Oscarlık animasyonlar

Bir dönemin 'Dirty Dancing/Kirli Dans', 'Footloose' gibi 'otoriteye karşı dans' filmlerinin ruhunun yıllar sonra penguenler aleminde yeniden vücut bulacağı kimin aklına gelirdi? Ya da konuşan iki arabanın aşkını umursayacağımız?

Bir dönemin 'Dirty Dancing/Kirli Dans', 'Footloose' gibi 'otoriteye karşı dans' filmlerinin ruhunun yıllar sonra penguenler aleminde yeniden vücut bulacağı kimin aklına gelirdi? Ya da konuşan iki arabanın aşkını umursayacağımız? Tüm bunlar üç boyutlu animasyonların marifetleri. Bu hafta da Şubat tatilinin yaklaşması vesilesiyle senenin Oscar adayı iki animasyonunu sinemada seyretme şansına sahibiz. İlki, yeniden gösterime giren, üç boyutlu animasyon devi Pixar'dan çıkma 'Cars/Arabalar' (John Lasseter, Joe Ranft). Bildik bir hikâyeyi, yolunu şaşırıp taşrada mahkum kalan ama böylece kendini bulan kahramanın öyküsünü arabalara uyarlıyor. İkincisi de 'Happy Feet/Neşeli Ayaklar'. O da uyumsuz, toplum dışı bir penguenin kahramanlık maceralarını aktarıyor. Senenin üçüncü Oscar adayı 'Monster House/Canavar Ev' ise geçen sene Türkiye sinemalarında gösterime girdi. Komşu evlerinin yaşayan bir varlık olduklarını keşfeden üç çocuğun hikâyesi, birçoklarına 1980'lerin korku soslu banliyö komedilerini hatırlattı.
Aslında en iyi uzun metrajlı animasyon Oscar'ı, bu sene 79.'su verilecek ödüllerin en genç kategorilerinden. Sadece senelik bir geçmişi var. 2001'de 'Chicken Run/Tavuklar Firarda'yı değerlendirmeye katamadıklarından dolayı üzüntü duyan Akademililer, ertesi sene ödül kategorileri arasına en iyi uzun metrajlı animasyonu da kattı, ilk ödülü de 'Shrek'e verdi. Hayao Miyazaki'nin olağanüstü anime'si 'Spirited Away/Ruhların Kaçışı' ve Nick Park ile Steve Box'un efsane 'stop motion' animasyonu 'Wallace & Gromit: The Curse of the Were-Rabbit/Wallace ve Gromit Yaramaz Tavşana Karşı'nın kazandığı seneler dışındaki tüm Oscar'lar da üç boyutlu bilgisayar animasyonlarına gitti. 2004'te 'Finding Nemo/Kayıp Balık Nemo', 2005'te 'The Incredibles/İnanılmaz Aile' bu genç ödülün sahibi oldu.
Oscar adaylıklarını, senenin dökümü kabul edersek 2006'da da hakimiyetin üç boyutlu bilgisayar animasyonlarına ait olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Gerçi Akademi'nin görüş alanına girememiş sıradışı denemeler de mevcuttu. Bizde galası Filmekimi'nde yapılan Richard Linklater imzalı 'A Scanner Darkly', gerçek oyunculu çekimleri bilgisayarla animasyona dönüştürmeye imkan sağlayan rotoscope tekniğiyle izleyicisine daha önce pek tanık olmadığı türden bir seyir sundu. Dışarıda epey gürültü koparan 'Rennaisence' benzer bir tekniği kullandı. Ama 1995'te 'Toy Story/Oyuncak Hikâyesi'yle başlayan, -daha doğrusu bugün bildiğimiz formatıyla görücüye çıkan- üç boyutlu animasyonlar, verimliliklerini sürdürüyor. İster arabalarinki isterse penguenlerinki olsun, el attıkları her dünyadan seyirciyi kıskıvrak yakalayan hikâyeler anlatmayı beceriyorlar. Zaten bu animasyonların avantajı hem derinlik itibarıyla gerçeğe daha yakın olmaları hem de imkanların elverişiyle zengin bir hayal gücüne hitap edebilmeleri. Belki de biraz bu yüzden seyirciye özdeşleşme imkanı sunuyor, onu o hikâyenin içine çekmeyi beceriyorlar. Tabii iyi hikâyelerin, gözalıcı çerçevelemelerin de etkisiyle.
