teslim etmek zorundayız. Netice itibarıyla, konukları “allama, pullama, pohpohloma” diyebileceğimiz berbat bir “sohbet programı” anlayışını altüst eden, gerektiğinde stüdyo konuklarına, stüdyodaki izleyiciye ve programa telefonla katılanları eleştirebilen (tiye alabilen, saldırabilen, yayından alabilen), dinamik, interaktif, sosyal medya araçlarını etkin olarak kullanan bir “talk şov” formatıyla tanıştırdı izleyiciyi. Üstelik kaba mizah yerine, ironi ile sarkazm arasında dolaşan bir komiklik halini benimseyerek özellikle genç izleyiciler için “kült” bir statü kazandı. Daha sonraki yıllarda yaptığı, ticari açıdan bazıları başarılı, bazıları başarısız olan programların içeriklerini tartışmanın bir anlamı yok belki ama, Bayülgen’in haftada üç programla (Muhallebi, Çıplak, Makina “kafa”lar) bir süredir ara verdiği ekrana dönmeye karar vermesinin yeni reyting sisteminin ortaya koyduğu sosyolojik yapıyı anlamada bize yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Üstelik şovlar, üst ligden hızla “düşerken” sahip değiştiren bir kanal olan Show TV’de ekrana geliyor; üst lige tırmanmak için çırpınan, eski prestijini elde etmek için reyting şansı olan programları transfer etmeye çalışan bir kanalda.

Yeni örneklem

Yıllardır reyting ölçümlemesi yapan AGB’nin malûm denek “skandalı”ndan sonra sadece ölçümleme yapan şirketler değişmedi (TNS ve SBT), izleyici popülasyonunu temsil eden “örneklem”in nasıl oluşturulacağına dair esaslar da ciddi bir değişime uğradı. İşin teknik kısmına derinlemesine girmeden kabaca özetlemeye çalışırsak, reklamverenin dertlerine (AB denen yüksek gelir gruplarına öncelik veren) asla çare olamayacak, aslında sosyolojik olarak temsiliyet kabiliyeti daha güçlü olan bir örneklem reytinglerin tespitinde kullanılmaya başlandı. Sadece büyük şehirlerin merkezi bölgelerini kapsamayan, şehirlerin çeperlerindeki semtleri, önemli kasabaları, hatta nüfusu 20 binin altındaki yerleşim birimlerini de hesaba katan bir örneklem kullanılıyor yeni reyting sisteminde.
Böylece, bizzat siyasal otorite marifetiyle şekillenen bu müdahalenin neticeleriyle yaşamaya alışmamız gerektiği de daha net ortaya çıkıyor. Çünkü yeni “örneklem”, sosyolojik yapılanmasından ötürü daha “muhafazakâr” bir “kültürel beğeniyi” önceliyor, Türkiye metropollerinde hayata damgasına vuran “melezlik” halinin, heterojen varoluşun ekrana gelmesine dolaylı olarak (düşük reyting oranlarıyla) set vuruyor. “Aykırı” bireylik halleri yerine, geleneksel değerleri boşlamayan, “sorumluluk” ve “yükümlülüğe” öncelik veren, ailesi, mahallesi ve mensuplarıyla bütünlüklü ve homojen bir toplumu hedef alan programların reytinglerde şansı da böylece artmaya başlıyor.

Konuk mönüsü

Gelelim Bayülgen’in ilk haftaki performansına. Hadi tüm izleyiciyi boş verelim ama, AB grubunda da programın 46 ile 50. sıra arasında dolanmasına, reytinglerde 0,79 ile 0,92 bandında sıkışmasına, izlenme payında ise 4,22-5,75 bandında patinaj yapmasına “duvara toslamak”tan başka ne denebilir? Yine de, 12 Ekim Cumartesi günü şov ilk kez ilk 10’a yaklaşarak 12. oldu ve yine ilk kez, reytingde yüzde 2’yi biraz geçerek yüzde 11,09 izlenme payı aldı. Saat 23.17’de başlayan bu şova (‘Makina Kafa’) yakından bakarsak hiç de fena olmayan bir konuk tablosuna ve klasik bir “Okan performansı”na sahip olduğunu görüyoruz. Bayülgen’in uzunca süredir kurguladığı bir “konuk mönüsü” (izleyici tarafından “yenilecek” diyelim!) ve performans düzeni oluyor. Bir “deli-komik”, bir “nefret öznesi”, bir “müzisyen-eğlendirici”, bir asla “saldırılmayan ve saygı uyandıran” ağır abi ya da abla, bir sıkışınca saldırılabilecek ya da komik olabilecek “joker”, bir ya da iki “güzel” insan (genellikle kadın ). Davet edilenlerin çoğu o esnada yaptıkları bir işin promosyonu nedeniyle geldiklerinden ve zaten çoğunlukla medya dünyasına mensup olduklarından bol bol görüntü de sağlamış oluyorlar. Böylece Bayülgen, önce görüntüleri izletip içeriklerine göre konuklarla diyaloglara girer gibi yapıyor. Ama asıl derdi, baştan kurguladığı konuk “pozisyonlarını” (deli, nefret objesi, ağır abi gibi) ekranda “görünür” kılmak. “Deli” iyice delirtiliyor, “nefret objesine” saldırdıkça saldırılıyor, telefonla katılanlara arada “dersleri” veriliyor, “ağır” abi ve ablalaraysa asla dokunulmuyor vb.

Sivri dilli ve aykırı

12 Ekim’in konuk “mönüsü” de, hakkını yemeyelim, başta Atilla Taş olmak üzere “taş” gibiydi. İlker Aksum, Eyşan Özhim, Gamze Karaman, Gülhan Şen, Gökçe Özyol, Berkay Şahin kendilerine biçilen “görevleri” hakkıyla yerine getirdi. Her şey dengeliydi, çok fazla saldırı yoktu, Okan’ın monologları yine vardı ama Kanal 8’deki programlarla kıyasla bayağı kısa ve kabul edilebilir bir düzeydeydi. Özetle, tipik ve “iyisinden” bir Bayülgen şovuydu. Bir-iki yıl önce olsa o gecenin reyting listesini ve tabii ki sosyal medyasını kolayca sallayabilecek, örneğin Ekşi Sözlük’te sayfalarca “girdi” üretebilecek program sadece yüzde 2 reyting alabildi! Duruma bakıp, Bayülgen’in ekranda eskidiğini iddia etmek bana yüzeysel bir analiz gibi geliyor. Çünkü eğer halen Beyaz Şov, geceyarısından sonra yayına girip yüzde 5 reyting ve yaklaşık yüzde 30 izlenme payı alabiliyorsa “örneklemi” tekrar analiz etmek zorundayız. Çünkü şovmenlerden biri “sivri dilli” ve “aykırı”, ötekiyse pek “edepli”, sanki “mahallenin çocuğu”! 
*Bahçeşehir Üni.