Ötekileştirilen Kemalizm

Ötekileştirilen Kemalizm
Ötekileştirilen Kemalizm
İronik ve trajik olan husus sürekli olarak demokrasiden, çoğulculuktan ve özgürlükten bahseden liberal sol kesimlerin de ulusalcı kitleyi yok sayan bir tavır içerisine girmesi
Haber: ARMAĞAN ÖZTÜRK* / Arşivi

Başlık şaşırtıcı görülebilir. Çünkü gerek insani ilişkiler bakımından somut bir düzlemde, gerekse yakın tarihe damgasını vuran hemen her tartışmada Kemalizm ve Kemalistler genelde ötekileştirme ilişkisinin öznesiydi. Onlar suçlar, tanımlar veya dışlar, biz ise bu bahsi geçen dışlama ölçüsünde nesneleşirdik. Ama bir süredir durum radikal bir şekilde tersine döndü. Özellikle liberal solcu ve İslamcı-muhafazakâr kesimler ulusalcı kitleyi açık bir şekilde ötekileştiriyor.

Başörtüsü ve ant

Kemalizme yönelik dışlayıcı ve aşağılayıcı dili güncel bazı örnekler üzerinden somutlaştırarak tartışabiliriz. Bilindiği üzere Başbakan yakın bir tarihte demokratikleşme paketini açıkladı. Demokratik kamuoyu, ezici bir çoğunlukla ortaya konan içeriği toplumsal talep ve beklentilerin bir hayli gerisinde buldu. Ancak yine de iki noktada atılan adımların gerekliliği konusunda büyük bir mutabakat ortaya çıktı. Bu iki husus kamu görevlileri için türban yasağının kaldırılması ve andın yasaklanması. Tam bu noktada ötekileştirici ve yok sayıcı dilin ne kadar derine indiğini açığa çıkarma adına haklı bir soru sorulabilir: Acaba neden “isteyen başörtü taksın, isteyen ant okusun” gibi bir düzenleme yapılmadı da, “isteyen başörtü taksın ve ant kalksın” gibi bir uygulama üzerinde anlaşıldı? Başörtüsü yasağı kalktı ama bu sefer de ant yasaklandı. Oysa doğru tavır farklı yaşam tarzlarına eşit ölçüde saygı duyan bir anlayışı içselleştirmekten ve bu eşitlikçi etik politiğin gereğini yapmaktan geçmeliydi. Yasakların sayısını sabit tutmayı değil, azaltmayı amaçlamak bizi daha özgürlükçü ve çoğulcu bir toplumsal dizgeye taşıyabilirdi. Ancak bu fırsat kaçırıldı. Hükümet çocuklarının ant okumasını isteyen milyonlarca ebeveyni görmezden geldi. Asıl ironik ve trajik olan husus ise sürekli olarak demokrasiden, çoğulculuktan ve özgürlükten bahseden liberal sol kesimlerin de ulusalcı kitleyi yok sayan bir tavır içerisine girmesiydi. Halbuki pekala hangi okulda ant okunacağına okul aile birlikleri vasıtasıyla veliler karar verebilirdi. Böylelikle toplumsal farklılıklarımıza aynı anda ve eşit ölçüde saygı duyan bir çoğulcu siyaset de hayata geçirilmiş olurdu. Sahi neden olmadı? Yoksa ulusalcılar eşit yurttaş değiller mi? İslamcılar ve Kürtlerin toplum içindeki statüleri yükselirken yeni ötekimiz, yeni aşağı sınıfımız Kemalistler mi oldu yoksa?
Tabii ulusalcı-Kemalist kitleyi ötekileştiren hakim söylemin tek kanıtı demokratikleşme paketindeki hoyratça tutum değil. Ayrıca 29 Ekim’de sokağa dökülen kitlelere yönelik tepkilere ve CHP eleştirilerine bakabiliriz. Liberal kesimler gerek medya gerekse sosyal medya enstrümanları aracılığıyla cumhuriyeti heyecanla kutlayan kitleleri itham eden söylemi canlı tutuyor. Memleketin sokaklarında her türlü slogan atılıyor. Mesela “Önderimiz Apo” diyen kitleler var miting alanlarında. İnsanları düşüncelerinden, inançlarından ve ideallerinden dolayı kınayamıyoruz. Çünkü bu çok ayıp bir şey. Bu genel hoşgörünün tek ciddi istisnası ise ulusalcılar. Niye insanlar hâlâ bu devirde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağırıyor gibi bir içerikte sayısızca eleştiri yazısı okuyoruz ciddi pek çok gazetede. Neden böyle? Neden insanları olduğu gibi kabul etmiyoruz? Pek çok İslamcı ve liberal solcunun hayalini kurduğu üzere ulusalcılık tümüyle ortadan kalksa, Kemalistler başka bir şeye dönüşse daha az çoğulcu ve dolayısıyla daha fakir bir toplum olmaz mıyız gerçekten? Herkesin malumu olduğu üzere eskiden dindarlara böyle davranılırdı. Yokmuşlar ya da zaten zamanı gelince yok olacakmışlar gibi muamele görürdü muhafazakâr kesim. Şimdi ise aynı şey Atatürk ’e saygı duyan, milli günlerde evine bayrak asan, Anıtkabir’e giden veya 10. Yıl Marşı okuyan bir nesle yapılıyor.
Ötekileştirici dilin reel politik karşılığı ise CHP eleştirilerinde somut bir içeriğe bürünüyor. Muhalefete iktidardan daha fazla muhalefet eden bir demokratik kamuoyuyla karşı karşıyayız. Bu patolojik durumun yandaş medyayla ilgili kısmı için yapılacak bir şey yok. Erdoğan’ı eleştirmeleri imkansız çünkü. Zaten böyle bir şeyi yapmayacaklarını taahhüt ettikleri için bir köşeleri ve işleri var. Peki diğer kesimler? 2013 itibarıyla Türkiye ’de neler olduğunu unutup hâlâ tek partili yıllara gönderme yaparak konuşmak ne kadar hakkaniyetle bağdaşıyor? Atatürk devrimleri gerçekten de sadece baskıdan ve asimilasyondan mı ibaret? İslam dünyasının geriye kalan kısmındaki toplumsal vasat ve son 10 yılda ciddi ölçüde aşınsa dahi bizimle onlar arasında hâlâ hissedilebilen fark cemaat, mahalle ve aile karşısında bireye seküler bir özgürlük alanı kazandıran cumhuriyetin önemini açıkça ortaya koyuyor. Ancak sorun kurucu iktidarın yarattığı dönüşümün özgürlükçü bir niteliğe sahip olup olmadığı meselesinden ibaret değil tabii ki. Aynı anda cumhuriyetçi ve demokrat olunamaz ya da laiklik ve çoğulculuğa saygı duyulamaz tezi demokratik kamuoyunda oldukça popüler. Bu önyargı üzerinden CHP eleştiriliyor. Laik ulusalcı kesime yönelik ötekileştirmeye paralel bir şekilde Halk Partisi de ötekileştiriliyor. Ondan kendi kimliğini ve geçmişini reddetmesi, başka bir şeye dönüşmesi ve hatta mümkünse ortadan kalkması isteniyor. Oysa Şafak Pavey’ın son konuşması bile açıkça gösteriyor ki dışlayıp bir kenara attığımız insanlar hiç de bizim onlara layık gördüğümüz kadar karanlık bir siyasetin temsilcisi değiller.
* Ankara Üni., SBF