ÖSS mi, yoksa ÖÇS mi?

Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre ergenlik dönemi 10-19 yaşlarını, gençlik dönemi ise genellikle 15-25 yaşlarını kapsıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımladığı bu pırıltılı, coşkulu rengarenk dönem fizyolojik, psikolojik...
Haber: FERİDE CİHAN GÖKTAN / Arşivi

Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre ergenlik dönemi 10-19 yaşlarını, gençlik dönemi ise genellikle 15-25 yaşlarını kapsıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımladığı bu pırıltılı, coşkulu rengarenk dönem fizyolojik, psikolojik, sosyolojik gereksinimleri belirtilmiş sağlıklı bir yaş dönemini işaret ediyor. Ve çok tabii olarak sağlıklı bir gençlik dönemi geçirmiş bireylerden oluşan toplumlar gelişmiş, dengeli ve ileri toplumlardır. Sağlıklı bir gençlik ve ergenlik dönemi, iyi geçirilecek bir hayatın neredeyse garantisidir. DSÖ'nün "gençlik dönemi" diye tanımladığı bu kavramının üstündeki tüm coşku ve parıltısını süpürerek bu yaş döneminin ismini sadece "sınav" dönemi olarak değiştirmek istiyorum müsaadenizle... Neredeyse çocukluk dönemine bile uzanan upuzun bir sınav dönemi. Sınavlar zinciri. OKS, ÖSS, KPSS, vs... Yani insan hayatı artık fizyolojik ve hormonal faktörlere göre değil eğitim sisteminin dayatmalarına göre şekilleniyor günümüz "Türkiye"sinde. Tüm ergenlik ve gençlik döneminin fiziksel ve hormonal iniş çıkışlarını tamamıyla baskılayan, onları ve gençliklerini dört duvar arasına sıkıştıran uzun bir sınav döneminden geçiyorlar. Sınav sisteminin oluşturduğu kaba tuğlalardan örülmüş bu duvarı aşmaya çalışıyorlar. Duvara karşı koşturanlar... Duvar o kadar yüksek ki, 17-18 yaşlarının o zapt edilemez hayalleri ile bu duvarları aşamazlar. Bu sınav duvarlarına çakılıyor çoğu zaman hayalleri. Duvar o kadar kalın ki gençliklerinin o sıcacık iklimini hiç hissetmiyorlar. Hiçbir duvar, bu kadar genç yaşta insanın önüne çıkan bu duvar kadar kalın ve bu kadar yüksek olamaz.
Üniversite giriş sınavlarında, yaklaşık 1 milyon kişinin "giremediği" bir sistemde bu pırıl pırıl gençlerimiz, "bir sınavı başarma"yı değil "bir sınavı başaramama"yı öğreniyorlar ve onlar pırıl pırıl gençler değil artık solmuş, soldurulmuş, pırıltısız gençler oluyorlar ve artık genç bile değiller.
Öğretilmiş çaresizlik sınavı
Bu başarıdan çok başarısızlığı öğreten eğitim ve sınav sisteminin adı ÖSS değil "ÖÇS" olmalıymış bence. Kötü eğitim sistemleri, dershanelerin ticari amaçları, ebeveynlerinin durdurulamaz hırsları ve üniversiteye giriş ihtimali yaklaşık yüzde 10 oranı ile olan bir sınavın ismi, ÖÇS (öğretilmiş çaresizlik sınavı) olmalıydı.
Öğretilmiş çaresizlik, kişinin, elinden gelen her şeyi yapsa bile hedefe ulaşmasının hemen hemen imkansız olduğunu kendi deneyimleri veya gözlemleri sonucu öğrenip gittikçe ümidini yitirip bu yarışı kaybettiğini baştan kabullenmesidir. En baştan kabullenilen bu başarısızlık, hedefe yönelik motivasyonun tamamen yitirilmesine ve neredeyse hedefe tepkisiz kalınmasına neden olur. Ancak yüzde 10'unun iyi bir eğitimle hayata diğerlerine nazaran biraz daha iyi başlama ümidi olan ve işsizliğin kol gezdiği sokaklarda dolaşan yığınlarca gencin, bu dönemden geçerken en iyi öğrendikleri şey, ne matematik ne fen, en iyi öğrendikleri şey çaresizlikleridir. OKS ve ÖSS'de sıfır puan almış yüz binden fazla genç, öğrenilmiş çaresizlik sınavının en başarılı talebeleridir.
İşte hayata tam bu noktada öğrenilmiş ve öğretilmiş başarısızlıkları ile başlayan yüzlerce, binlerce genç insanımızdan gelecekte ne bekliyoruz? Veya daha doğru bir soru, ne bekleyebiliriz ki? Onlar en genç yaşlarında başaramamayı öğrendiler. Ne yaparlarsa yapsınlar başarısız olduklarını gördüler. Bu çocuklar, bu gençler sonraki yetişkin hayatlarında nasıl başarılı olabilirler ki?
Bırakın başarılı bir yetişkin olmayı, onlar bir yetişkin bile olamayacaklar. Yetişkin olmak için bütün gereksinimleri, bütün pırıltısı ve coşkusu ile bir gençlik dönemi geçirmeleri gerekirdi. Onlar hiç genç olmadılar ki.