Taze haliyle klişeler
'Neşeli Ayaklar'ın bir belgesele yakışacak denli gerçek duran penguenleri, şarkı söylüyor. Zaten hikâyenin asıl meselesi de bu. Çiftleşmek ve dolayısıyla üremek için şarkı söyleyen penguen toplumunda Mumble ismi verilen uyumsuz bir yavru doğuyor. Şarkı söyleyemiyor ama dansa çok yetenekli. Ayakları bir İmparator pengueninkine yakışmayacak kadar çok hareket ediyor. Tabii bu farklılığı, tek tip penguen toplumunda pek hoş karşılanmıyor. Mumble'a sesini veren Elijah Wood'un daha önceki filmlerinde çokça canlandırdığı uyumsuz ergen tiplemesi, bu sefer baskıcı penguenlerin elinden çekiyor. 'Neşeli Ayaklar'ın başarısı, diğer filmlerden tanıdık bu dünyayı penguenler alemine uyarlamadaki başarısı ve buna kattığı inandırıcılık. Bu inandırıcılığın asıl meyvesi ise Mumble'ın besin zincirini eski haline getirme çabaları anlatılmaya başlandığında yeniyor. 'Neşeli Ayaklar' sayesinde bir süreliğine, en azından iki saatliğine, insanların dünyaya hükmeden uzaylılar olduğuna inanıyoruz. Yapımcısı olduğu 'Babe/Bebe', hem yapımcılığı hem de yönetmenliği üstlendiği 'Babe: Pig in the City/Bebe Şehirde'den hayvanlar dünyasına tecrübeli George Miller, üç boyutlu bir bilgisayar animasyonunda da elini sağlam tutuyor. Ergen penguenlerin ilk balığa çıkışlarını lise mezuniyet balosuna, çiftleşmelerini düetlere, toplu yaşam biçimlerini katı bir sosyal düzene çeviriyor. En eğlencelisi de, filmin kahramanları İmparator penguenlerine nazaran daha hareketli ve kısa boylu türdeşlerinin, aksanlarıyla, 'saç'(!) modelleriyle Mumble'a destek çıkan neşeli Latinler olarak resmedilmeleri. Animasyonlarda bildiğimiz tüm klişeler bir bir yer buluyor. Ama daha eğlenceli ve haliyle daha taze şekillerde.
'Arabalar' da bunu test etmek için ideal filmlerden. Zira kendini taşrada bulma hikâyesi, baştan sona tanıdık. Owen Wilson'ın seslendirdiği Lightning McQueen, ümit vaat eden bir yarış arabası. Bel bağladığı ralliye doğru yol alırken unutulmuş bir otoyola sapmak zorunda kalıyor. Berbat ettiği asfaltı yeniden dökmesi için mahkeme kararıyla burada bir iki gün geçiriyor. Tabii otoyolun eksantrik sakinleri ve güzel bir dişi araba (Bonnie Hunt) hikâyenin gidişatına biraz yön veriyor. Emekli askeri jip, 1960'lardan kalma, kafası sürekli 'iyi' Walkswagen, 'siyah' Chevrolet'ler ve etrafta uçuşan 'böcek' Vosvoslar, hikâyenin arabalarla gerçek dünya ve diğer filmler arasında kurduğu bağlantılardan birkaçı. Çoğu animasyon gibi izleyicisini gülmeye sevketmesi garanti ayrıntılar. Belki de 'Oyuncak hikâyesi'nden beri her sene en azından birkaç tanesi gösterime giren üç boyutlu animasyonların asıl çekiciliği de burada. Bildiğimiz Hikâyelere taze bir soluk getirmeye imkan vermelerinde. 'Neşeli Ayaklar' da 'Arabalar' da bu tazelikten bolca nasiplenen seyirlikler.

Erman Ata Uncu